Bombaların patlamaması için hukuk devleti askıya mı alınmalı?

Almanya, başkent Berlin’deki bir Noel Panayırı’na 19 Aralık günü düzenlenen DAİŞ saldırısı ardından güvenlik önlemlerinin yeterli olup olmadığını ve neler yapılması gerektiğini tartışıyor. Bu tartışma, CDU/CSU’dan Sol Parti’ye kadar bütün siyasi partilerde çatlaklar yaratmış durumda. Bazı isimler, “güvenlikçi bir rejimin inşasını” ve “anayasadan ödün vermeyi” tek çıkış olarak değerlendiriyor.

09 Ocak 2017 Pazartesi | Dizi

DİLAN KARACADAĞ - HABER MERKEZİ


Berlin’de Noel Panayırı’na yönelik saldırının zanlısı Tunuslu Anis Amri’yle ilgili gelişmeler, ülkedeki yeni yasal düzenlemelerle ilgili tartışmalara yansıyor. Mevcut güvenlik yasalarını eleştiren bazı siyasetçiler, Amri’nin “suç potansiyeli” bilinmesine rağmen serbest dolaşabildiğini, bunun güvenlik açıklarından kaynaklandığını söylüyor.

Almanya’nın başkenti Berlin’de, 19 Aralık günü Noel Panayırı’na bir TIR’la saldırı düzenlenmiş, 12 kişi yaşamını yitirmişti. Saldırı ardından yapılan kriminal incelemeler, failin Tunuslu Anis Amri olduğunu ortaya koydu. Amri, Almanya’da -en çok da Kuzey Ren Vestfalya (NRW) Eyaleti’nde- mülteci statüsünde yaşıyordu. Zanlı saldırı ardından kaçmayı başarmış; ancak İtalya’da İtalyan polisler tarafından tespit edilerek öldürülmüştü.

Berlin saldırısı ardından Almanya’da güvenlik yasalarında dönüşüm tartışılıyor. Bu tartışmalara, mevcut yasalarda ciddi açıklar bulunduğu yönlü eleştiriler damga vuruyor. Zanlının en çok bulunduğu NRW’nin Eyalet Parlamentosu İçişleri Komisyonu, Perşembe günü bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantı ardından konuşan İçişleri Bakanı Ralf Jaeger, Anis Amri’nin saldırıdan önce 6 ay boyunca gözetim altında tutulduğunu, telefon görüşmelerinin de dinlendiğini, fakat saldırı düzenleyeceğine dair somut deliller görülmediği için Başsavcılık tarafından tutuklanma kararı çıkarılamadığını söyledi.

NRW Eyaleti’nin güvenlik yetkililerinin “Amri’yi gözaltına alabilmek için her türlü yasal seçeneği gözden geçirdiğini” de belirten Jaeger, zanlının aylarca serbest dolaşabilmesini “hukuk devletinin sınırlarına” bağladı.

İçişleri Bakanı, bugüne kadar hiç başvurulmayan “Anayasa’nın 58a maddesi uyarınca sınırdışı” uygulamasının “barajının” yüksek olduğunu, Amri gibi örneklerde “sadece söylentiler üzerine”, saldırı düzenleyeceği süphesiyle sınırdışı etmenin zor olduğunu kaydetti.

Alman basınının görüşüne başvurduğu CDU Genel Başkan Yardımcısı Armin Laschet de Amri’nin bütün suç potansiyeline rağmen aylarca serbest dolaşabilmesinde güvenlik açıklarının payı olduğunu belirtmiş ve “Neden sınırdışı etmediniz” diye sormuştu.


14 yerde birden iltica etmiş!

NRW Eyaleti Kriminal Dairesi Müdürü Dieter Schürmann’ın açıkladığı bir başka bilgi ise oldukça ilgi çekici: Berlin zanlısı Amri, Almanya’nın mülteci kayıtlarında tam 14 farklı kimlikle bulunuyor. Ahmed Amasri ve Mohammad Hassan, Amri’nin kullandığı isimlerden sadece ikisi... Yani zanlı, 14 farklı merkezde, değişik isimler ve hikayeler kullanarak iltica talebinde bulunmuş, bu şekilde sosyal yardımı da suistimal etmiş.

Bu bilgi, beraberinde bir soruyu daha getiriyor: Dublin Yönetmeliği ve Almanya’nın federal yasalarına göre tüm mülteciler, başvuruları esnasında parmak izi vermek zorunda. Bu parmak izleri, hem iç güvenlikle ilgili hem de mültecilerin başka ülkelerde de iltica etmesini engellemek üzere arşivleniyor. Zanlı, 14 yerde birden parmak izi vererek başvuruda bulunabiliyorsa, bu uygulama ne işe yarıyor?


Sorular, çelişkiler

Amri’nin Almanya’da rahatça dolaşabilmesinin güvenlikle ilgili birçok soruyu ortaya çıkardığına şüphe yok. Sorular doğuran bu bilgileri sıralamak gerekirse...

* Amri, saldırı öncesinde 7 kez Alman güvenlik birimleri tarafından oluşturulan Terör Savunma Merkezi‘nde (GTAZ) konu edilmiş. Bu araştırmalarda Amri’nin DAİŞ ile irtibatta olduğu şüphesi üzerinde durulmuş.

*Alman güvenlik birimleri, Amri’nin kimliğini “çok acil” notuyla Tunus güvenlik birimlerine sormuş; Tunus, böyle bir vatandaşlarının olmadığını söylemiş. Ancak Interpol nezdinde yapılan başvuruyla Amri’nin Tunus vatandaşı olduğu ortaya çıkmış. Bu gecikme Amri’nin, hakkında sınırdışı kararı olmasına rağmen ülkesine gönderilememesine neden olmuş. CDU’lu politikacılar, bu bilgiden yola çıkarak, “Madem öyle, neden farklı tedbirler almadınız da sokağa saldınız” diye soruyor.

* Amri, 2016’nın Temmuz ayında, Friedrichshafen’da uyuşturucu ve sahte pasaportla (iki İtalyan pasaportu) yakalanıp gözaltına alınmış. Bir gün sonra ise serbest bırakılmış.  

*Amri’nin kendi kimliğiyle yaptığı iltica başvurusu, 2016’nın yaz aylarında reddedilmiş. Amri, hakkında bir sınırdışı kararı olmasına rağmen hem 14 merkezde ayrı ayrı iltica başvurusunda bulunabilmiş hem de serbestçe dolaşıp bir TIR ayarlayarak Noel Panayırı’na saldırıda bulunabilmiş.

* Eyalet Kriminal Dairesi’ne (LKA) Eylül’de bir kez, Ekim’de ise iki kez Tunus ve Fas güvenlik birimlerinden Amri’nin DAİŞ üyesi olduğu ve Libya’da bulunan teröristlerle ilişkide olduğu, hatta Almanya’da bir “proje” gerçekleştireceği bilgisi ulaşmış. Buna rağmen GTAZ, Amri’nin “tehlike teşkil etmeyeceğine” karar vermiş. Dün dpa’ya (Alman Haber Ajansı) yaptığı açıklamada ise Anayasayı Koruma Dairesi Başkanı Hans-Georg Maassen, GTAZ çalışanlarının bir hata yapmadığını savundu. Maasen bu savına, “delillerin zayıflığını” gerekçe gösterdi.

* Amri, kayıtlı olduğu Kleve kentinde 19 Eylül’e kadar verilen oturuma rağmen NRW Eyaleti’nde bulunmuş, yurt dışına çıkıp çıkmadığı da kontrol edilememiş. Eyalet İçişleri Bakanı buna ilişkin, “Bu tür yaptırımlar sadece para cezasıyla olur. Bunun da ‘suç potansiyeli’ taşıyan birini caydıracağına inanmıyorum” dedi. 

* Yine Amri’nin internet üzerinden bombanın nasıl yapıldığına dair araştırmalar yaptığı, “Etrafı kan gölüne dönüştüreceğim” gibi söylemleri ortaya çıkmış ama Amri için yine de önlem alınmamış.

* Son haberlerde ise “en can alıcı bilgi” ortaya çıktı: “Neuen Ruhr Zeitung” gazetesinin araştırmalarına göre, Amri’nin kaldığı mülteci evindeki ev arkadaşları, saldırıdan tam bir yıl önce Emmerich Yabancılar Dairesi’ne şikayette bulunarak Amri’nin DAİŞ ile bağlantısını bildirmiş. Şikayet, NRW Eyaleti güvenlik birimlerine iletilmiş ve 3 Aralık 2015’te Kleve Belediyesi kayıtlarına Amri’nin güvenlik birimlerinin gözetiminde olduğu geçmiş.


Hukuk devleti ne olacak? 

Amri’nin “tehlikeli bir İslamcı” olarak kayıtlara geçmiş olmasına rağmen suç tarihine kadar bu denli rahatlıkla dolaşabilmesi, mevcut güvenlik tartışmalarının bel kemiğini oluşturuyor. Ülkede şu anda en çok, “güvenlik politikaları” ile “hukuk devleti” arasında optimal dengenin nasıl sağlanabileceği konuşuluyor. Birçok Alman siyasetçi ve gazeteci, yüksek sesle soruyor: Bombaların patlamaması için hukuk devletinin -hiç değilse belli hükümlerinin- askıya alınması gerekebilir mi? Birçok başka isim ve örgüt ise, güvenlikçi uygulamaların cihatçılar gerekçe gösterilerek arttırılmasının, daha önce hep yaşandığı gibi, tüm demokratik tepkileri ve işçi hareketlerini baskılamanın aracı haline geleceğinden endişe ediyor. Fransa’da aynı gerekçelerle ilan edilen OHAL’in demokrasiye etkileri de endişeleri arttırıyor.


Kardeş partiler bile ayrıştı!

Bu konuyla ilgili en çok tartışılan önerilerden biri, CSU’lu (Hristiyan Demokrat Birlik) Almanya Kalkınma Bakanı Gerd Müller’e ait. Müller, ülkede 2015’ten bu yana giriş yapan tüm mültecilerin parmak izlerinin yeniden alınması ve profillerinin gözden geçirilmesi gerektiğini savunuyor ve ekliyor: “Halkın bu kontrolün yapılmasına hakkı var.” RND’ye (Redaktionsnetzwerk Deutschland) verdiği demeçte Müller, Berlin saldırganı Amri’nin 14 farklı yerde birden iltica edebilmiş olmasını, önerisinin temel dayanağı yapıyor.

“Kardeş partiler” CDU ile CSU arasında da bu konuda bir tartışma yaşanıyor. CSU Genel Başkanı Horst Seehofer, Almanya’nın yılda 200 binden fazla mülteci almaması gerektiğini savunurken, CDU lideri ve Almanya Başbakanı Angela Merkel ise sınır belirlemekten yana olmadığını söylüyor.


Sol Parti’de de çatlak

CDU/CSU ve diğer sağ/merkez sağ partiler bir yana ülkedeki güvenlik tartışmaları Sol Parti’de de çatlak yarattı. “Normalde” mültecilerle ilgili en net programa sahip olan ve “Hiçbir İnsan İllegal Değildir” gibi çalışmalara benzer bir söylemle hareket eden Sol Parti’nin -daha önce de mülteci karşıtı çıkışlarıyla gündem olan- Federal Meclis Grup Başkanı Sahra Wagenknecht, geçtiğimiz günlerde bir açıklama yapmış ve Berlin saldırısında hükümetin de sorumluluğu olduğunu belirtmişti. Wagenknecht, bu sorumluluğu ise “mültecilere sınırların kontrolsüz biçimde açılması” ve “güvenlik güçlerini zaafa düşüren tasarruf önlemleri” olarak tanımlamıştı.

Grup Başkanı’nın sözlerine Sol Parti içinden tepki geldi. Sol Parti Dış Politika Sözcüsü Stefan Liebich, parti programında yazan “Sığınma başvurusu yapan insanlar sınırdışı edilemez” saptamasını hatırlattı. Milletvekili Martina Renner ise, “Güçsüz devlet masalını yaymak bizim işimiz değil” dedi.


550 ‘potansiyel bomba’ var; 226’sı kayıp!

Almanya’nın en çok satan gazetelerinden Die Welt’in haberine göre, ülkedeki 550 yabancı uyruklu kişi, Federal Kriminal Dairesi’nde “suç potansiyeli” nedeniyle mimlenmiş bulunuyor. 62’sinin iltica başvurusu reddedilen bu kişilerin 224’ünün Almanya’da olduğu tespit edilmiş, 226’sının ise nerede olduğundan güvenlik birimlerinin haberi yok. Kayıtlara bakılırsa bu kişiler, her an her yerde DAİŞ saldırganı olarak ortaya çıkabilir.


Ülkenin yüzde 23’ü korkuyor

Berlin saldırısından kısa bir süre sonra yapılan bir kamuoyu araştırması, Almanya’da yaşayanların yüzde 23’ünün terör saldırılarından dolayı “endişeli” olduğunu ortaya koydu. Alman devlet kanalı ARD’nin yaptığı araştırmaya katılanların yüzde 73’ü kendini güvende hissettiğini belirtirken, yüzde 23’ü ise “Endişeliyim” dedi.


Yüzde 79, ‘kamera’ istiyor

Katılımcılardan yüzde 36’sı, havaalanı ve merkez tren istasyonu gibi yoğun kalabalıkların bulunduğu yerlerden uzak durmaya çalıştığını belirtirken, yüzde 79’u ise video çekimine dayanan güvenlik tedbirlerinin arttırılmasından yana.

En korkak AfD seçmenleri

Güvenlik kaygısı, partilere göre de değişkenlik gösteriyor. Buna göre, kendini en fazla güvende hisseden seçmen kitlesi, yüzde 93’le Sol Parti ve Yeşiller Partisi seçmenleri. Sosyal Demokrat Parti (SPD) seçmenlerinin yüzde 78’i, CDU/CSU seçmenlerinin yüzde 77’si, AfD seçmenlerinin ise yalnızca yüzde 33’ü kendini güvende hissediyor.


Anketlere göre AfD Eylül’de Meclis’te

Almanya Federal Parlamentosu milletvekillerinin ve dolayısıyla yeni hükümetin belirleneceği seçimler yaklaşıyor. Halk, Eylül ayında sandık başına giderek yeni temsilcilerini seçecek. Bu seçimlerde mülteci tartışmalarının ve Berlin saldırısının da etkisiyle aşırı sağcı ve mülteci karşıtı AfD’nin yüzde 5 barajını aşarak Federal Parlamento’da yer almasına neredeyse kesin gözüyle bakılıyor.

Son yapılan anketlerde AfD, yüzde 5 barajının üzerinde görünüyor. Parti, seçim sloganlarını ve programını ise mülteci politikasını odak alarak düzenliyor; “Eski Almanya’yı geri getireceğiz” gibi sağ popülist söylemler kullanıyor. Partinin ülkenin özellikle muhafazakâr bölgelerinden yüksek oy alması bekleniyor.


belçika basınından ‘Mutlak güvenlik, ancak İHA’larla sağlanır

Eurotopics‘in Türkçe’ye çevirdiği Belçika’nın De Standaard gazetesinden Karel Verhöven’in makalesi, Almanya’daki Berlin saldırısı sonrası güvenlik tartışmalarını ele alıyor. Zanlıların denetim zaaflarından faydalanmasının yurttaşları tedirgin ettiğini belirten Verhöven, devam ediyor: “Bu durumda siyasetçiler, daha sert önlemler alınmasını savunacak; daha çok kamera, ABD’dekine benzer vatanseverlik yasası, önleyici tutuklamalar isteyecek... Kuşkusuz Almanya’da da kurumların [Berlin saldırısındaki] rolü soruşturulacaktır. Belki de hatalar yapılmıştır. Ama Belçika Parlamentosu Araştırma Komisyonu’nun 22 Mart saldırılarıyla ilgili olarak tespit ettiği üzere, bazen günah keçisi bulmak o kadar kolay olmaz... Mutlak güvenlik, ancak insansız hava araçlarıyla mümkün. Ama böyle bir dünyada yaşamak istemiyoruz. Özgür olmak, en zor koşullarda dahi özgür kalabilmek için gerçekçi olmamız gerekiyor.”


795

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA