Adulê’yim, kaç Dewrêş yitirdim...

“Bir Adulê-Dewrêş Destanı kendini tekrarlıyor. Önderlik bizleri, kadın gerillayı Adulê’ye benzetiyor. Dewrêş, Adulê ve 12’ler destanı bu çağda kendini yeniliyor” diye geçen cümlelerde Kürdistan’da yaşanan direnişlerin tarih yazan gerçeğini ortaya koyuyor Zeryan. Geçmişteki direnişler gibi Şırnak’taki direniş de gelecekte anlatılacak, ilham kaynağı olacak. Ve bu direnişin şahidi olan YPS JIN komutanlarından Zeryan Deniz Amed’in günlükleri anlatmaya devam ediyor...

22 Şubat 2017 Çarşamba | Dizi

ŞIRNEX DİRENİŞİ günlüğü -3- Bahoz Amed / Behdinan


Gün gün yazamasam da keşfin dolaştığı saatlerde direkt yazıyorum.

Bugün Mamo’nun yanına kadar gittim. Çok yoğun vurduklarından çıkamadık. Fırsat bulunca ben ve Esmer yukarı, Berçem’in yanına ulaştık. Ulaşır ulaşmaz bombaatar kaldığımız yerlere vurdu. Birkaç saat de burada kalakaldık. Sonra yerimize geçtik. 

Her gün yoğun vurduklarından geçtiğimiz yerleri tanımakta zorlanıyorum. Her yer zaten tanınmaz halde…


GEVER: YÜREKLİ, YİĞİT YOLDAŞ

Yerleri hızla değiştirip muhabereye koştum. Çok yoğun vurduklarından geç ulaştım. Sonra keşif dolaştı. Konuşamadım. Yaralı var diye sağlıkçı Jiyan’ı çağırmışlar. Yüreğim ağzıma geldi. İsmet Paşa Mahallesi’ne geçtim. Kamuran ve Harun bana Gever’in şehit düştüğünü söyledi. Bu şehadet beni çok etkiledi. Sonra durumları değerlendirdik, neler yapabiliriz diye. Sonra birkaç şeyi planlayıp hiç kimseyi göremeden yerime geçtim. 

Aklım Gever’de kaldı. Onun da cenazesi yerde kalmış. Şehit düştüğü gün yüzünde çizik olduğunu fark edip takılmıştım, estetik gitti diye. Son görüşmemiz öyle oldu. O da yürekli ve yiğit bir yoldaştı. Savaşkan ve cesurdu. 

Genç Asidar’ı, Heval Xelîl’in yanına bırakıp yanıma Diren’i (Maxmûrlu) alıp yukarı çıktım. Kenan hevalin grubunu görüp sonra Mahir’in yanına geçtim. Artık takılı kaldım. Keşif tuttu ve yoğun vurdular. Doğal olarak geçemedik. 

Geceyi Adil, Sara, Mahir ve Diren yoldaşlarla geçireceğiz. Yoğun vuruşların altında yarı uyanık halde bir geceyi daha geride bıraktık. 


Direnişin 33. günü

DÜŞMANA İYİ DARBE VURMUŞLAR

Gece boyu aralıksız gezen keşif uçağı, sabah yine geziyor. Mahir arkadaşların yanında resmen takılı kaldım. Bir ara durdu, bombardımana aldırmadan cihaz yerine koştum. Kamuran, Harun ve Berçem ordalardı. Yer tespit edilmiş olacak ki yoğun vurdular. Bahtiyar ve Berçem mermiler içinde yere atladılar. Yine tesadüfü kurtuldular. Ben ulaşamasam da onlar cihazda konuşup durumları aktarmışlar.

Dün Rozerîn grubuyla düşman iç içe girmiş. Rozerîn yaralanmış fakat düşmana iyi darbe vurmuşlar.


5 ÇOCUĞU VARDI, BABASI DA ŞEHİTTİ

Ben ve Bahtiyar, Rozerîn arkadaşlara doğru ilerledik. Rastgele düşman mermi atıyor. Sonra bizi fark ettiler. Ben ve Bahtiyar zor kurtulduk. Düşman ilerlemiş ve bilmediğimiz yerleri tutmuş. En kötüsü ise bir arkadaş şehit düşmüş. Sonra öğrendim, Heval Sefkan şehit düşmüş. Nasıl şehit düşmüş bilmiyorum. O öyle kolay şehit düşecek biri değildi. Bir de babaydı. 5 çocuğu vardı. Babası da şehitti.

Bu bir felaket. Bunun adı savaş bile değil. Bu bir vahşet, korkunç...


DAİŞ DEVREDE

Bugünlerde düşman gücünde saldırırken bir hovardalık var. Yani düzensiz şekilde ilerliyorlar. Bunlar DAİŞ çünkü cihazda Arapça konuşmalar oluyor. Tipleri de tuhaf. Hepsi iri yarı ve yaşları da büyük. Tabii bazı korucular da var. Kürtçe bize teslim olun diye sesleniyorlar. Düşmanın nereli olduğu önemli değil. Şu an bu operasyonda yer almaları ve ihaneti tercih etmeleri yeterlidir. Elbet bir gün bunların hesabı sorulacak. 

İsmet Paşa Mahallesi’nde yoğun çatışma var. Sanki arkadaşlar iyi vurmuş. Seslerinden öyle anlaşılıyor...


40’A YAKIN DÜŞMAN...

Bugün sabah çok yoğun obüsle vurdular. Basıncından her yer sarsılıyor. Her yerden toz duman kalkıyor. Bu dumana bile ayak uydurabildik. Gün boyu keşiften kaynaklı hareket edemedik. Haberlerden dinledim. ... 40’a yakın düşman öldürüldü. Herkes moralli, neyse bir nebze olsun şehitlerimizin intikamını alabildik.


DÜŞMANA VERİLECEK CEVABIM VAR

Pozisyonumuzu koruyoruz. Birkaç metre ötede bir binayı düşman tuttu. Üzerimize hâkim. Ama caddeden geldiklerinden vuramadık. Şimdi artık gidip gelmek bile sorun olabiliyor. Durmadan zırhlı kepçe çalışıyor. Orada düşman kaynıyor. Arkadaşları zor tutuyorum. Keşke beni de bir şeyler tutmasa. Fakat göğüs göğse savaşamadan teknikle şehit düşmek ürkütüyor beni. Çünkü daha intikamımı kusmadım. Bu düşmana verilecek cevabım var. 


BİR DRONE DAHA

Keşiften bıktık. Heron yetmezmiş gibi Drone da başımızdan eksilmiyor. Neyse ki bugün bir tane daha düşürdük.


ÜLKE AŞKIYLA, YİĞİTÇE...

Son süreçte yaşadığım duygu mizansenine bir tanım bulmaya çalışıyorum. Tarihi örnekler beynimde canlanıyor. Bir Adulê-Dewrêş Destanı kendini tekrarlıyor. Önderlik bizleri, kadın gerillayı Adulê’ye benzetiyor. Dewrêş, Adulê ve 12’ler destanı bu çağda kendini yeniliyor.

Adulê, Milan aşiretinin soylu kızı. Onunla aynı aşirete mensubum. Yani ben de Milanlıyım. Dewrêş, yiğit bir Kürt erkeği, savaşkan ve onurlu.

Adulê, Dewrêş’i yitirdiğinde bir ağıt yakar. Delalo Dewrêşo diye yanık bir ağıt yakar. Dewrêş son soluğunu Adulê’nin dizleri üzerinde verir.

Kendimi Adulê’ye benzetsem abartıya kaçmaz. Böyle dizlerimin üzerinde Dewrêş gibi yiğit Kürt gençlerinin son soluğuna tanık oldum. Fakat bir ağıt yakacak fırsatı bulamadım. Adulê bir Dewrêş yitirdi ve bu kadar acıyla ağıt yaktı. Ya ben, birkaç Dewrêş yitirdim…

Dewrêş mi? Botan’dı, Demhat’tı, Gever, Reşo, Diyar, Baz, Eşref, Xeyrî ve nicesi…

Onlar çağın Dewrêş’i… Onlar ülke aşkıyla yiğitçe savaştılar.


Direnişin 50. Günü

TÜM TEKNİK DEVREDE

Artık gün gün yazamıyorum. Gerçi baştan beri yazarken yine gün gün yazmıyordum. Biriktirip öyle aklımda kalanları yazıyordum. Son birkaç güne dair yazmak istediklerim var.

Cumhuriyet Mahallesi’ndeyim. Elimizde tek bir hat kalmıştı. Bu hatta uzun süreli savaşmak için artık her şeyi seferber ediyoruz. Tünel, mevzi yapımına başladık. Çünkü her yer harabe. Ev denilen bir şey kalmamış. Son süreçteki saldırılarla düşman adeta taş üstünde taş bırakmayacak tarzda saldırıyor. Tüm teknik devrede, tanklar gün boyu susmuyor. Belli ki Türk devleti tüm cephanesini üzerimizde deniyor. Cephane depolarını boşaltıyor. Son 10 gündür fosforlu silah ve patlayıcılar kullanıyor. Vurdukları yer alev alev oluyor. Arkadaşların deyimiyle bu düşman bizi bayağı ciddiye alıyor.


HEPSİ ALTIN DEĞERİNDE

Gazipaşa Mahallesi’nde neler oluyor, hala bilemiyoruz. Çatışmalar var, düşman darbe alıyor ama durumlar nasıl bilmiyoruz.

İsmet Paşa Mahallesi’ne tam hâkim değilim. Yani ayrıntılarına tam hâkim değilim fakat Tatarlar hattında arkadaşlar düşmana ağır darbe vuruyorlar. Bomba mesafesinde yakınlar fakat düşman ilerleyemiyor. Arkadaşlar mermi atmayınca lafla karşılık veriyorlar. Orda Gelhat çok aktif, Amedli olan Yılmaz ise silah eğitimini bile birkaç saat aldı, cesurca savaşıyor. Yine Serhat, Maxmûrlu Hazım iyi katılıyorlar. Onları sık sık görmesem de tekmillerini alıyorum. Bu gençlere kurşun işler fakat motivasyonlarını ve öfkelerini hiçbir şey etkileyemez. Hepsi altın değerinde…


BAHTİYAR, BERİVAN’IN KARNASIYLA

Bahtiyar’dan söz edeyim. Bir suikastçı ilk suikastını başarıyla yaptı. Sonra haberlerde bir binbaşının öldüğü söylenince ona takılarak öyle andık. Hiç suikast eğitimi almamış ama iyi vuruyor. Ona şehit Berivan’ın karnasını verdim. Şimdi kullanıyor…


RUHTA, DÜŞÜNCEDE ÇOKTAN KAZANDIK

Bugün Birlik Apartmanı hattından düşman yöneldi. Adil ve Avareş bayağı rolünü oynadılar. Hem de hiç sormadan kendi inisiyatifleriyle vurdular. Başta zırhlı kepçeyi vurdular. Sonra bir grup asker topluyken vurdular, herhalde 8 ölü var. Ondan sonra düşman kudurdu. Hiç durmadan vuruyor. Darbe aldıklarının emaresi.

Ruhta, düşüncede biz çoktan düşmanı yenmişiz. Düşmanın hiçbir tekniği yüreğimize ve gülüşlerimize işleyemeyecek. Bu bile onlara dert olsun.

Öfkeyle, intikamla, düşmana nefes aldırmadan savaşmak ve yaşamak…


Direnişin 51. Günü

TEMİZ NEFES ALAMADIK

Sabahın erken saatlerinde soluğu Mamo Xelil’in yanında aldım. Pencereden Avareş ve Adil’ın durumlarını sorarak, kısık sesle, işaretlerle iletişim kurmaya çalıştım, iyi ve morallilerdi. Hani düşmana darbe vurmuşlar ya bayağı iyiydiler. Uzun tartışamadan aramızdaki birkaç metrelik mesafeyi düşman yoğun taradı. Günü Mamo Xelil’in yanında geçirdim. Karşıdaki binayı tanklar yoğun vurduğundan, binanın molozları kaldığımız evin üzerine yıkıldı. Kapıdan içeri girecekti, kapıya var gücümüzle yaslanıp engelledik. Zaten tuğla tozu insanın ciğerlerini parçalıyor.  Ağzımıza maske taktık. Ağırlıkta evin kömür odasında kaldık. Gün boyu temiz nefes alamadık.

Kaç gündür mahallede yoğun zırhlı kepçe çalışıyor. Komple bir hatta bulunan evleri yıkarak üzerine kum doldurdular. Bir tepe haline geldi. Artık tanklar oradan vuracak. Uzak tepelerden değil, sıfır mesafeden vuruyor.


SELAM OLSUN DENİZLERE

İki gündür sessizlik var demiştim. Demez olaydım. Bugün sessizliği yerle bir ettiler. Gün boyu bombaatar ve tanklar yoğun vurdu. Zaten patlayıcı mermilerle rastgele tarıyorlar.

Bugün Deniz Gezmişlerin şehadet yıl dönümü… Onları minnetle anıyorum. Onların ardılları olarak devraldığımız devrim bayrağını onurla dalgalandırıyoruz.

Selam olsun Denizlere…

Selam olsun direnenlere, devrimcilere…


TANKI HEDEF ALDI, VURDU

Son iki gündür saldırılar çok yoğun. Zırhlı kepçeler ikişer ikişer geliyor. Bir de kepçenin üstünde artık silah var. Her geldiğinde vuruyoruz. Bu defa Avareş vurdu. Diğer gün Sipan, aynı gün Avareş B-7’yle tankı hedef aldı ve vurdu. Silahını imha etmiş olacak ki duman yükseldi, fakat durmak nedir bilmiyorlar. Bir tanesi darbe alıyor, kısa süre sonra diğeri geliyor. Artık BKC, karnas elimizde ne varsa…


UCUNDA ÖZGÜRLÜK VAR

Yaşam savaşı bütün yoğunluğuyla devam ediyor. Yorgunluk had safhada fakat yürekler umutlu ve yürekler mutlu. Budur bizlere her zorluğu yendiren ve her badireyi aştıran. Savaşa acılara ve zorluklara rağmen gülecek, paylaşacak, bağlanacak çok şey var. Öfke var, sevgi var ve ucunda özgürlük var.


DÜŞMAN YENEMEYİNCE...

Saldırıları kırmak için harıl harıl çalışıyoruz. Dün kaldığımız yere tank topu isabet etti. Kaç duvarı isabet edip geçti, tuhaf olan bu roketin içinden yakıcı bir şey etrafa sıçramış ve halen yanıyordu. Duman ise direkt öksürtüyordu. Su döküp söndürdük yoksa her gün uzaktan vuruyorlar. Yaptıklarıyla bizleri yenemeyince, en ahlaksız yöntemlere başvuruyorlar. Bunun ne çok somut örnekleri var. Sadece şehir savaşları bile bu ahlaksızlığı açıklamaya yeter…

Tekrardan molozlar üzerine tepe yapmaya çalışıyorlar. Bu defa izin vermiyoruz. Tam 4 gündür bunun için çatışıyoruz. Zırhlı kepçeler ikişerli çalışıyor ve kamyonetler geliyor. Her vuran arkadaş cihaz üzerinden slogan atıyor. Meşhur sloganımız ise “Bijî Berxwedana YPS, Bijî Berxwadana YPS-JIN, Kahrolsun Faşizm…” Bu durum devam ediyor.


Direnişin 65. Günü

HER SAAT DOLU DOLU

Anlatacak, paylaşacak çok şey var. Bir günü, hatta bir saati bile dolu dolu geçiyor. Her lahzaya sığacak bir sürü olay var. Çoğunu yazamadım. Unuttuğumdan değil, nasıl tanımlayacağım ya da ne ad koyacağım?


BARİKATTA ZILGITLAR KARIŞIYOR

Düşmanın yönelimleri bütün pervasızlığıyla devam ediyor. Cumhuriyet Meydanı‘ndan yönelim oldu. Bir kobra tipi araç ve tank ilerledi, kaç gündür uğraştığımız mayın patladı. Kobra tümden imha oldu, tank darbe aldı. Helena zılgıt çekti. Heval Sipan çok ısrar etti, ben de uzun bir zılgıt çektim. Bijî Berxwedana YPS, YPS-JIN…


DÜŞMANA İNAT YAŞIYORUM

Kendimden söz edeyim. Ben de ayağımdan ve kalçamdan patlayıcı merminin parçalarını aldım. Olaya gelince kimi acil işler için İsmet Paşa Mahallesi’ne geçtim. Kamuran ve Harun’la planlama aldık. Hızla geçmem gerekiyordu. Rozerin’i de yanıma aldım. Mamo Xelil, Avareş, Sterk, Genç Yılmaz yola koyulduk. Gece olduğundan artık termaller devrede, Rozerin göremediğinden zorlanıyordu. Ellerini tutmuş yürüyordum, küçük bir ara vardı. Yılmaz önde gitti, tam ben adım attım, yere düştüm, mermiler üzerimden geçti. Sonra yıkık bir harabeye atladım. Halen vuruyorlardı fakat menzillerinden çıkmıştım. Seslendim, herkes sağlam. Yarama dokundum, çok ağır değil. Tuhaf! O kadar mermi içinde nasıl bir şey olmadı? Kulun hakkı 3’tür denilir ama ben çoktan bütün hakkımı tükettim. Olsun, düşmana inat yaşıyorum.

Sonra ben ve Yılmaz, Helena’nın noktasına ulaştık. Herkes iyi… Mustafa gelip yarama baktı, içinden parça çıkardı. İlk gün yürümekte zorlandım, şimdi ise iyiyim. Ben Heval Gelhat’ın yaralı halini görünce söz vermiştim. Savaşma gayretim oluncaya kadar yerde kalmayacağım. Çünkü Gelhat, Devrim ve Rozerin öyleydi.

Lanet olası düşman…

Biz ölsek de kazandık, başardık…

YA SİZ… BİTTİ




Dewrêşooo Dewrêşo!


Dewrêşooo, Dewrêşo! Yiğitlerin yiğidi, alnının çatı kartal yuvası, kara gözleri geceyi çağıran, kirpiğiyle harman sürülen, gül yüzünden dağı güneşe küstüren…

Dewrêşooo Dewrêşo! Kılıcı yedi dağ deviren, kalkanıyla göğü kaldıran, at sırtında boranın garazlısı, düşmanlarını toprağın pakladığı…

Dewreşo Dewreşooo! Kalk. Kalk hele. Bu senin emrindi, bu senin. Vaadin asıl oldu, ayık başın talebimdir, zamana düştü kehanetin cemresi. Bana sen mevki tayin eyledin. “Gün buluşacak bir gün dün ile” dedin. Dewrêş ile Adulê’nin aşkını söyleyen tüm bülbüller başkasının dalına uçacak, dedin. Kürdistan’ın en kutsi rahminden yeni bir Dewrêş, yeni bir Adulê doğacak, dedin. Sen dedin. O vakit, dedin, tüm aşıkların yüzü suyu hürmetine çal kapımı, uyandır tüm savaşçı yanımı… Uyan Dewrêş uyan! Ben sinene çektiğin o vaktin habercisi, sana mümin bir yusufçuğum. 

Dewrêş, göğsünde biriken bir son nefesle “Adulê!” diye irkildi, “Vakit geldi mi” dedi.

Mühlet dikildi kapına, “Söz senindir artık” dedi yusufçuk…

Anlat hele kimdir, nedir, hangi hadisedir sırrı doğuran, dedi nefes nefese Dewrêş.

Kürdistan beyaz gelinlik içindedir, kan sızar yarasından, gülüşü buçuktur belki ama hürriyet zuhur edecek ülken için. Tam da Adulê’nin kanayan yarasında, Şırnak’ta, kavganın ebeliğinde doğdu yeni zamanın Dewrêş’i de Adulê’si de. Dewrêş de odur, Adulê de… Zeryan’dır adı. O da Milan aşiretinin soylu kızı, o da Adulê gibi kaç yiğit uğurladı dizleri üstünde. Senin gibi at sürdü, senin gibi göğüs gerdi hasmına, gök gürledi üstünde, şimşek çaktı kalkanına, toprak yutmak istedi, ateş yakmak, su boğmak… Ama o düşmedi dizleri üstüne.

Adulê gibi soylu, Adulê gibi güzel mi güzel Zeryan… 

Dağların en asil savaşçılarının bir ferdidir o. Senin 12’ler gibi binlerin davasının ateşini zirvelerde yakan büyük mü büyük savaşçı kabilesinin ferdidir. Bu yüzden Dewrêş ve Adulê’ye gebe koca bir kehanet rahmidir şimdi dağlar… Ne yenilmez, ne yenilmez bir kavimdir son isyanın şafağında doğanlar; ne asil, ne onur düşkünü, ne hür hayat aşığıdır o uçurumun kenarında duranlar… 

Zeryan da güzelliğin utancının mesulüdür. Ademoğlunun kaybettiği güzelliklerin tüm ruhları suretine üflenmiş, sevinç bin kelebek kılığında gözlerine konmuş, saçları kevserin kaynağından arı, gülüşüne aşıkların son sözünü astığı, uğruna ölünesi biricik bir vatandır Zeryan…

Yıllar evveli yola koyulmuş dağlara Zeryan… Dewrêş, zamanın rahmine böyle düşmüş. Ne diyarlar gezmiş, ne topraklar öpmüş. Ne kutsallar değmiş alnına, ne muhtaçlar tutmuş ellerini. Terk edenler, o geldi diye geri dönmüş; zulmedenler o var diye terk etmiş meydanı. Yiğitlik sonunda bulmuş suretini. Baştan aşağı Zeryan imiş. Bölüşmeyi bilmeyene, azmini yitirene, direnmeden biat edene, yüreği süzgün, aklı göçene bir bilge kılavuz olmuş o. Bir vakit bu kadar zulme kafi olunca yürek, savaşın meydanına, cengin yurduna inmiş kır atıyla. Şırnak’ta, o mazlum şehirde, bu vilayetin her sokağında onlarca yiğide kumandanlık etmiş en önde. 

Demirden gazabı, çelikten ejderhasıyla yaka yaka, yıka yıka ülkesini gasp etmeye niyetli zulüm, karşısında onu bulmuş. Günlerce vuruşmuş zamanın ceberrutuyla. Bir o yana koşmuş Zeryan, bir bu yana. Her yiğidin yüreğine cesaret ekmiş, her mazlumun kalkanı olmuş, her kavgacının kılıcını bilemiş. Kanına ejderha kanı dolanmış, “Kılıcı efsundandır” denmiş onun için. “Dewrêş meydanda! Dewrêş meydanda!” diye nidalar atmış görenler.

“Hangi lanet kesik attı ki bu zamana, hangi bedbaht hadise onu canından etti ki” diye araya girdi Dewrêş. 

Zeryan bir Dewrêş’ti savaş meydanında. Sonra tek tek başlarını koymuş yiğitler Zeryan’ın dizleri üstüne. “Botan, Demhat, Asya, Rojbin, Gever, Reşo, Diyar, Baz, Eşref, Xeyrî ve nicesi…” Son bakışlarını bırakmışlar Zeryan’ın gözleri üstüne, son sözlerini salık vermişler. Adulê zamanın rahmine düşmüş böylece. Sonra bir kavga mevsiminin, vaktin tüm güzelliklerinin arefesinde buluştuğu bir anında, alçaklık bir mermi kisvesine sığınarak uğursuz bir ıslıkla yol almış. Zeryan’ın bedeni şehrin üzerine kapanmış. Fethetmiş bu beden şehri. Zalimi de, haini de altında kalmış. Ve zamanın Adulê’si gibi kıyasıya bir cengin ardından, ayakları önünde o güzelliğin, 4 yiğit savaşçı, kendi elleriyle kıymış canına. 

Dewrêş’in suretine bir sükûn çöker; ebedi kabrine dayarken son kez sırtını, Adulê’yle sözleşir gibidir.

Sen gelincik bir müjde böceğisin artık. Git de zaferi muştula. Bu aşkın sana mevki tayinidir. Aşkın kehaneti sabittir artık Zeryan’ın suretinde. Dewrêş’i de Zeryan, Adulê’si de Zeryan bir hikayedir çarpışarak gidenlerin ülkesi…


* Şehit Zeryan DENİZ, Şırnak’ta 82 gün boyunca süren şehir direnişinin öncü komutanlarından biridir. En başından şehit düşeceği ana kadar Şırnak halkının ve tüm diğer direnişçilerin yüreğinde büyük yer edinmiş, onların büyük sevgilerinin odağı olmuştur. Direniş süreci boyunca çok sayıda arkadaşını kucağında yitiren Milan aşiretinin kızı Zeryan şehit düşerken kendisiyle birlikte direnişin başından sonuna yer alan 4 YPS savaşçısı da Zeryan’ın şehadeti sonrası cenazesinin baş ucunda hayatlarına kendi elleriyle son vermiştir. 


Doğan ÇETİN





2871

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA