Güzelliği bulaşıcıydı, direniş öğretmeniydi

PKK Yürütme Komitesi Üyesi Dilzar Dîlok, 9 Ocak 2013’te Paris’te katledilen PKK kurucusu Sakine Cansız’ı ve katledilmesinin siyasal anlamını yazdı.

10 Ocak 2017 Salı | Dizi

DILZAR DÎLOK


Kürdistan özgürlük hareketi PKK’nin kuruluşu, Dersim Katliamı’nın toplumumuz üzerinde yarattığı korkunun yıkılışının, acıların unutulmadığının ve acılarla yaşamaktan ziyade acıları yaratan kaynağa yönelerek bu kaynağı ortadan kaldırmanın kararlılığıdır. Bundan dolayı özgürlük hareketine katılımların ilk dönemlerine baktığımızda birçok arkadaşın Dersim’den olduğunu görüyoruz. Aynı zamanda PKK’ye ilk katılan kadınlar da Dersim kadınlarıdır. İlklerden olmak, başlangıçları yaratmak herkese nasip olmaz, çünkü tanrısal bir hakikattir ilk olmak. Sara arkadaş, yaşamının birçok aşamasında bu tanrısallığı yaratmanın, ilk olmanın kavgasını, emeğini ve bedelini vermiştir. Bundan dolayı Sara arkadaşın yaşadığı dönemler, yaşadığı durumlar, aile ortamı, toplumsal ortam, arayışları, arayışlarının peşinden koşarken karşılaştığı zorluklar ve verdiği bedelleri bir bütün olarak değerlendirdiğimizde, ilkleri yarattığını ve ana tanrıça kültürünün 20.yüzyıldaki en güzel temsilcisi olduğunu görürüz. 

Özgürlük mücadelesi saflarında Sara arkadaşı tek bir defa dahi olsa gören, birkaç dakika sohbet eden ve ondan birkaç cümlelik de olsa bir şeyler duyan her bir kadın yoldaşın yaşamında Sara arkadaşa dair izleri, onun her bir kadında özgürleşme ruhunu yaratma gücünü görmek mümkündür. Bundan dolayı kadın hareketi için Sara arkadaşın ifade ettiği anlam, insanlık tarihi, Kürdistan tarihi ya da evren tarihi için ifade ettiği anlamla aynıdır. Çünkü kişisel olarak Sara arkadaşın kendinde yarattığı anlam, onun Kürdistan toplumsallığı içerisinde yarattığı anlamla eşdeğerdir. Özgürleşme istemi ile özgürlük hareketine katılımı arasındaki süreç, büyük bir bilinçle içine girdiği kavgalar, onun tüm yaşamına doğrultu veren, onun yaşam çizgisini oluşturan bir anlam oluşturmuştur. Bundan dolayı Sara arkadaş, kadın hareketinin, özgürlük hareketimizin mücadele çizgisini oluşturmuştur. 


Kendinde ve yoldaşında yaratmak

Partimizin başarısı olarak tanımladığımız süreklileşen bir mücadeleciliği yaşatma ilkesi, Sara arkadaşta somutlaşan bir evrensel özgürlük ilkesidir. Mücadele saflarımızda her bir arkadaşımız kendi mücadelesiyle, yarattıklarıyla, başarılarıyla partiyi bir zafer partisi yapmış, kendinde süreklileştirdiği mücadelecilikle PKK’yi tarih yapmanın, kendi yaşadıklarını tarih kılabilmenin adımlarını atmıştır. Önder Apo’dan ve şehitlerden alınan bu temel özgürlük mücadelesi, ilkesi, bir kök hücre misali her arkadaşın özgürlük istemine, evrenselleşme iradesine ve kavgasına, arayışına ve başarılarla yaşama onuruna yerleşmiştir. Her arkadaşta bu anlam büyümüş ve giderek güncellenen bir PKK gerçeği yaratmıştır. Bu kök hücreyi yaşarken kendinde yaratmak kadar yoldaşlarında da yaratmanın nadir ve güzel örneği, Sara arkadaşın yaşamında görünür olmaktadır. 

Direnmeyi bilmek önemlidir. Ama direnmenin güzelliğini bilmek, direnişte bir güzellik yaratmak, yepyeni bir şeydir. Sara arkadaş direnmenin güzelliğini öğreten yaşam öğretmenimizdir. Diyarbakır zindan direnişi, Sara arkadaşın kendisini Kürdistan özgürlük mücadelesinde çizgi haline getirmesini, tanrıçalık düzeyinde tanımlanmasını ve tüm dünyaya Kürt kadınının tanıtılmasını sağlayan süreçtir. 


Tasfiyecilerin ilk hedefi Sara’ydı

Sara arkadaşın yaşam arayışlarıyla tohuma duran, PKK kuruluşuyla olgunlaşan, Diyarbakır zindan sürecinde açığa çıkan tanrıça gerçeği, tüm devrim yılları boyunca büyümüş, yeşermiş, dallanıp budaklanmış ve gölgesine binlerce, on binlerce insanın sığınabileceği bir özgürlük ağacına dönüşmüştür. Ve bu gerçeklik, PAJK olarak 21. yüzyılın ideolojik öncü gücü olmayı başarmıştır. Birkaç saat de olsa Sara arkadaşla yaşayan herkes bu gerçeğin bilincini içselleştirmiştir. Bu gerçek, mücadelemizde tasfiyeciler somutunda belirgin olarak açığa çıkmıştır. PKK karşıtlığı yapan tasfiyecilerin ilk adımı, Sara karşıtlığı şeklinde somutlaşmıştır. Her tasfiyeci, yaptığı çizgi dışı her davranışın Sara arkadaşın çizgi savunuculuğuna, Sara yoldaşta somutlaşan PKK hakikatine çarpacağını bilmiştir. Sara arkadaşın yaşam serüveninde, özgürlük çizgisinin kişileştiğini gösteren bir gerçektir bu. 

Özgürlük ilke ve ölçülerini savunmanın parti ilkelerini savunmaktan geçtiğini ve bunun da kadın zekâsıyla mümkün olduğunu belirtmek yerindedir. Bunun nasıl olması gerektiğine dair soruya verilecek cevap, Sara arkadaşın duruşu, hitabı, insana yaklaşımı ve yaşam algısı olabilir. Sara arkadaş kendi yaşamını kavganın alevleriyle yaşadığı kadar bu alevlerin ortasından yanmadan, kül olmadan ve kendini yeniden var ederek yaratmıştır. Kavgalarını süreklileştirdiği kadar nasıllığı konusunda da önemli sonuçlar çıkarmış olan Sara arkadaş, bize kavganın yaşamın mekanik, düz ve dogmatik bir tarzda ele alınamayacağını göstermiştir. 


Çizgi düşmanlarını zorladı

“İnsanın yaşam, kavga enerjisi politikaya ustaca kilitlenmedi mi, o alanda doğru hedeflere yöneltilmedi mi, duygulara kapılma, enerjiyi oraya yöneltme, her şeye biraz o atmosferden bakma durumu gerçekleşir ki, bu noktada siyasetin ateşi yakar geçer, aman tanımaz. Gücün, enerjin çılgınca da aksa, siyasetin, onun örgütlenişinin, savaşının yörüngesinde sağlam bir yer bulmamışsa, oradan oraya dolanır durursun. Savrulmalardan kurtulamazsın.” 

Bu sözler Sara arkadaşın kendi yaşamından süzdüğü ve bizimle paylaştığı gerçeklerdir.   

Dersim Katliamı, devlet dışı toplum olarak direnen ve 20.yüzyıla kadar komünal toplum olma özelliğini sürdüren, öz yönetim olan ve bu konumunu koruyan bir toplumsallığa yöneliktir. Dersim Katliamı bu anlamda Kürdistan’daki özgür toplumsallığa, doğal toplumun ahlak ilkelerine, yaşamsallığına yapılan bir saldırıdır. Dersim Katliamı sonrası geliştirilen faşist politikalar, toplumsallığın parçalanması, dağıtılması ve tüm politikaların buna endekslenmesi, Dersim’de kendi tarihi boyunca merkezi uygarlıkların her türlü hegemonyacılığına direnen kültürü ortadan kaldırmayı hedeflemiştir. Yine soykırım uygulamalarından olan asimilasyonun çok yönlü ve şiddet içerikli olarak uygulanması da Dersim toplumsallığına olan nefreti göstermektedir. Çünkü Dersim toplumsallığı yaşarsa faşizm yaşayamaz. Dersim toplumsallığı yaşarsa tekçi devlet biçimi yaşayamaz. Dersim toplumsallığı yaşarsa kölelik yaşayamaz. Ve daha insanlık tarihinin birçok özelliğini sıralayabiliriz bu konuda. Çünkü devlet dışı yaşayan toplumların varlığı, her zaman için devletlerin varlığını zorlar.

Aynı şekilde özgürleşen ve özgürleşmesini toplumsallaştıran kadının varlığı egemen erkekliği, faşizmi, devletçi kültürleri ve her türden tekçiliği zorlar. Sara arkadaş bu anlamda, direniş çizgisini yaratan duruşuyla, özgürleşme düzeyiyle, mücadele kararlılığıyla ve köle kadın kalıplarını reddederek bu mücadelesini toplumsallaştırmasıyla bizler açısından örnek olduğu ve yaşamımızı güzelleştirdiği kadar çizgimize düşman olanları da zorlamıştır. Diyarbakır zindanlarında Sara arkadaşı yok edemeyen ve Sara direnişi karşısında yok olan, anlamsızlaşan faşizm, Sara arkadaşın direnişi karşısında büyük bir yenilgiyi yaşamıştır. Sara arkadaşta kadın toplumsallığı, evrenselleşen bir özgürlük çizgisi, komünal kültür ve özgür kadın duruşu somutlaşmıştır. Aslında Sara arkadaşta yeniden dirilişi yaşayan bir Dersim gerçeği vardır. Sara arkadaşta yeniden dirilen, komünal kültürünü ve devlet dışı varoluşunu kesinleştiren bir Dersim toprağı vardır. Sara arkadaşta kişileşen ve yenilenen bir Dersim sevgisi vardır. 


Önderlik gerçeği

Yine aynı anlama gelmek üzere Sara arkadaşta bedenleşen ve kadın zekasıyla buluşan bir Önderlik gerçeği vardır. Yürüyen ve akışkanlık kazanan, yaşamın içinde eriyen bir Önderlik gerçeği vardır Sara arkadaşta. Kadın özgürlük çizgisini kendinde somutlaştıran ve kendini günlük yaşam içinde örnek alınan bir duruşa getiren bir somutlaşmadır. Tanrıçalık geleneğini güncelleştiren ve çağla buluşturan bir hakikattir Sara arkadaş. Tüm bunlar evrenin özgür akışkanlığını temsil etmektedir. Bu akışın karşısında duran, her türden evrensel, doğal ve toplumsal, insansal akışın karşısında olan faşist devletçi zihniyet sahiplerinin saldırı odağı olmuştur. Bu anlamıyla Sara arkadaşa saldırmak ile Dersim’e saldırmak, Sara arkadaşa yönelmekle Önderliğe yönelmek aynı anlama gelmektedir. Aynı tarihsel ve toplumsal anlama denk düşen bu saldırıları yine en iyi okuyan da Önder Apo olmuştur. Bu saldırıların sonucu olarak Sara arkadaş, 9 Ocak 2013 tarihinde Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez arkadaşlarla birlikte Paris’te faşist Türk devletinin kirli istihbarat ilişkileri üzerinden en insanlık dışı yöntemler kullanılarak katledilmiştir. Bu katliamı bir kadının katledilmesinden öte güncelleşen ve yeniden canlanan bir özgür kadın kültürünün katledilmesi olarak değerlendiriyoruz.  

Bu katliam, faşist Türk devletinin Kürt düşmanlığını, kadın düşmanlığını ve bu düşmanlığı dünyanın her yerine taşıma geriliğini göstermektedir. Katliamın insanın insana inancının istismarı yoluyla yapılması da tam bir iktidar uygulaması olduğunu göstermektedir. Türk devletinin toplum dışı bir duruma getirerek amiyane deyimle düşürdüğü, kendi çirkin uygulamalarına maruz bıraktığı, MİT yoluyla örgütlediği, para vererek çalıştırdığı bir şahsın bu katliamı gerçekleştirmesinden özgürlük mücadelesi yürüten güçler açısından, bizler açısından da çıkarılması gereken dersler vardır. Katliamın üstünü örtme çabaları ise daha başka bir konudur. AKP faşizminin 15 Temmuz sonrasını kendi iktidarının tüm kirliliklerini temize çıkarma, kendini aklayarak daha fazla kirlilik yaratma, insanlık hafızasına daha da fazla saldırma arayışlarının bir sonucudur. 


İktidarın ahlaksızlığı

Darbe sonrası AKP-MHP tarafından geliştirilen faşist uygulamalar bunu gösteriyor. Tüm ülke, tüm zamanlarda iktidarın baskısı altında zaten bir olağanüstü hal durumu yaşamaktayken OHAL uygulamasının ilan edilmesi de faşist uygulamaların arttırılmasının yolunu açmak içindir. Yine Roboskî katliamı gibi birçok AKP katliamının “FETÖ yaptı, şu yaptı, bu yaptı” diye yeniden gündemleştirilmesi de AKP’nin darbe karşıtlığı adı altında topluma darbe yapmasının, kendini aklama çabasının bir boyutudur. Paris Katliamı’nın üstünü örtme çabaları da bundan bağımsız değildir. En son katilin öldüğü söylenmiştir. 

MİT ilişkisi resmen kanıtlanan katilin tutuklu bulunduğu cezaevinde ölmüş olması, ölüm hangi sebeple olursa olsun siyasi bir sonuçtur. Hesaplaşmaların yoğun olduğu mafya filmlerinin dahi bu bağlamda bir anlamı vardır ancak Türk devletinin yaptıklarının anlamı yoktur. Bu tarz bir ölüm tabii ki Kürt halkında, Kürt kadınlarında ve tüm özgürlük arayışçılarında rahatsızlık yaratmaktadır. Bu konuda Fransa’nın aydınlatıcı olması gerekse de ulus devletlerin birbirlerinin çıkarlarını gözettiğini, birbirlerini kolladığını bilmekteyiz. AKP bu süreçte attığı her adımla bir yıl gibi göz önündeki bir süreç içinde yaşananlara dair algıları dahi değiştirmeye yöneliyor. Bunu yasalarla, yaptırımlarla, vatan haini ilan etmelerle, darbeci ilan etmelerle gerçekleştirmeye çalışıyor. Düne kadar birlikte çalıştığı ve birlikte mutluluk şarkıları söylediği çalışma arkadaşlarını dahi günün çıkarları gereği terörist ilan etmesi, insanlık dışı bir çıkarcılığın, iktidara konmuş bir sonradan görmeliğin somutlaşmasından başka bir şey değildir. Kendi iktidarını güvenceye almak için AKP’nin yapmayacağı bir insanlık dışılık yoktur. Her türlü ahlak dışılığı yapmaya aday ve uygundur. Çünkü iktidar zaten ahlaksızlıktır. Kurucularının aldığı eğitim, 12 Eylül darbesi sonrası şekillenen karakter de buna müsaittir. Ülke içinde bunu her türlü toplumsal ayrıntıda gerçekleştiren AKP, uluslararası alanda da kendi iktidarı sürecinde gerçekleşen ve AKP’nin faşist yüzünü aşikar eden her türlü olayın üzerine örtme, eski dosyaları bir şekilde kapatma ve yeni algılar yaratma peşindedir.


Cevabımız zafer olacak

Her şeye rağmen şunu biliyoruz: Üzeri ne kadar örtülmeye çalışılırsa çalışılsın, Paris Katliamı’nın intikamı kadın özgürlük mücadelesinin zaferi olacaktır. Kadın özgürlük mücadelemizde çizgileşen Sara arkadaşı anlamak, onun yaşamını kendi yaşamlarımızda örnek almak, onun mücadeleciliğini, tanrıça mertebesindeki yaratıcılığını örnek almak ve mücadelemizi zafere taşımak, bu katliama vereceğimiz cevap olacaktır. Kadın katliamlarını, şiddeti, tecavüzü ve her türden insanlık dışı uygulamayı kadına reva gören faşist erkek sisteminin gölgesini dahi toplumumuzda bırakmayana kadar mücadelemizi yükselteceğiz. Özgürlük ve demokrasiyi toplumsal sistemler haline getireceğiz. Tam da Sara arkadaşın istediği gibi. Katillerden, faşistlerden ve iktidarlardan da intikamımızı böyle alacağız. 

Sara Yoldaş, farkındalığıyla kendisi olmanın benzersiz örneğidir. Farklılığın güzellik yarattığını en çok ona bakınca anlar insan. Güzelliği dahi kendi başına bir direniş öğreticisiydi. Zamana karşı yarıştı, demiyorum; çünkü zamanı gerçek anlamda yaşıyordu Sara yoldaş. Her anın, en küçük bir an parçacığının dahi anlamsız yaşanamayacağına inanıyor ve inandığı gibi yaşıyordu. Öyle güzeldi ki, yaşamın bittiği, artık yaşanacak hiçbir şeyin kalmadığı söylenen yaşında en anlamlı kendisi olma, özgür kadın olma duruşunu hepimize gösterdi. Çoğu genç arkadaşımız onun duruşuna bakarak kendi yaşam anlayışını sorguladı. Ondaki yaşam akışkanlığına, enerjinin örgütlenmesine, esnekliğin insan bedeni ve zekasıyla uyumuna bakarak her arkadaş kendi hakikatini açığa çıkarmanın uğraşında oldu. Çoğunda bu planlanan, örgütlenen ya da dile gelen bir şey olmadı. Kendiliğinden bir akışa katılmak gibiydi çoğunda. Alışkanlıkların bulaşıcılığıydı belki de. 


Güzel alışkanlıklarını bulaştırırdı

Devrimci disiplini oturuşundan kalkışına, günlük yaşamın düzenlenişinden bir ömrün nasıl yaşanacağına dair her konuda kendisi kılmış bir özgür kadın yücelişidir Sara yoldaş. Kimilerine insanı sıkan ya da zorlayan kurallar gibi gelen ayrıntılar Sara arkadaşta olağan yaşam akışına katılan vazgeçilmezlerdir. Onda güzel alışkanlıklar vardı. Ve herkese bulaştırırdı. Sigarayı bıraktırdığı arkadaşların sayısı hiç de azımsanmayacak düzeydedir. Bir de sabah sporu ve bedensel temizliğin ruhsal temizlikle ilişkisini ihmal etmezdi. Bunlar Sara arkadaşta teorik bir durum olmaktan çıkar; onunla bütünleşmiş, hatta onunla birlikte doğmuş birer yaşam parçalarıymış gibi gelir insana. 

Ruhu ve bedeni güzelleştirmenin anlamlı bir kadın yüreğiyle ve beyniyle nasıl gerçekleşeceğinin tanımıdır o. Kendi yaşamıyla, kendi coşkulu akışıyla keskin bir yaşam öğretmenidir. Tavizsizdir. Hiçbir dersi kaçırmaz. Çünkü onun öğreticiliği yaşamıyla yoğrulmuş, iç içe geçmiş, birbirinden ayrılmayacak kadar harmanlanmış olan var olmanın yeni bir formudur. İlkeler onda, suyun sıcaklığında eriyip suya karışan şeker gibiydi. Nasıl ki şekerli bir çaydan şekeri süzüp ayrıştıramazsa insan, ondan da ilkeleri ayrıştırıp bir kenara koyamazdık. Bütünleşmiş bir hakikati anlatırdı tüm yaşamı. 

2017 yılına girdiğimiz bugünlerde yeni yıl armağanı olarak sevdiğim bir yol arkadaşımdan Sara arkadaşın resminin nakşedildiği bir fular aldım. Bir yıla bundan güzel bir armağanla girilemezdi. Yeni bir yıla girişin en güzel biçimi Sara arkadaşla, ona bakarak ve onun direniş ruhuyla birlikte yaşayarak mümkün olabilirdi ancak. 


Dersim toprağına bir Sara ektik...

Her an içimizde, yanıbaşımızda, yüreğimizin orta yerinde yaşayan, bizimle birlikte soluk alan ve bizimle birlikte direnişin zaferini bekleyen bir Sara var. Yanlış yaptığımızda kaşlarını çatan, güzel ve doğru yaptığımızda da bizleri kucaklayıp yüreğine basan bir Sara. Bir hakikat elçisi, bir kadın, bir ana, bir tanrıça... Yani bir yaşam rehberi... 

Dersim toprağına bir Sara ektik. Bu şahadete verilecek en büyük anlam, Dersim toprağına ekilen o tohumu başta Dersim olmak üzere tüm Kürdistan’da binlerce Sara yaratarak Dersim Katliamı’nın, tüm Kürt soykırımlarının intikamını almak ve kadın özgürlük mücadelesini zafere taşıyarak anlamlı yaşamların sahibi olmaktır. 

Bu vesileyle genç kadın arkadaşlar için de bazı konular dile getirilebilir. Çünkü Sara arkadaş yetişkin yaşına rağmen her zaman genç kalmayı bilen, sadece ruhunu değil bedenini de yaşam dinamizmiyle genç tutmayı bilen, genç kız güzelliğini sürekli koruyan bir 20. yüzyıl tanrıçasıdır. Örneğine rastlamak da zordur. Tabii ki genç kadınlar, kendilerinde Sara yoldaşta kişileşen tanrıça hakikatini yaşamsallaştırdıkları oranda bu konuda tarihimizi ve toplumsallığımızı, özgürlük çizgimizi güncelleştirebilir, akışkanlığını sağlayabilir. 


‘Haydi Sakine, sen dağları seviyorsun’

Önderliğimiz Sara arkadaşı uğurlarken son olarak “Haydi Sakine, sen dağları seviyorsun. Dağlara vura vura bütünleşirsin herhalde. Başarı haberlerini bekliyorum” demiş. Sara arkadaş olsaydı, bugün nasıl yürümemiz, nasıl yaşamamız, hayatı ve kavgayı nasıl anlamamız gerektiğini bizlere anlatırdı ve bizi Önderliğin onu uğurladığı zafer duygularıyla uğurlardı özgürlük yürüyüşümüze. Ve kimbilir derdi ki: “Haydi kızlar, siz dağları seviyorsunuz. Dağlara vura vura bütünleşirsiniz. Başarı haberlerinizi bekliyorum.”

Önderliğimizin ondan bekledikleri, Önderliğimizin onda gördükleridir. Aynı zamanda bu sözler Önderliğimizin ve Sara yoldaşın bizden bekledikleridir. Bu anlamda Rozalardan Saralara, Sevelerden Feridelere tüm özgürlük mücadelecisi kadın şehitleri saygıyla anıyor, anılarına bağlılığın gereğini özgür yaşamı yaratarak yerine getirmenin kararlılığını belirtiyorum. Yine tüm genç kadınların yeni mücadele yıllarında zaferi ve özgürlüğü yaratma kararlılığıyla direneceğine ve direnişi zafere dönüştüreceklerine, erkek egemenlikli sistemi yerle bir ederek özgür, demokratik yeni toplumsallığın en güzel temellerini atacaklarına inanıyor, başarılar diliyorum.


2089

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA