Cezaevlerine domuz bağı

Van T Tipi Cezaevi’nde siyasi tutsaklara, 90’lı yıllarda JİTEM bünyesindeki Hizbulkontra elemanlarının işkenceyle öldürme biçimi olan “Domuz Bağı” uygulanıyor. İşkenceyi uygulayan kişiler, ‘Biz gardiyan değiliz, bu cezaevi gerçek cezaevi olacak, bu yüzü unutmayın’ diyerek tutsağı tehdit etti.

12 Ocak 2017 Perşembe | Haber

Cezaevlerinde siyasi tutuklulara yönelik yaşanan hak ihlalleri, her gün artarak devam ediyor. Özgürlükçü Hukukçular Platformu üyesi avukat Ümit Dede, Van F Tipi Cezaevi’nden, Van T Tipi Cezaevi’ne sevki gerçekleştirilirken, çıplak aramayı kabul etmemesi üzerine işkenceye maruz kalan siyasi tutuklu Ferit Hasçelek’in ailesinin başvurusu üzerine, cezaevine ziyaret gerçekleştirdiklerini, siyasi tutsaklara olağanüstü işkencenin yapıldığını belirtti. 

Olayın geçen hafta Cuma günü gerçekleştiğini ifade eden Dede, “Bunu üzerine cezaevine gidip müvekkilimle görüştüğümde, olayın üzerinden 4 gün geçmiş olmasına rağmen halen gözünde morluk, vücudunun çeşitli yerlerinde yara izleri, kolunda ve sırtında bize gösterdiği kadarıyla darp izleri mevcuttu” diye konuştu. 

Tutsakların ısrarlarına rağmen revire çıkarılmadıklarını, darp izlerinin belgelenemediğini söyleyen Dede, “Olayın başlangıcı siyasi tutsakların F Tipi cezaevinden T Tipi cezaevine sevki ile gerçekleşiyor. Cezaevi girişinde tutsaklara çıplak arama dayatılıyor. Kendileri de arama yapılabileceğini, ancak çıplak aramanın insanlık onuru ile bağdaşmadığını bu sebeple çıplak arayı kabul etmeyeceklerini ifade etmiş. Bunu üzerine saldırılıyor” dedi. 

Bayıltmakla bile yetinmediler

Müvekkili Ferit Hasçelek’in darp edildikten sonra bayıldığını dile getiren Dede, sözlerine şu şekilde devam etti: “Müvekkilim, etkisiz hale getirildikten sonra, ellerini ve ayaklarını arkadan kelepçeleyip diz üstü çöktürmek suretiyle daha önce Hizbullah dosyalarından bildiğimiz ‘Domuz Bağı‘ denilen yöntemle bağlayıp sırt üstü yatırılmış. Sonrasında bayıltıncaya kadar dövülmüş. Kendisine geldiği zaman yeniden bayılana kadar dövülmüş. Kendine geldiğinde çırılçıplak bir vaziyette kendisini bulmuş. Kendisi dışında sevki yapılan tutsaklara da işkence uygulanmış, kendileriyle aynı gün Siirt cezaevinden 30-32 civarındaki tutsaklara da işkence yapıldığını müvekkilim bize ifade etti. Kabul edilecek bir durum değil.”

‘Biz gardiyan değiliz’

Hasçelek’in, kendilerini darp eden kişilerin gardiyan olmadığı, özel eğitimli kişiler tarafından bunun uygulandığı ve bu kişilerin cezaevi müdürünü azarladığını kendisine anlattığını belirten Dede, “Müvekkilim, işkenceyi uygulayan kişilerin ‘Biz gardiyan değiliz, bu cezaevi gerçek cezaevi olacak, bu yüzü unutmayın’ denildiğini söyledi. Bununla ilgili tüm girişimlerde bulunacağız” dedi.

Uygulamalar OHAL’i aşıyor

Van T Tipi Cezaevi’nde kadın tutuklulara yönelik de aynı uygulamaların yapıldığını vurgulayan Dede, şöyle konuştu: “Burada dikkat çekici bir husus Van’da tek bir cezaevi yok. M Tipi var, F Tipi var, Yüksek Güvenlikli Cezaevi var. Fakat bu cezaevlerinin hiçbirinde F Tipi’nde yapılan uygulama yok. Van T Tipi Cezaevi, kadın tutsaklar açısından olsun, erkek tutsaklar açısından olsun Van’daki cezaevleri ile örtüşmeyen, farklılık arz eden bir kısım uygulamalar gerçekleştiriliyor. Müvekkilimiz ile yaptığımız görüşmede işkence ve darp iddiası dışında farklı hususlardan da bahsetti. Kitap verilmiyor, gazete alamıyorlar, saatlerine el konulmuş. Televizyonları, radyoları yok. Aynı kapsamda yargılandıkları diğer siyasi tutsaklarla iletişim kurulmalarına izin verilmiyor. Örneğin en son benimle görüşmeye geldiği gün, bulundukları koğuşa cinayet zanlısı bir tutuklunun verildiğini söyledi. Başka bir müvekkilimiz ile görüştüğümüzde bulundukları koridorda FETÖ örgütü üyeliği suçlamasıyla yargılana kişileri yan koğuşlara ya da karşı koğuşlara getirildiklerini söyledi. Tüm bu uygulamalar bize Van T Tipi Cezaevi’nde, tüm cezaevlerinde başlayan OHAL uygulamasının ötesine geçildiğinin göstergeleri. Tutsakların hiçbir hakkı yok” diye belirtti.  



Domuz bağı?

JİTEM’in Kürtlerin üzerine saldığı Hizbulkontra’nın uyguladığı bir işkence ve öldürme metodu.

İlk önce kurbanın boynuna ip bağlanıyor. Ardından ipin ucu bedenin ön kısmından sarkıtılıp bacaklarının arasından arkaya geçiriliyor. İp çekilince baş, bacaklarının arasına sıkıştırılmış oluyor. İp daha sonra arka tarafa alınan ellere bağlanıyor. Eller bağlanınca sıra ayaklara geliyor. Oldukça uzun tutulan bu iple ayaklar da bağlanıyor. Ardından dizler kırılıp yukarı doğru itiliyor. İp, bu şekilde üçe katlanan vücudunun çevresinde dolanıyor. Kişinin bükülen bacaklarında biriken kan şiddetli bir güçle ilerlemek ister ve kaslar da buna engel olamaz. Bacak yavaş yavaş açılmaya ve kişi kendini boğmaya başlar.


VAN


317

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA