BİR İSTANBUL MASALI...

S.Asuman Demir

11 Ocak 2017 Çarşamba | Forum


OHAL’in ilanından hemen sonra ilk açıklanan şey “vatandaşların bu durumdan etkilenmeyeceği” oldu. Nitekim OHAL’in ilk günleri bakkala bile giderken aldığımız nüfus cüzdanımızı zamanla yanımıza almaz olduk. Sokağa çıkma yasaklarının olup olmayacağı ise şüpheliydi. Fakat beklenen olmadı; yani Sur, Nusaybin ve dahasıyla aynı kaderi yaşamadık. Ama bu kısa “rahatlama” çok sürmedi. Çıkartılan KHK’lar, HDP eş genel başkanları dahil milletvekilleri ile dur durak bilmez tutuklama furyası, vatandaşları etkilemeyecek şeyin ne olduğunu “kalın çizgilerle” işaretlemiş oldu.


Güvenliğinizi kendiniz sağlayın!

Bunlar yaşanırken ülke gündemi durulmadı; OHAL, en sert biçimiyle devam ederken hem Kürtlerle olan savaş hem de Suriye savaşı dört bir yanda patlak vermeye devam ediyordu. Bu durum elbette en çok İstanbul’u etkiledi. Beşiktaş patlamasının üzerinden kısa bir süre geçmişken, 2017’ye girdiğimiz ilk dakikalarda IŞİD, neredeyse elini kolunu sallayarak İstanbul’un en gözde mekanlarından biri olan Reina’ya girip katliam yaptı. Böylesi bir saldırının gerçekleşmiş olması elbette akla güvenlik açıklarını getirdi. Sosyal medyada muhalif avına çıkan AKP hükümetinin en büyük kentini koruyamaz durumda oluşu ya da güvenliğin neden sadece muhalif kesimlere operasyon olarak döndüğü akıllara gelen ilk sorulardı. Fakat bu soruları bertaraf eden açıklamalar her patlama sonrası devam eden seremoniyle yapıldı: Türkiye düşmanları, kokteyl örgüt, terörü lanetliyoruz, şehitlerimize rahmet... Ha bu arada, “kendinizi koruyun!” Devlet Reina saldırısıyla ağzındaki baklayı da çıkarıverdi: Güvenliğinizi kendiniz sağlayın zira biz başkanlığı getirme derdindeyiz!


Kardan İstanbul...

Peki Reina saldırısından sonra ne oldu? İstanbullular kendilerini evlerine mi kapattı? Kısmen evet, kısmense hayır. Birçok yerde güvenlik önlemleri artırıldı. Bu da kişi başına bir polis düşmesi anlamına geliyor. Geçiş noktalarında kontroller, sokakta normalden daha fazla polis vs. Patlamanın hemen ardından nev-i şahsına münhasır Kadıköy’de de Boğa heykelinin hemen ilerisinde uzun namlulu silahlarıyla komandolar nöbet tutmaya başladı. Bir kafe çalışanından işittiğim bu sözler devletin ”teröre” karşı kendi halkını sindirdiğine işaretti: “Zaten korkan bu halkı iyice sindirmeye çalışıyorlar. Kocaman silahlarla halkın içinde durunca yine halk korkuyor.” Tabii önlem olarak toplu taşıma; vapur, metrobüs, metro, Marmaray gibi yerlerde beklemekten “sıkılmış” polis memurlarının varlığından söz etmek gerek. 


‘Allah’ın bir lütfu’ daha: Kar!

Bu kısmı, kendini eve kapatmayan İstanbulluların gördüğü tarafı. Bir de evlere kapandığımız bir süreç var, o ne patlamalar ne de OHAL’le ilgili. İstanbul son dönemin en soğuk kışını yaşıyor. Kar neredeyse aralıksız 4 gün boyunca yağdı. OHAL ve başkanlık taslağında bir hayli ceberrut olan devletin bizi evlere kar yağışıyla tıkması “Allah’ın lütfu” değildir de nedir? Hem de Başkanlık için görüşülen Anayasa oylamasının olduğu günlerde!

Kar altında kalan İstanbul olunca tüm haberlerde bundan bahsediliyor elbette. Kaç gün tatil? Kamunun mesaisi kaçta bitecek? Kar ne zaman duracak? Ana arterler açık, ya ara sokaklar? Trafik ne durumda? Şuraya bir de karda nasıl yürünür eklersek ana haberi tamamlarız... Evet, ana arterler açık ama yer yer bir metreyi bulan ve hatta geçen kar yüzünden mahalleden çıkamayan zaten ana artere ulaşamıyor. Ana arterden gelense mahalle ve caddelere... Ve İstanbul, mahallelerinde ekmek ve temel gıda ihtiyacını karşılayamadığı günler yaşıyor.


2017’den elektrik alamamak

Çok değil, 2017’ye girmeden bir dizi elektrik kesintisi yaşandı İstanbul’da. Enerji Bakanı Berat Albayrak, bizzat elektrik dağıtım şirketlerini teftişe gitti. Ona göre bu işte bir iş vardı. Kesinlikle Türkiye düşmanlarının oyunuydu bu! Gerçekse Elektrik Mühendisleri Odası açıklamasındaydı: Özel firmaların doğal gazının yüzde 90’ının kesilmesine bağlı olarak elektrik üretiminde aksama. Bu da doğrudan hükümetin neoliberal politikalarının uzantısıydı. Nitekim elektrik kesintilerini su kesintileri izledi. Ardından gelen kar ve sorunların çözümlenememesi içinde boğuşan İstanbullular da tüm Türkiye gibi Başkanlık sistemi için oylama yapan Meclis’e bakıyor. 

Tüm bunların İstanbul’da olması ya da daha çok duyulması elbette bir yanıyla basının da merkez üssünün burası olmasından kaynaklı. Öte yandan ise birçok ülkenin nüfusundan daha fazla insan barındıran İstanbul’da yaşananlar, Türkiye’yi bekleyen kaderin küçük bir özeti. Doların yükselmesi ile başlayan kriz ha geldi ha gelecek derken, nasıl bir krizden geçiyor olduğumuzu göremeyişimiz; pazarlarda, marketlerde artan fiyatlar, kesintiler... İstanbullu hala işine gücüne gidip geliyor, elektrik ise bugün var yarın yok. Başkanlık ise adım adım onaylanıyor. Kim bilir belki giden elektrik özel alanın politikleşmesini, evlerin de birer meydana dönüşmesini sağlar. Dizi izleyemeyen İstanbullular ertesi gün elektriğin bu kadar sık gitmesine rağmen neden zam geldiğini konuşur. Aynı elektrik kesintisinin ülkenin üzerindeki ampulü de söndürmeyeceği ne malum? Dahası elektriksiz bir devrim neden olmasın...



103

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA