Britanya’nın unutulmaz yılı

2016, tüm dünya için olduğu gibi Britanya için de kâbustu.Brexit sonrası çatırdamalar, İşçi Partisi’nde Jeremy Corbyn dönemi, Londra’nın ilk Müslüman belediye başkanı, çökme noktasına gelen sağlık sistemi, artan işsizlik ve Kraliçe II. Elizabeth’in 30 milyon Sterlinlik saray restorasyonu... Bu yıl, adada herkes mutlaka en azından bir kez şöyle bir durup, ‘What’s going on?’ dedi!

12 Ocak 2017 Perşembe | Dizi

EREM KANSOY / LONDRA


Hükümetin sosyal devlet anlayışına adeta savaş açtığı, işçi-emekçi kesimi zor durumda bırakacak kesintilerin tavan yaptığı, dünya tarihine geçen Brexit sürecinin de yaşandığı Britanya’da 2016, tarihi bir yıl oldu. Dünya siyaseti ve kapitalizmin başkentlerinden görülen Britanya’daki siyasi çalkantı ve iç siyasetteki bölünmüşlük ile İngiltere, ne Ortadoğu’da etkili olabildi ne de Brexit sürecini durdurabildi.

AB referandumu öncesinde Milletvekili Jo Cox’in aşırı sağcı Thomas Mair tarafından 16 Haziran’da sokak ortasında katledilmesi ülkedeki tansiyonu yükseltti. Bir yıl önceki genel seçimlerde yeni milletvekili seçilen Cox, eşitlikçi ve çok kültürlülüğü destekleyen çizgisiyle biliniyordu. Katil Mair, mahkemede suçlu bulunarak ömür boyu hapis cezası aldı. Cox, AB üyeliğini destekliyordu ve bunun için aktif olarak kampanya yürütüyordu. AB referandumundan üç hafta önce gerçekleşen cinayetin seçim sonucunu etkileyebileceği düşünülse de Brexit sonucu yine de engellenemedi. 


Yüzde 52 AB’ye ‘hayır’ dedi

Ülkenin başbakanı olan Muhafazakar Partili David Cameron, Birleşik Krallık’ta gerçekleşen seçim sonucunda sandıktan “Avrupa Birliği’ne hayır” oyunun çıkması üzerine istifa etmek durumunda kaldı. Cameron referandum kararı alsa da, hükümeti ülkenin AB üyeliğinin devam etmesi yönünde kampanya yürütmüştü. Maliye Bakanı George Osborne’nin ülkenin AB’den ayrılmasının ekonomik tehlike yaratacağı uyarıları da toplum tarafında kabul görmedi. 23 Haziran’da gerçekleşen referandumda ülkenin yüzde 52’si AB’den ayrılma yönünde oy kullandı. 


Müzakereler 2 yıl sürer

Referandumdan çıkan kararla birlikte İngiltere’nin AB’den çıkma işlemleri hemen başlasa da bir süre daha AB üyesi olarak kalmaya devam edecek. İngiltere ile AB arasında ayrılık müzakerelerinin iki yıl sürebileceği belirtiliyor. İngiliz Parlamentosu’nun da 28 üyeli AB’den çıkmak için gerekli yasaları geçirmesi gerekiyor.


Domino ihtimali korkutuyor

Referandumda İngiltere halkının AB’den ayrılmaya yönelik kararı ardından gözler Brüksel’e çevrilmişti. Yaşanan şok etkisi ile AB’den henüz net bir açıklama gelmezken, üst düzey yöneticilerin açıklamaları basına yansıdı. Brüksel’in tam bir krizin ortasında kaldığı anlaşılırken, en büyük korku ise İngiltere’nin kararının AB ülkeleri arasında domino etkisi yaratma ihtimali. İngiltere’nin “AB’ye hayır” demesinin ardından AB üyesi Fransa ve Hollanda’daki aşırı sağ partilerden de benzer referandum çağrıları yükselmişti.


Hala en temel gündem 

İngiliz Parlamentosu’nda hemen hemen her oturumda Brexit ve sonuçları halen en önemli tartışma konuları arasında. 

Referandumu kaybeden devrik Başbakan Cameron’ın istifası ardından Muhafazakâr Parti, Theresa May’i yeni lideri ve ülkenin Başbakanı olarak seçti. Yeni bir hükümet kuran May’ın, Boris Johnson’ı Dış İlişkiler Bakanı yapması, “Giden geleni aratmıyor” sözünü hatırlattı. 


Muhafazakârların eli kolu bağlı

Brexit sonrasında da İngiliz siyaseti tıkanma süreçlerini aşamazken ülkede tartışmalar gün geçtikçe artıyor. Theresa May’in hükümeti, referandumdan çıkan Brexit kararına saygı duyarak uyguladığını açıkladı fakat somut bir planının olup olmadığı tartışılıyor. May ise hükümetinin planının olduğunu fakat tüm detaylarının açıklanmasının doğru olmadığını savunuyor.


Vatandaşın hayatını kararttı

İngiliz siyasetini AB dayatmaları ile özelleştirme üzerine kurarak ekonomik büyümeyi hedefleyen muhafazakâr hükümet, diğer taraftan da Ortadoğu üzerindeki kirli oyunlarını silah ticaretinin lider isimlerinden biri olarak devam ettiriyor. Kemer sıkma politikaları ile birçok alanda işçi ve emekçilerin hakkını sömürürken sosyal devlet olanaklarından faydalanan vatandaşların da hayatını karartmaya devam ediyorlar. 


Bir de İskoçya ‘meselesi’ var!

Birleşik Krallık’ı İngiltere, Kuzey İrlanda, Galler ve İskoçya oluşturuyor. AB’den ayrılması meselesinde asıl “baş ağrısı” ise İskoçya olacak gibi görünüyor. Birleşik Krallık’ın dağılması dahi söz konusu olabilir. Çünkü İskoçya, AB’de kalmak istiyor. İskoçya Bölgesel Yönetimi Başbakanı Nicola Sturgeon, AB’de kalmak istediklerini tekrar tekrar ilan etti.

İskoçya’nın AB’de kalabilmesi ise ancak “ayrı bir ülke” olarak yapacağı başvuruyla mümkün. Bu da İskoçya’nın yeniden referanduma gitmesini gerektiriyor. 


Özelleştirme ve işçi kıyımı

Ülkede özellikle NHS ve imzalanan diğer özelleştirme kararları ile ciddi bir işsizlik de ortaya çıkmış durumda. 

Özelleştirme politikaları ile AB’nin dayatmalarına boyun eğen muhafazakâr Cameron hükümeti, sağlık sistemi kullanıcılarına yönelik yardımlarda da kesintilere gitti; hem halkın hem de NHS’nin belini büktü. İngiltere’nin yarım asırda yarattığı sosyal devlet imajının bugün esamesi okunmuyor.


Sağlıkta kemer sıkıldı!

Capita ile yapılan anlaşmalar, 7 senelik bir kontrat ile sağlandı. Anlaşma, 400 milyon Sterlin değerinde. Kontrat bu özel şirketin daha iyi ve “modernleşmiş” doktorlar sağlayabileceği ve masraflardan yüzde 40 oranında tasarruf edileceği iddiasıyla yapıldı. Ulusal Sağlık Sistemi (NHS), 2021 yılına kadar 22 milyar Sterlinlik “etkinlik” tasarrufu yapmak zorunda ve bunun 1 milyar Sterlin’ini özel sağlayıcılarla yapılan tasarruf sözleşmelerinden kazanması bekleniyor. Asistan doktorlar da adil olmayan çalışma saati uygulamalarının yanı sıra NHS’nin diş sağlığı, mahalle hastaneleri ve eczane hizmetlerini de kapsayan bütün yardım hizmetlerini devraldı. 900 NHS personelinin 400 kişilik bir işgücüyle değiştirilmesi ve her geçen gün sağlık hizmeti çalışanlarının işten çıkarılması, ülkede gündeminden düşmüyor. Sağlıktaki kemer sıkma politikalarından, hastanelerin kapatılma eşiğine gelmesinden, özellikle de sosyal yardım alan vatandaşlar ciddi olarak etkilendi. Öyle ki bugün İngiltere’de insanlar, soğukta hasta haldeyken sokakta ölür hale düştü. 


BHS’in insanlık ayıbı: 11 bin işsiz!

2016 yılında Birleşik Krallık’ın önemli mağazalarından British Home Stores battı ve 11 bin kişi işini kaybetti. Mağazanın batmasından Sir Philip Green sorumlu tutuldu. Topshop ve Miss Selfridge gibi mağazaları işleten Arcadia Grup’un sahibi olan Green, daha önce BHS’i satın alıp 1 Sterlin’e tekrar Dominic Chappell’e satmıştı. İş insanı Green’in “Sir” unvanının da geri alınması tartışması yaşandı.


Savaş suçları deşifre oldu 

İngiltere’de iktidarın eski kirli çamaşırları da ortaya çıktı. Savaş “meraklısı” olan Tony Blair ve dönemin İngiliz hükümetinin Irak’taki savaş suçları da bu yıl deşifre oldu. İngiltere’de 2003 yılında Tony Blair hükümetinin Irak’ta savaşa girmesini araştıran Chilcot raporu, Temmuz 2016’da açıklandı. Raporda Blair’in savaşa gitme kararı uluslararası savaş suçu olarak tanımlansa ve eleştiriler yapılsa da suç işlediği belirtilmedi. Sonuç olarak Saddam Hüseyin’in Birleşik Krallık için bir tehdit olmadığı, George Bush ve Blair’in savaş için ortam yarattıkları, raporla belgelenerek dünya gündemine oturdu. 


İşçi Partisi iç savaştan kurtulamadı


İşçi Partisi, hem Brexit süreci hem de Jeremy Corbyn’in liderlik yarışının yanı sıra Sadıq Khan’ın Londra Belediye Başkanlığını kazanmasıyla da 2016’da inişli çıkışlı günlerle yüzleşti. 

Brexit kararı sonrası İşçi Partisi’nde başlayan kriz de git gide büyüyerek “gölge bakanların” çoğunun istifa etmesine yol açtı. Brexit kararı sonrası parti lideri Jeremy Corbyn’i yeterli çalışma yürütmemekle suçlayan gölge Dışişleri Bakanı Hilary Benn’in istifa etmesiyle gölge kabinede istifalar ardı ardına geldi. 2015 yılında büyük bir çoğunlukla parti üyeleri tarafından İşçi Partisi lideri seçilen Corbyn’e karşı gerçekleşen “darbe” sonucunda parti tekrar lider yarışına gitmiş; Corbyn yüzde 62 oy alarak yeniden lider seçilmiştir. 

Parti içerisindeki Corbyn karşıtları ve siyasi eleştirmenler, Corbyn liderliğinde bir İşçi Partisi’nin Muhafazakâr Parti’ye karşı seçim kazanamayacağını savunuyor.


Sadıq Londra Belediye Başkanı!

İşçi Partisi belediye seçimlerine de kendi içinde hararetli tartışmalar devam ederken girdi. Bu seçimlerde Sadıq Khan, özellikle Müslümanlıkla ilgili propagandasıyla Londra Belediye Başkanı seçildi. Her aday gibi çeşitli vaatlerde bulunan Khan’ın kampanyası, Londra’nın ilk Müslüman belediye başkanını seçmeye yönelik gerçekleştirilmişti ve başarılı olmuştu. Oysa Khan’ın İsrail lobisi ve sponsorlarıyla işbirliği de gözlerden kaçmamıştı. 


Elizabeth 90’ına girdi, yoluna paralar serildi 


İngiltere’de 2016 yılı içerisinde Birleşik Krallık Kraliçesi İkinci Elizabeth 90 yaşını kutladı. Kraliçe’nin şerefine ülke genelinde sokak partileri ve kutlamalar düzenlendi. Evsizlere verecek kuruşu olmayan İngiltere, Kraliçe’nin yaşını günlerce, milyonluk harcamalar yaparak hazırlanan organizasyonlarla kutladı. 

Kraliçe İkinci Elizabeth, konağı ünlü Buckhingam Palace’ın restorasyonu konusuyla da gündeme geldi. Konağı yenilemenin 30 milyon Sterlin’e mal olacağı belirtiliyor. Öyle ki emekçiler bu yılki vergileriyle Kraliçe’nin mermer ve fayanslarını; su tesisatı, ısıtma sistemi, elektrik teçhizatı ve kapı-pencerelerini yenileyecek gibi görünüyor.



505

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA