NAV-DEM Eşbaşkanı Bahattin Doğan: DKTM’ler kimlik, kimlik mutluluk verir

Doğru yaklaşıldığında ve inşa edildiğinde DKTM çalışmaları, katılanlara keyif ve mutluluk da verir. Dayanışmanın, bir arada olmanın, kendi özüyle buluşmanın güzelliği başka nerede bulunabilir ki?

21 Mart 2017 Salı | Dizi

HEVİDAR JİN SÜRER / HABER MERKEZİ


Almanya’daki yüzlerce Demokratik Kürt Toplum Merkezi’nde kongre heyecanı var. Almanya Demokratik Kürt Toplum Merkezi (NAV-DEM) bünyesindeki merkezlerin kongreleri ardından merkezi kongre de gerçekleştirilecek. Sadece 26 Mart Pazar günü bile ülkenin 19 kentinde DKTM kongresi var.

Kongre dönemi, hem geçmiş dönemin muhasebesi hem de yeni dönemin hedeflerinin belirlenmesi açısından Toplum Merkezlerinin en önemli dönemlerinden biri.

“Madem bu kadar önemli, yaklaşıma ve olup-bitene en fazla hakim olanlardan biriyle konuşalım” dedik ve NAV-DEM Eşbaşkanı Bahattin Doğan’a sorularımızı yönelttik.

Kongrelerin öncelikli gündemlerini ve yaklaşımlarını özetleyen Doğan, hedeflerinin “örgütsüz tek bir Kürt bırakmamak” olduğunu belirtti ve ekledi: “Doğru yaklaşıldığında ve inşa edildiğinde DKTM çalışmaları, katılanlara keyif ve mutluluk da verir. Dayanışmanın, bir arada olmanın, kendi özüyle buluşmanın güzelliği başka nerede bulunabilir ki? Yine DKTM’ler güçlendikçe çocuklarımız, gençlerimiz de güçlenir; çünkü insan, kimlik sahibi oldukça güç ve özgüven kazanır. Herkesin bu çalışmalara hem önemini kavrayarak hem de bu heyecanla bakması gerekir, diye düşünüyorum.”

 

Öncelikle NAV-DEM bünyesinde ne kadar kurum bulunuyor, nasıl bir yapı ve örgütlülüğe sahip, oradan başlayalım...

NAV-DEM, Kürtlerin Almanya’daki en büyük sivil toplum kuruluşu. Bünyesinde toplum merkezleri, halk meclisleri, kadın kurum ve meclisleri, dergahlar, camiler, spor kulüpleri, enstitü, şehit aile kurumu, gençlik, basın, TEV-ÇAND, Mala Êzidîyan gibi farklı alanlarda örgütlü 240 civarında kurum ve kuruluş var. 


Nasıl bir örgüt şemanız, yapılanmanız var?

Her alanda, eşbaşkanlık sistemine göre örgütleniyoruz; meclislerimiz, onlara bağlı komisyonlarımız var. Örgütlenmemizi ise Almanya’nın yasalarına, idari ve coğrafi yapılanmasına göre gerçekleştiriyoruz. İdari düzeyde, şehirlerde, eyaletlerde ve federal düzeyde yönetimlerimiz, meclisimiz, temsilcilerimiz bulunuyor. Coğrafi olarak ise Almanya eyalet sistemini baz alıyoruz; fakat kimi ihtiyaçlardan dolayı bazı eyaletleri birleştirmek durumunda kaldık; toplam 9 çalışma alanı saptadık.

Diyebilirim ki, Almanya’nın en ücra köşesindeki küçücük bir yerleşim biriminde örgütlü olan bireylerimiz veya kurumlarımız bile bu sistemle temsil edilebiliyor, karar mekanizmalarında etki sahibi oluyor. Hiçbir bireyi, kurumu, komisyonu diğerinden üstün görmüyoruz. Herkesin sözünü söyleyebileceği, eleştirisini yapabileceği ve kendini katabileceği bir örgüt şeması, yapılanması inşa edebilmeyi hedefliyoruz. Bu açıdan demokratik ve eşitlikçi bir temsil mekanizması söz konusu.


YEK KOM’dan NAV-DEM’e evrilirken Kürdistan toplumundaki tüm farklılıkları kapsama hedefiyle yola koyuldunuz. Bu hedef ne kadar başarılabildi?

YEK-KOM, 90’lı yılların koşullarına göre örgütlenmişti; kültür dernekleri üzerinden kendini bir sisteme kavuşturmuştu. Kürtlere çok katkı sağladı ama artık aşılması gerekiyordu. Geçen süre içinde Almanya’da gittikçe daha fazla yerleşik hale gelen ve sorunları da çeşitlenen halkımız, çok sayıda kurum da oluşturmuştu; merkezi ve yerel iradenin de kendini bu kurumlaşmaya ve yeni sorun ve ihtiyaçlara göre şekillendirmesi gerekiyordu. NAV-DEM, bu arayışla kuruldu.

3 yıllık süre zarfında elbette eksiklerimiz oldu, sıkıntılar yaşadık; fakat öte yandan büyük bir gelişme de kaydedildi. Demokratik Kürt Toplum Merkezleri üzerinden yürütülen çalışmayla ortaklık ve koordinasyon gelişti. Kürt halkının hem devlet hem de yerel kurumlar nezdinde muhataplığı konusunda da bir kafa karışıklığı vardı; artık o aşıldı. Almanya’da yaşayan Kürtlerin temsilcisi NAV-DEM’dir; bunu artık hemen herkes böyle görüyor. Eksiklerimiz bir yana, bunlar da hedefe ulaşılan noktalar, başarılar olarak görülebilir.

 

Dernekler bulundukları kentlerdeki Kürdistanlıların ne kadarına ulaşabiliyor? İki yıl önceki kongre kararında hedef 50 bin üyeye ulaşabilmekti. İstenen sonuca ulaşılabildi mi?

Bu bizim en büyük sorunumuz. Çok önemsiyoruz; çünkü bir kurumun muhatap olarak görülebilmesi için en önemli kriter, üye sayısı. Projelerimizin devletten destek alması konusunda zorlayıcı olmak istiyorsak, üye sayımızı mutlaka arttırmak zorundayız.

Bugüne kadar birçok defa üyelik kampanyası başlattık ama ulaşmak istediğimiz kadar geniş bir kesime halen ulaşabilmiş değiliz. Kimi Toplum Merkezlerimiz ciddi planlamalar da ortaya çıkardı; fakat bunlar, hemen ardından gelişen yoğun pratiklerin, eylemlerin gölgesinde kaldı. Oysa üyelik çalışmaları, yalnızca bir dönemle ilgili de değil, sürekli gerekli ve hem uzun hem kısa vadede ciddi sonuçlar açığa çıkaracak bir çalışma. 


Yani ne kadar üye yapabildiniz bu dönemde?

Net bir sayı vermem mümkün değil ama bu yıl içinde yürütülen çalışmalarda 10 bin civarında üye yapılmış durumda. Bu tabii, birçok başka kurum için iyi bir rakam olarak görülebilir; biz kabul etmiyoruz. Almanya’da Kürt halkının potansiyeliyle karşılaştırıldığında bu rakam, oldukça yetersiz. Mutlaka arttırmak durumundayız.

 

Avrupa’da Kürdistan’ın dört parçasından da önemli bir nüfus var. NAV-DEM onlara ne kadar ulaşılabiliyor? Dernek yönetimlerinde ya da çalışmalarında Kürdistan’ın dört parçasından insanlar ne kadar yer alıyorlar?

DKTM’lerimiz Kürdistani kurumlar. Ulusal birliği geliştirme temelinde parça, inanç ve cins ayrımı gözetmezler. Kürdistanlı bütün halk ve inançlara hitap ve hizmet ederler. Bir parti ve parçaya özgü çalışmalar yürütülmüyor. 

Son dönemde Toplum Merkezlerimizde özellikle Rojavalıların giderek artan ilgisi görünür olsa da yetersiz bir çalışma var. Yönetimlerimizin çoğunluğu Kuzey Kürdistanlı. Bunu mutlaka aşmamız gerekiyor.


Toplum merkezleri, ne tür çalışmalar yaptı bu dönemde?

Öncelikle biz çalışmalarımızı iki ayak üstüne oturtuyoruz. Bunlardan biri, ülkemizde yaşananların yaşadığımız ülkeye taşınmasıdır; diğeri ise Almanya’da yaşayan halkımızın sorun ve ihtiyaçlarına yanıt olmak… Birincisiyle ilgili birçok olumlu ve etkili çalışma yapıldı, bunlar biliniyor. İkincisi, yani Almanya’da yerleşik halkımızın sorun ve ihtiyaçlarına yanıt olabilmek, geliştirmemiz gereken yanımızdır.

Yoğun bir çabamız var. Özellikle Kürt kültürünün gelişimi ve tanıtımı için çalışmalar yaptık, yapıyoruz. Tüm kentlerdeki gençlerimizi Kürdistan kültürüne dair çalışmalara motive eden Mihrican, devam ediyor. Festivalimiz, giderek daha iyi bir programa, kapsama kavuşuyor. Newroz’a halkımızın ilgisi her sene yoğunlaşıyor. Bunun yanı sıra birçok kentte Kürt kültür haftaları, sinema günleri, spor turnuvaları düzenledik. Konferanslar, paneller, seminerler düzenliyoruz; ülkeye delegasyonlar gönderiyoruz. Bazı toplum merkezlerimizde çocuk ve gençlerimize yönelik önemli kurslar işlemeyi sürdürüyor. 


Bu çalışmalar için gerekli kaynağı nereden buluyorsunuz?

Tüm çalışmalarımız gönüllülüğe dayanıyor. Arkadaşlarımız, büyük bir duyarlılıkla bu çalışmaları hiçbir maddi beklenti olmaksızın sürdürüyor. Fakat bu durum, projeler geliştirmekte, kaynak ve eleman bulmakta sıkıntılar da ortaya çıkarabiliyor. Sonuç itibarıyla hedeflediğimiz birçok proje, tam zamanlı emek gerektiriyor; arkadaşlarımızın işlerinden arta kalan zamandan yaptıkları fedakarlık, yetmeyebiliyor. Bunun yanında devlet de ne yazık ki kurumlarımıza ve projelerimize hiçbir destek vermediği gibi bazı engeller de çıkarıyor.


Kültür, dil gibi alanlarda yürütülen çalışmalar ne kadar yeterli?

Yeterli değil elbette; ama küçümsememek de gerekiyor. Toplumumuzun çözüm bekleyen birçok sorunu var; ne yazık ki hepsine çözüm geliştirmeye, tüm talepleri karşılamaya şu anda olanaklarımız el vermiyor. Bu tabii bahane değil; bu olanakları yaratmak, örgütlenmemizin temel gerekçesi.

Kültürel çalışmalara biraz önce değindim; birçok çalışma var. Toplum Merkezlerimizin her birinin önünde bu çalışmaları arttırma hedefi vardır. Tüm merkezlerimizden halkımızın beklentisi, daha yaratıcı çalışmalar ortaya koymaları ve özellikle Kürtçe’ye, Kürt kültürüne yönelik mutlaka proje üretmeleri… Bu konuda yerel düzeyde gelişen inisiyatifleri destekliyoruz; ayrıca TEV-ÇAND’la birlikte kimi planlarımız, projelerimiz var.

 

Önümüzdeki aylarda NAV-DEM kongreye gidecek. Öncesinde ise birçok merkezde yerel kongreler gerçekleştiriliyor. Nasıl bir planlamanız var?

Kongre sürecini çok önemsiyoruz. Bu sürece, geçmişte yaşanan kimi sorunların önünü almak için aylar önceden start verdik ve eğitim çalışmaları düzenledik.

Biz kongrelerin gerçekten demokratik olmasını, herkesin sözünü içermesini, halkımızın orada temsilini görmesini istiyoruz. Bu yüzden de çağrımız, demokratik bir rekabetin gelişmesi için adayların kongrelerden yeterli bir süre önce yapılan başvurularla belirlenmesi; bunun ardından ise adaylara, plan ve projelerini tanıtmaları için fırsat verilmesidir. Kongrelerimizin yapıldığı her alanda, tüzük ve programımızı kabul eden her birey, Kürdistani kurumlarımıza üye olan her birey, seçme ve seçilme hakkına sahiptir ve bu hak demokratik yaklaşımın adeta mihenk taşıdır.

Kongrelerde kadın ve gençliğin daha etkili temsili için de çaba içinde olacağız. Ayrıca dört parça Kürdistan’ın hem yerel hem merkezi düzeyde daha etkili temsil edilmesi için elimizden geleni yapacağız. 

Biz diyoruz ki, “Örgütlenmemiz dışında hiçbir Kürt kalmayacak.” Şiarımız bu. O halde herkesi kapsayabilecek bir tarzı, bir formu yakalamak zorundayız. 


Peki dernekler neden bu kadar önemli? Kürtler neden mutlaka derneklerde yer almalı?

Kurumlar, Kürtler için büyük bir önem arz ediyor. Tüm halklar kurumlaşarak, ulusal birlikteliklerini sağlayarak sorunlarına çözüm geliştirdi. İnşa ettikleri kurumlarla kimlik, dil, kültürlerini koruyarak kimlik sahibi oldular ve toplumlar arasında yer edindiler. Kürtlerde ise bir kurumsallaşma kültürü uzun süre gelişmedi. Bunun faturası da pahalıya mal oldu. Diğer komşu halklar kurumlaşarak bağımsızlıklarını elde ederken Kürtlerin hakları gasp edildi, dil ve kültürleri asimile edilerek imhaya tabi tutuldu. Avrupa’daki derneklere bakarken bu gerçeği görmek gerekiyor. 

Demokratik Kürt Toplum Merkezleri, doğru işletildikleri takdirde, toplumsal sorunlarımızın çözüm merkezleridir. Bu merkezlerde insanlarımız, hem dayanışma içinde olarak birbirlerine destek olabilir hem ülkelerine faydalı çalışmalar yapabilir hem de öz kültürlerinin, kimliklerinin lezzetini yaşayabilirler. Doğru yaklaşıldığında ve inşa edildiğinde DKTM çalışmaları, katılanlara keyif ve mutluluk da verir. Dayanışmanın, bir arada olmanın, kendi özüyle buluşmanın güzelliği başka nerede bulunabilir ki? Yine DKTM’ler güçlendikçe çocuklarımız, gençlerimiz de güçlenir; çünkü insan, kimlik sahibi oldukça güç ve özgüven kazanır. Herkesin bu çalışmalara hem önemini kavrayarak hem de bu heyecanla bakması gerekir, diye düşünüyorum. 


Söz konusu Kürt’se hukuk teferruat


NAV DEM’in çalışmaları önündeki engellerden birisi de PKK yasağı. Size verilen siyaset ve dolaşım hakkı gaspı da yüksek mahkeme tarafından onandı. Yasak ve baskılar Kürt kurumlarına nasıl yansıyor? Almanya‘nın bu konudaki ısrarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Diyebiliriz ki Kürtler, PKK yasağından dolayı Almanya’da, diğer göçmenler ne kadar baskı görüyorsa, iki katı baskı görüyor. Bahsetmiştim: Birçok toplumsal, kültürel, sportif çalışma yapıyoruz ama zerre kadar destek görmüyoruz. Bizden başka bütün halklar, bu çalışmaları ciddi teşvikler, proje destekleriyle yapıyor; biz ise Kürt kimliğimize sahip çıktığımız için bu olanaklardan mahrum bırakılıyoruz. Tabii buna rağmen kendi olanaklarımızla, başka hiçbir halkın ulaşamadığı dayanışmamızla büyük oranda aşıyoruz; kendi çalışmalarımızı da kendimiz inşa ediyoruz. Bunu bir yerlerden gelecek desteğe muhtaç olduğumuzu belirtmek için söylemiyorum, bir yaklaşımı teşhir etmek için söylüyorum.

Almanya’daki Kürt kökenli göçmenler, artık büyük oranda Almanyalıdır ve gelecekte de bu ülkede yaşamlarını sürdürmeye devam edecekler. Biz bu ülkenin gerçeği, yerleşik unsuruyuz; bunu artık herkes böyle kabul etmeli. Fazlasını istemiyoruz: Başka uluslar nasıl kabul ediliyor, muhataplık mekanizmaları oluşturuluyorsa onu istiyoruz. Diğer dillere, kültürlere nasıl haklar tanınıyorsa, biz de dilimiz, kültürümüz, kimliğimiz için aynısını istiyoruz.

Kürt halkının kriminalizasyonu, hukukun çöpe atıldığı bir süreçle gerçekleştiriliyor. Bize yönelik hiçbir yasağın Avrupa hukukunda yeri yok. 129b yargılamaları ve tutuklamaları, en temelden, “kuvvetler ayrılığı” temelinden anayasal normlara aykırılık teşkil ediyor. Düşünebiliyor musunuz? Herkese hukuk dersi, demokrasi dersi veren Avrupa’nın motor gücü Almanya’da, siyasi erkin talimatıyla yargı mekanizması dava açıyor, insanları tutukluyor. Siyasi erk de o hukuk dışı talimatı, Türkiye’yle olan ilişkileri doğrultusunda veriyor. Bunun bırakalım hak gaspını falan, en temel hukuki belgelerle bile alakası yok.


Somut olarak benim yaşadıklarım da Kürtlerin mağduriyetine bir örnek. Ben 1997 yılında siyasi nedenlerden dolayı Almanya’ya geldim, iltica ettim ve oturum hakkı aldım. Aradan 20 yıl geçtikten sonra bu sefer mahkemenin vermiş olduğu pasaport ve oturum hakkı (Niederlasungerlaubnis), kurumsal faaliyetlerimden dolayı iptal edildi. Haftada iki gün karakola imza veriyorum ve sınırdışı edilmeme karar verildi. Oysa herhangi bir şiddet olayına karışmış değilim ve 2000 yıllından beri YEK-KOM ve NAV-DEM bünyesinde resmi olarak yöneticiyim. Yaşananların nedeni Kürt olmam ve devam eden PKK yasağı. Yasaktan dolayı sağlıklı bir hukuk mücadelesi bile verilemiyor, bütün kapılar üzerimize kapanıyor. Benzeri uygulamalara maruz kalan yüzlerce üye ve yöneticimiz bulunuyor.

 

Almanya İçişleri Bakanlığı 2 Mart‘ta ülke genelinde PYD, YPG/YPJ, YXK ve onlarca Kürt örgütünün bayrak ve flamaları ile Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın posterini de yasakladı…

Söz konusu sembollerin yasaklanması 24 yıl önceki yasağın kapsamını genişletmeye yönelik bir karar... Yasaklı semboller arasında insanlık düşmanı DAİŞ’e karşı bugüne kadar amansız bir mücadele veren PYD, YPJ-YPG’nin flamalarının da bulunması, kendi başına büyük bir çelişkiyi yaratıyor. Bu örgütler, DAİŞ’e karşı mücadelede Uluslararası Koalisyon tarafından destekleniyor, birçok devletle diplomatik ve askeri ilişkileri var. Almanya ne istiyor? Kürtler DAİŞ’e karşı mücadele etmesin, gitsin teslim olsun mu, diyor? Bu yasak, neresinden bakarsanız bakın, hem bir hukuk hem bir politika garabetidir.

Kürdistan Öğrenciler Birliği (YXK) ise Almanya yasaları uyarınca kurulmuş ve çalışmalarını da halen bu yasalar içinde sürdüren bir kuruluş. Bu yasak kararıyla Almanya, kendi hukukunu bile umursamamış oluyor. Bunda hukuki bir mantık, demokratik bir yan olabilir mi? Açıkça belli ki bu yasak kararı, Türkiye’nin istekleri doğrultusunda hızla alındı ama Kürt halkı asla içine sindiremez. 



Hayır’ın etkin öznesiyiz

Yaklaşan referanduma dair ne yapıyorsunuz, ne planlıyorsunuz?

Bu referandum, Kürtler ve demokrasi güçleri açısından çok önemli; faşizmi yenilgiye uğratmak için önemli bir zemin ve fırsat. Referandumda ne kadar fazla ‘Hayır’ çıkarsa demokrasi mücadelesi o kadar güçlenecek. Bu yüzden “Sömürgecilik, Soykırım, Diktatörlük ve Faşizme HAYIR-NA-NEIN!” sloganıyla seferber oluyoruz.

Merkezi bir Avrupa’da Hayır Platformu kuruldu. Çatı örgütümüz KCDK-E, onun bir parçası. Biz de Almanya’da bu çatının altındayız. Yerellerde de bu platformun bileşenleri bir araya geldi ve çalışmalarını sürdürüyor. Bütün Toplum Merkezlerimiz, bu çalışmanın etkin birer öznesi ve bu etkinliklerini daha da geliştirmeliler. Oy kullanma sürecine çok az bir zaman kaldı. Hem halkımızın sürece eksiksiz katılımını sağlayacak, halkımızı motive edecek bir propagandayı hem de seçmenlerin sandığa taşınmasını sorunsuz gerçekleştirmek için gerekli teknik organizasyonu bir an önce tamamlamamız gerekiyor.



504

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA