Kürtler nasıl HAYIR demesin ki?

Referandum çalışmaları da Frankfurt’ta büyük bir ilgi görüyor; ancak daha önceki seçimlerle yarışabilir bir atmosferin oluştuğunu söylemek zor. “Evet” kampanyası, her yerde olduğu gibi burada da sokakta hiç yok.

18 Mart 2017 Cumartesi | Dizi

Almanya’dan REFERANDUM notları - 3. Bölüm / Hazırlayan: Osman OĞUZ



Almanya’nın beşinci büyük şehri Frankfurt, her milliyetten insana ev sahipliği yapıyor. Kentin son açıklanan verilere göre 708 bin olan nüfusunun 177 binini, 178 farklı halktan insanlar oluşturuyor. Tahmin edileceği gibi en fazla büyük yabancı kitlesini, yabancıların yüzde 14’ü gibi bir oranla, Türkiye nüfusuna kayıtlı olanlar oluşturuyor.

Yurtdışında Türkiyelilerin ilk defa oy kullandığı 7 Haziran ve 1 Kasım Seçimlerinde de Frankfurt, önemli bir merkezdi. Kent, özellikle de HDP çalışmalarının en fazla görünürlük kazandığı merkezlerden biri oldu. HDP’nin Fraport Arena’da düzenlediği etkinliğe katılan on binlerce insanın binlercesi, yoğunluktan dolayı salona bile girememişti.

Referandum çalışmaları da Frankfurt’ta büyük bir ilgi görüyor; ancak daha önceki seçimlerle yarışabilir bir atmosferin oluştuğunu söylemek zor. “Evet” kampanyası, her yerde olduğu gibi burada da sokakta hiç yok. Bir süre önce başlayan Hayır kampanyası kapsamında ise şehrin en işlek noktası olan Zeil’de -şimdilik- haftada bir gün stant kuruluyor. Avrupa’da Hayır Platformu’nun öncülük ettiği çalışmaya, kentte 1980’lerden bu yana çalışmalarını sürdüren Kürt derneği (DKTM), Alevi Kültür Merkezleri, sosyalist örgütler ve hemşeri dernekleri destek veriyor.

***

Frankfurt’taki ilk durağımız, Demokratik Kürt Toplum Merkezi (DKTM) oldu. DKTM’ler, Almanya’nın bütününde Hayır çalışmalarının en önemli bileşenlerinden biri. Üstelik bunu yaparken birçok DKTM, farklı özgün kimliklerin öne çıkması için görünürlükten de feragat ediyor; sürece büyük bir olgunlukla, güçlü bir hareketin özgüveniyle yaklaşıyor.

Frankfurt DKTM Eşbaşkanı Ali Kara (Onu herkes Ali Goyî diye tanıyor), 48 yaşında Hakkârili bir Kürt. 2001 yılında bedeninde işkence yaralarıyla gelmiş Almanya’ya. Geldiğinden bu yana öyle ya da böyle ülkesiyle ilgili politik çalışmalarda yer almış; bir yıldır ise eşbaşkan.

Hayır çalışmalarını üç hafta öncesinden bu yana başlattıklarını ve giderek yoğunlaştırdıklarını anlatan Ali Kara, çok fazla ilgi olduğunu ancak halen insanlara ulaşmak konusunda sıkıntılar yaşadıklarını aktarıyor.

Frankfurt’ta Hayır kampanyası kapsamında geçtiğimiz hafta bir de yürüyüş düzenlendi. Yürüyüşe katılanların neredeyse üçte birlik bir kısmı, Alman demokratlardı. DKTM Eşbaşkanı da buna dikkat çekiyor ve kamuoyunda ciddi bir ilgi olduğunu belirtiyor. Hayır’ın gerekçesini önümüzdeki günlerde de yürüyüşler, paneller ve stant çalışmalarıyla anlatmayı sürdüreceklerini belirten Kara, müşahit organizasyonu, yurttaşların sandığa taşınması gibi konulardaki teknik hazırlıklarını ise şimdiden tamamladıklarını söylüyor. Eşbaşkanın verdiği bilgiye göre Frankfurt’ta, farklı çevrelerden en az 50 gönüllü Hayır için aktif çalışıyor.

***

Peki Ali Kara, kişisel olarak neden Hayır diyor? Buna cevap verirken anayasa değişikliği paketinin içeriğinden de önce “Goyî” kimliğine işaret ediyor. “Aslında Goyîlerde zaten anarşistlik vardır, otoriteye gelmeme vardır” diyor ve devam ediyor: “Mirlikler döneminde de, cumhuriyet döneminde de hiçbir zaman boyun eğmemişiz ve daha çok konfederal temelde yaşamışız. Uludere bölgesinde bir ağalık sistemi de yok mesela. Savaşta en çok bedel ödeyenler de Goyîlerdir. Böyle bir durumda Goyîler, tabii ki Hayır der.”

Bunun dışında Kara, Kürdistan’da son dönemde yaşananlara, HDP milletvekilleri ve eşbaşkanlarının tutuklanması ve belediyelere kayyum atanmasıyla somutlanan irade gaspına, katliamlara dikkat çekiyor ve ekliyor: “Kürtler nasıl Hayır demesin ki?”



Neden en çok kadınlar sahip çıkıyor?


Hanau, Frankfurt’un çok yakınında bir orta ölçekli Alman şehri. Buradaki nüfusun, yakındaki Frankfurt’la ciddi bağları var; birçok insan, çalışmaya Frankfurt’a gidiyor. Hâl böyle olunca iki kentteki Türkiye ve Kürdistanlıların demokratik faaliyetleri de ortaklaşıyor.

Ruken Karakoç, Hanau’da örgütlenen Nûjîn Kadın Meclisi’nin üyesi; çalışmaların bildik yüzlerinden biri. 7 Haziran ve 1 Kasım Seçimleri’nde Frankfurt sandığında müşahit organizasyonu yapanlardan da biriydi. Dolayısıyla seçimlerin hem propaganda aşamasıyla hem de teknik hazırlıklarıyla ilgili deneyim sahibi.

Karakoç’la Hayır demenin özellikle bir kadın için ne anlama geldiğini konuştuk. Bu sırada öğrendik ki, Karakoç’un sisteme “Hayır” demesinin temelinde yatan da zaten kadın bilinci olmuş: “Normal bir ailede yetişmedim. Erkek şiddetini kendi ailemde gördüm. Babam anneme kırk sene işkence yaptı. Eşimi tanıyana kadar ‘Asla evlenmem’ diyordum, bütün erkekler benim için babam gibiydi. Örgütü tanıdıktan sonra ise kendime, ‘Annemin yaşadıklarını kendim yaşamayacağım ve etrafımdaki kadınlara da yaşatmayacağım’ dedim. Daha çok da kadın çalışmalarında yer aldım. Ben özgürlüğümü, kişiliğimi, kadınlığımı bu örgütte gördüm.”

Hanau’da 41 kişilik kadın meclisleriyle Hayır çalışmalarına öncülük ettiklerini anlatan Karakoç, kadınların Hayır’a neden daha fazla sahiplik ettiğini ise madde madde şöyle anlatıyor:

* Kadınlar, toplumdan da, devletten de en büyük eziyeti, ötelenmeyi, tacizi, tecavüzü görüyor. Bu durumun değişmesini en çok biz istiyoruz. 

* Belediyelerimize kayyum atadıktan sonra yaptıkları ilk şey, kadın kurumlarını kapatmak oldu. Hatta kapatmak yetmedi, önüne duvar ördüler.

* Kadınlar olarak şiddet gördüğümüz zaman eşimizden ayrılamıyoruz bile. Öldürülüyoruz ve devletin çıtı çıkmıyor.

* Öldürülen kadınların çıplak bedenleri teşhir ediliyor.

* Fabrikalarda, işyerlerinde erkeklerin yaptığı işin aynısını yapıyoruz, üstüne bir de ev temizliyoruz, çocuk bakıyoruz ama daha az ücret alıyoruz.

* Toplumda tüm emeğimize rağmen saygın bir yerimiz yok.

Karakoç, kadınlara yönelik ayrımcı tavrın sadece devlet tarafından gerçekleştirilmediğini, Hayır çalışmaları içinde bile bu tavırla karşılaştıklarını anlatıyor: “Kadın emeğine ihtiyaç olduğu zaman bize başvuruluyor fakat iş karar mekanizmalarına geldiğinde kadınlarımız oraya oturamıyor. Yakınımızdaki arkadaşlarda bile bu var.”

Şimdiye kadar ne yaptılar?

Peki şimdiye kadar Hayır için ne yaptılar? Karakoç, şöyle özetliyor: “İlk önce tabii ki tespit ettik biz, kimlerin oy kullanacağını. İnsanların bazıları kendi imkanlarıyla gidiyor, gidemeyenler için de biz dernekten her gün bir iki araba kaldıracağız. Ayrıca Demokratik Güçbirliği’yle birlikte hafta sonları da otobüs kaldırmayı düşünüyoruz. 7 Haziran atmosferi yok diye düşünmemek lazım. Bu kadar görünmeyebilir ama insanlarda çok büyük bir heyecan var, gidip oylarını kullanacaklar. Propaganda çalışmasında ise biraz plansızlık var. Mart ayı biliyorsunuz, çok yoğun. Newroz’dur, kongrelerdir... Hepsi iç içe geçmiş durumda. Buna rağmen toplantılarımızı yaptık, bir yürüyüş yaptık Frankfurt’ta, her hafta sonu Frankfurt’ta stand açıyoruz, Hanau’da da planlıyoruz. Onun haricinde de müşahitlerle ilgili bir çalışmamız var.”



Bizim köyde adet ‘HAYIR’ demek!


İsmet Kaya, Kayseri’nin Sarız ilçesine bağlı Kırkısrak köyünde, 1974’te doğmuş; yirmi yıldır Almanya’da. O da Kürt kimliğiyle Hayır’a güç verenlerden... Ama Hayır’ının içinde “köyden gelme reddetme geleneği” de var. Köylerindeki 255 oyun 235’i, 7 Haziran’da HDP’ye çıkmış; ama bu yeni bir tutum değil. Türkiye İşçi Partisi (TİP) de 60’lı yıllarda ilk defa seçime girdiğinde oransal olarak en fazla oy aldığı sandık, o köydekiymiş.

Kaya, “Yani köy hep Hayır demiş, çünkü kendisine ait hiçbir şey görememiş. Hayır demek, bizim için bir zorunluluk” diyor.

Kaya, Erdoğan’ın takiyye yaptığına inanmıyor. Diyor ki, “Erdoğan bence çok içten davranıyor. Bu düşmanlık, bu kin, onun içinde var.”

Frankfurt’taki Hayır çalışmalarında da yer alan Kaya’ya göre, referandumda kazanmaya daha yakın olan seçenek, Hayır. AKP’lilerin bir kısmının da Hayır diyeceğini düşündüğünü belirtiyor ve ekliyor: “Hayatın her alanında, günlük sohbetlerde Türkiyeli insanlar bunu konuşuyor. Şimdi herkes Hayır diyor. İlla bizim gibi Hayır demiyorlar, demesinler zaten; herkes kendisi gibi, kendi sözleriyle Hayır diyor.”


‘Evet’ uğruna ırkçılığı yaygınlaştırıyorlar


Frankfurt’taki Hayır çalışmalarının en tanıdık emektarlarından biri, Mustafa Korkmaz. Kentin belki de en eski göçmen ailelerinden birinin üyesi... Kendisi de 1979 yılında, Almanya’da işçi olarak bulunan babasının yanına gelmiş.

Korkmaz, 1963’te Erzincan’a bağlı Pekeriç (şimdiki adıyla Çadırkaya) kasabasında doğmuş. Burası, özellikle Ermeni tarihi açısından önemli bir merkez. Soykırıma kadar büyük oranda Ermenilerin yaşadığı Pekeriç’te, cumhuriyet dönemi ardından ise kovulmuş Ermenilerden arta kalan bütün yapılara büyük bir düşmanlık güdülmüş. Kiliselerin tamamı yıkılmış; taşları bile başka başka yapılara dağıtılmış. Bu öfkenin nedenini ise Mustafa Korkmaz, çok sonra anlayabilmiş: Ermeni Soykırımı’nın mimarlarından Talat Paşa’yı Berlin’de 15 Mart 1921’de ölümle cezalandıran Soğomon Tehliryan da bir Pekeriçliymiş. 

Korkmaz’ın yaşamı da diğer bütün sosyalistler gibi bir reddetme tarihi. Ama onu özgün kılan detay, politik kimliğini göçmenlik serüveni içinde edinmiş olması. Bu özellik, salt Türkiye eksenli, oradan “ithal edilen” bir gündem ile mücadeleye dahil olmasının önüne geçmiş; hep özgünlüğü içinde müdahalElerle bulunmuş.

Şimdilerde Türkiyeli örgütlerden Devrimci Sosyalist İşçi Partisi (DSİP), Almanya’da ise Sol Parti (Die Linke) üyesi. Yıllardır göçmenlere yönelik kurumsal veya toplumsal ayrımcılıkla mücadele ediyor. Özellikle HDP’nin seçimlere girmesinden bu yana giderek artan yoğunlukta ise memlekete dair ortak çalışmalar içinde görüyoruz onu. Şimdilerde Hayır kampanyasının en tanıdık yüzlerinden biri; her hafta stant başında...

Neden Hayır?

Peki Korkmaz, neden Hayır diyor? “Tek bir cümle ile ifade edersem, tek adam diktasına karşı olduğumdan” diye başlıyor ve devam ediyor: “Bunu Erdoğan’dan da bağımsız söylüyorum. Bir kişide bu kadar yetkinin toplanması, hiçbir ülkede, hiçbir dönemde olumlu sonuç doğurmamış ki. Referandum konusu olan anayasa taslağında cumhurbaşkanı, hem hükümete hem de hukuka hakim oluyor; onu kontrol edecek hiçbir güç de kalmıyor.”

Demokratik güçlerin Hayır’ının eski anayasayı savunmak anlamına da gelmediğini, bu nedenle “sadece Hayır demenin yetmeyeceğini” söylüyor Korkmaz: “Biz demokrasiyi talep etmeliyiz.”

Krizin yarattığı...

Alman basınında hemen hemen her gün Türkiye’nin çok önemli bir gündem olarak yer aldığına da dikkat çeken Korkmaz’a göre Türkiye’nin tutumu kasıtlı, provoke etme amaçlı. Şöyle düşünüyor: “Birçok seçmen için mesele, artık anayasa taslağı olmaktan çıktı. Mesele Türkiye ve onun gelişip güçlenmesine engel olmak isteyen Avrupa ülkeleri sanki... Böyle olunca da hem Türkiye hem de yurtdışında kararsız olan ya da Hayır’a meyletmiş birçok seçmenin Evet’e yönelmesi riskiyle karşı karşıyayız.”

AKP’lilerin Almanya, Hollanda gibi Avrupa ülkelerinin çıkışına çok sevindiğini düşünen Korkmaz’a göre özellikle Merkel’in tavrı da iki yüzlü. Korkmaz, birçok açıdan endişe duyuyor ve bunları şu cümlelerle anlatıyor: “Meseleleri Türkiye’de gerçekleşen antidemokratik uygulamalar değil. Gördünüz: Bu toz dumanda Merkel hükümeti, Kürtlerin taşıdığı birçok sembolü, bayrağı yasakladı. Erdoğan’a jest olsun diye, zaten yasak olan PKK’yi adeta bir kez daha yasak ilan etti. Ayrıca tüm bu kriz sürecinde hem Türkiye’de hem de Almanya’da sağcılar, ırkçılar puan topluyor. Eskiden ancak ırkçıların, neonazilerin ağzından duyabileceğimiz ‘Beğenmiyorsan git’ gibi ‘Ya sev ya terk et’e benzer lafları Almanya’da artık ortalama yurttaş söyleyebiliyor. Irkçılık meşrulaşıyor, yaygınlaşıyor. Asıl bu sonuçlarla tam olarak yüz yüze geldiğimizde çok uğraşmak zorunda kalacağız. Seçimler, referandum gelip geçici ama bu ırkçılığın yayılmasıyla ilgili tehlike kalıcı. Hepimizin yaşamını zorlayacak.”



880

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA