Evren neden üç boyutlu?

Bilim insanları üç boyut dışında en az 6 boyut daha tanımlamış durumda. Her ne kadar farklı boyutlar bizim anlayışımızın dışında olsa da bilim insanları üç boyutlu evrende deney yapabiliyor.

21 Ocak 2017 Cumartesi | Toplum-Yaşam

Bilim-Teknik / GÜNDEMİ


Bu soruya kesin bir cevap yok. Evrenin oluştuğu Büyük Patlama anında daha fazla boyut işin içine girebilirdi fakat henüz bilmediğimiz nedenlerle bu boyutlar geride kaldı. Bilim insanları üç boyut dışında en az 6 boyut daha tanımlamış durumda. Her ne kadar farklı boyutlar bizim anlayışımızın dışında olsa da bilim insanları üç boyutlu evrende deney yapabiliyor. Ve yapılan deneyler üç boyuttan fazla boyutun olması durumunda atomun kararsız hale geleceğini; fazla boyut olması durumunda ise yerçekimi kuvvetinin boşa çıkacağını gösteriyor. 


Suyun neden rengi yok?

Laboratuvarlarda yapılan araştırmalar suyun renginin soluk mavi olduğunu gösteriyor. Ama durum göründüğünden çok daha karışık. Suyun rengi, bileşeni olan Hidrojen ve Oksijen moleküllerinin ışıkla nasıl etkileşime girdiği ile alakalı. Su molekülünün iki hidrojen atomu adeta iki bacak gibi oksijene yapışmış durumda. V şeklindeki bu yapı ışık spektrumunun kırmızı dalga boyunu emerken mavi dalga boylarına ise etki etmiyor. Bu da suyun soluk bir mavi renkte görülmesini sağlıyor. 


Her madde “maddenin üç hali”nde bulunur mu?

Her maddenin gaz, sıvı ve katı formu var diye biliriz. Ama aslında daha fazla var. Evrende maddenin en çok bulunduğu form yıldızlarda görülen plazmadır. Eğer bir gazı basınçla birlikte çok yüksek derecelerde ısıtırsanız elektronlar atom çekirdeğinden sıyrılır ve plazma oluşur.  Yani aslında maddenin dört hali vardır. Kimi kimyasal elementler her dört formda da bulunabilirken bazıları sadece iki formda bulunur. Komplike maddeler ise başka formlara geçmeden önce daha basit formlara bölünürler. Örneğin odunu yaktığınız zaman odun buharı olmaz. Yanarak kimyasal reaksiyon geçirir ve kendini oluşturan maddelere bölünerek form değiştirir. 


Bağdat pili gerçekten bir pil miydi?

1938 yılında Alman bir arkeolog tarafından bulunan Bağdat Pili, 2 bin yaşında bir çömlek, bakır bir tüp ve demir bir çubuktan oluşuyordu. İçinde sirkeye benzer düşük asidik bir madde bulunan pil o anda 1 volt gibi bir enerji üretiyordu. Bağdat Pili etrafındaki tartışmalar onlarca yıldır sürüyor. Bazı bilim insanları bu pilin eşyaların altın ya da gümüş kaplama yapılmasında kullanıldığını söyleseler de halen gerçek kullanım amacı konusunda bir netlik yok. 


Işık hızı değişir mi?

Işık hızı evrendeki sabitlerden biri olarak kabul edilir. Ancak ışık hızı da çevresel etkenlere bağlı olarak değişiyor. Işık ne zaman hava ya da camın içinden geçse hızı yavaşlıyor. Işık ayrıca çevresindeki moleküllerle de etkileşime girebiliyor. Son dönemlerde bilim insanları vakum koşullarında ışığın çok daha hızlı hareket ettiğini öneren modellemeler oluşturdu. Bu modelleme özellikle Büyük Patlama’nın ilk dönemlerindeki birçok problemi açıklasa da bilim insanları bu konuda kesin konuşmuyor. 


Uzayda ateş ederseniz ne olur?

Elinizde bir tabancayla uzayda serbest dolaştığınızı varsayalım. Eliniz tetiğe gidiyor ve ateş ediyorsunuz. Ne olur? Ateş ettiğiniz mermi eğer başka bir obje ile çarpışmazsa uzayda birkaç bin yıl yol alır. Siz ise tabancanın geri tepme enerjisi nedeniyle ters yönde daha düşük bir hızda hareket etmeye başlarsınız. Ve “boş” uzayın dolu etkisiyle saniyede birkaç santimetre olan ivmeniz kısa bir sürede durur.  Veri indirdiğiniz zaman telefonunuz daha ağır olur mu? Evet olur. Veriler depolama cihazlarında bitler şeklinde saklanır. Her bir bit yüklü bir elektronun varlığına ya da yokluğuna işaret eder. Veriler ne kadar çoksa bu denklem karmaşıklaşır ve elektronların sayısı artar. Bu nedenle her ne kadar gramın katrilyonda biri de olsa veri indirdiğiniz zaman telefonunuz daha da ağırlaşır. 


Beynimizin sadece yüzde 10’unu mu kullanıyoruz?

Bu da muhtemelen gerçekten beyninin yüzde 10’unu kullanan biri tarafından uydurulmuş bir şey. Kaynağı hiçbir zaman belirlenemeyen bu tespit tamamen yanlış. Aksine bilimsel araştırmalar beynin oldukça komplike bir şekilde kollektif olarak çalışan farklı bölgelerden oluştuğunu ve günlük faaliyetlerinde çalışmayan hiçbir bölgesinin bulunmadığını gösteriyor. 


Alkol üşümeyi engeller mi?


Hayır engellemez. Birçok alkol tüketicisi soğuk havaya çıktıkları zaman alkol sayesinde kendilerini daha sıcak hissettiklerini söyler. Oysa bu sadece bir histir. Bira ceketi olarak da adlandırılan bu durum kan damarlarının genişleyerek derinin üst tabakalarına daha fazla kan ulaşmasıyla oluşur. Aslında bu ceket sizi soğuktan korumayı bir tarafa bırakalım vücudun ısısını ayarlama mekanizmasını bozarak hipotermi riskini artırır. Bu durum soğuğa uzun süre maruz kalmış birine alkol verilmesi ile karıştırılmamalı. Kan dolaşımı zayıflamış birinin alacağı alkol dolaşımın yeniden normal hale gelmesine fayda sağlayabilir. 


Fareler peynir sever mi?

Ne yazık ki hayır. Aslına bakarsanız fareler önlerinde tohumlar ya da tahıl ürünleri varken dönüp peynire bakmazlar bile. Hatta bilim insanlarının yaptığı araştırmalara göre peynir içerdiği laktoz enzimi nedeniyle farelerin sağlığına da zararlı. Bu yanlış algının en büyük sorumlusu olarak dünyanın en ünlü faresi olan Jerry gösteriliyor. Walt Disney’in ünlü kahramanı neredeyse 70 yıldır peynir peşinde koşuyor. 


Köpekbalıkları kanser olur mu?

Köpekbalıkları kanser olmaz savı köpekbalığı kıkırdağını insanlara şifa kaynağı olarak yutturmak isteyen birkaç şirketin yaydığı hurafeden başka bir şey değil. Bazı kliniklerde hiçbir bilimsel temeli olmadan kansere karşı kullanılan kıkırdak ürününün ek bir besleyici özelliği de bilinmiyor. Herşey bir tarafa köpekbalıkları kanser oluyor ve bugüne kadar sayısız kanser vakası köpek balıklarında tespit edilmiş durumda. 



HAZIRLAYAN: Doğan Barış ABBASOĞLU / abbasogludogan@hotmail.com




2172

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA