DİREN CEVAHİR ŞEN*: Ancak hepimiz endişelenirsek durdurabiliriz

Kitlesel bir açlık grevi bu ama gündem değil. Bakın, hasta tutsaklar da orada duruyor ve açlık grevine giren hasta tutsaklar da var. Tutsakların sağlığı konusunda oldukça endişeliyiz. Tutsaklar hayli kararlı; ölüm orucuna evrilme ihtimalini gözardı etmemek gerekiyor. Sanırım ancak herkes birlikte endişe duyarsa zorlayabiliriz.

07 Nisan 2017 Cuma | PolitikART

Cezaevlerinde durum, gerçekten çok vahim. Dışarıda olan bizler için de keza; savaş koşullarında yaşıyoruz, aylardır devam eden bir OHAL var. 

İçeridekiler, hep şöyle söylüyor: "Bizim yerimiz belli, biz asıl sizin için endişe ediyoruz, nerede başınıza ne geleceği belli değil." Onlar bizim için bu kadar endişelenirken, bizi bu kadar düşünürken, bizim de onları düşünmemiz gerekiyor.

Evet, yerleri belli; ama onların da başına ne geleceği hiç belli değil. Her an bir operasyonla üzerlerine ateş açılabilir, koğuşları yakılabilir. Bunlar bize uzak ihtimaller gibi geldiğinden midir, bilmiyorum ama cezaevlerinin kötü koşullarına tepki göstermek için açlık grevine giren tutuklu ve hükümlüleri görmezden geliyoruz.

Oysa yakın tarihte, başlarına ne gelebileceğini anlatan birçok örnek var. Çok geç de değil, 19 Aralık örneği burnumuzun dibinde. Şimdi de siyasiler günlerce tek başlarına bir odada kalıyor örneğin, kimsenin haberi bile olmuyor. Bu insanlar buna hepimizin özgürlüğü için katlanıyor üstelik. Kararlarını da sadece "Bizim koşullarımız özgürleşsin" diye değil, hepimizin koşulları iyileşsin diye alıyorlar. İçerinin özgürlüğü, dışarının özgürlüğünü de her zaman belirlemiştir çünkü.


Sadece hukukçular yetmiyor

Biliyorsunuz, avukatlar olarak tüm derneklerimiz kapatıldı. ÖHD de, ÇHD de... Dernek sonuçta, bir binadır ve bir tabelası vardır; biz faaliyetlerimize derneklerimiz kapatılsa da devam ediyoruz. Fakat açlık grevleri söz konusu olduğunda tutsaklarla sadece bizim dayanışma halinde olmamız yetmiyor. Her gün olumsuz bir olayla karşılaşıyoruz ve inanır mısınız bize gün yetmiyor. Her gün onlarca arkadaşımız başka başka cezaevlerine dağılıyor, gidip görüş yapmaya çalışıyor. Bir yandan cezaevlerindeki koşulları öğrenmeye, diğer yandan duruşmalarımıza girmeye çalışıyoruz.

Bu konu, sadece hukukçuların ve insan hakları savunucularının sorumluluğunda değil. İHD, ÖHD, ÇHD ve Kürdistan'da MHD; şimdi ortak bir platformumuzda var, Özgürlükçü Hukukçular Platformu (ÖHP)... Hukukçular bir şeyler yapmaya çalışıyor ama kamuoyu yaratmakta ne kadar başarılıyız? Ben açıkçası avukatların biraz yalnız kaldığını düşünüyorum. Siyasi partiler, meslek örgütleri, sendikalar biraz ses verse kötü mü olur?

Sağlıkçılar da çalışıyor, hukukçular gibi; SES'li arkadaşlarımız düzenli takipçisi oluyor açlık grevlerinin; ama onlarla da yetmiyor. Genel bir kamuoyu oluşmadığı müddetçe içeridekilerin sesini kimse duymuyor.

Endişeliyiz. Müvekkillerimizin sağlık durumu gün geçtikçe kötüye gidiyor. Haber alamama hali de var ve bunu zorlamak istiyoruz. Sanırım ancak herkes birlikte endişe duyarsa zorlayabiliriz.


Hasta tutsaklar da açlık grevinde!

Cezaevlerindeki durum, OHAL öncesinde de kötüydü; fakat OHAL, tam bir fırsata dönüştürüldü ve bu uygulamalar cezaevi yönetimlerine meşru hale getirildi. Sürgün, koğuştan alma, koğuştan işkenceyle çıkarma, tek kişilik hücreye atma ve hatta "mavi oda" denilen yerlere atma gibi insanlık dışı uygulamalar var. Bunlar devam ederken bir yandan da mektup hakları, haberleşme hakları, görüş hakları ellerinden alınıyor.

Selahattin Demirtaş ve Abdullah Zeydan, Edirne'de şu anda örneğin. Uzun süre ayrı ayrı hücrelerde kaldılar, birleştirmek için çok uğraştık. Ayrı kalmaları bir tecrit yöntemiyken, üstüne bir de başta spor haklarına "personel yetersizliği" gibi gerekçelerle el koydular. Tabii peşine düştük ve bu haklarını aldık. İşte tam da bunlar gündem edildiğinde bir takım düzelmeler oluyor. Sadece seçilmişlerin değil tüm tutsakların buna hakkı var.

İnanılmaz kötü muameleler var cezaevlerinde. Hem siyasi hem adli tutuklu ve hükümlülere. Avukatlara da uzanıyor bunlar. Cezaevine her gittiğimde farklı bir uygulamayla karşılaşıyorum. İşte siyasi tutsaklar, ağır tecrit koşullarına ve tüm bu kötü muamelelere yanıt olarak süresiz ve dönüşümsüz açlık grevine başladı. Kitlesel bir açlık grevi bu ama gündem değil. Bakın, hasta tutsaklar da orada duruyor ve açlık grevine giren hasta tutsaklar da var.

Tutsakların sağlığı konusunda oldukça endişeliyiz. Kadın tutsaklarla düzenli ve daha yoğun iletişimim var. Gebze, Şakran, Sincan ve Silivri'de kadınlar, süresiz ve dönüşümsüz açlık grevinde mesela ve artık durum endişe verici. Tutsaklar hayli kararlı; ölüm orucuna evrilme ihtimalini gözardı etmemek gerekiyor. Bu, geri dönülmez bir yola girmemize neden oluyor. Geçmişte deneyimledik, canımız yandı, biliyoruz.


* Özgürlükçü Hukukçular Platformu üyesi avukatla Yeni Özgür Politika muhabiri Tuğçe Yılmaz'ın PolitikART için yaptığı söyleşiden derlenmiştir.



744

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA