Dağılan iktidar: Devletin ulusundan demokratik ulusa

Şafak Tunç

09 Ocak 2017 Pazartesi | Kültür-Sanat

“Kürsüye kısa boylu bir adam geldi; birçok kişinin gözlemlediği gibi, sanki dinleyicilere doğru yüzmeye başlayacakmış gibi podyuma doğru eğiliyordu. O zamana kadar konuşmacılar konuşmaya o bildik kutsal formülle başlamışlardı: ‘Bayanlar ve baylar...’ Bu konuşmacı, net ve yeterince gür bir sesle çeyrek yüzyıldır tamamen unutulmuş bir hitapla başladı: ‘Yurttaşlar!’ Salon alkışa boğuldu. Böylesine coşkuyla selamlanan adam, konuşmasında başkalarından daha ilginç bir şey söylememişti belki – ne fark ederdi ki? ‘Yurttaş’ lafını ortaya atarak –kasten mi değil mi kimbilir?– anı ve umutlardan meydana gelen koca bir dünyayı hatırlatmıştı. Salondaki herkes şöyle bir irkildi, titredi... Yarattğı etki muazzamdı ve yankıları hemen sokağa yayıldı.” *


Uruguaylı aktivist ve analist Raul Zibechi’nin 21. yüzyılın ilk beş yılında toplumsal olayların merkezi olan, La Paz’ın dışındaki Aymara’ya gidip El Alto deneyimini aktardığı “İktidarı Dağıtmak: Devlet Karşıtı Kuvvetler Olarak Toplumsal Hareketler” kitabı günümüze de ışık tutan kıymetli bir çalışma. Paris Komünü’nden Gezi’ye, Sur ve Cizre’ye uzanan bir mücadelenin de evrenselliğinin aktarımı. 

El Alto’nun gerçekçi deneyimi

Sabit bir temsil olmaksızın her biri küçük, militan yerli örgütlerden meydana gelen küçük kentleşmelerden oluşan bir mozaik: El Alto deneyimi. Ekim 2003’te 10-12 gün boyunca, El Alto sakinleri mahalle konseyleri aracılığıyla örgütlenerek mahalle yönetimi haline geldiler ve gayri meşru hale getirilen-yok olan devletin yerini aldılar. 11 Ekim 2003’ten başlayarak muazzam bir mahalle gücü sokaklara döküldü. Barikatlar kuruldu, gece nöbetleri tutuldu, hendekler kazıldı ve ateşler yakıldı. Kendi bölgesiyle sınırlı olması düşünülen eylemler, insanlar “çokluk” halinde harekete geçtiği için beklenenin ötesinde bir kitleselliğe ulaştı. Katılmak isteyen herkesi içine alan güç, bir müddet sonra toplumsal mekanizmaları işletmeye başladı ve komiteler, komite ağları ve konseyler yarattı. Örülen dayanışma ağında gıda, sağlık, barikatta durma, derin hendekler kazma hiçbir zaman soruna dönüşmedi ve nihayetinde El Alto halkı beylik lafların, boş coşkuların ötesinde; gerçekçi bir deneyim yaşadı. Onlar için özgürlük göklere kızıl bir bayrak çekmek değil, hiçbir iktidar mekanizmasına takılmadan, hiyerarşiden uzak bir mahalle komitesinde sözünü söyleyebilmekti. 

‘Bu seninle ilgili bir kitap’

El Alto’dan yola çıkan Zibechi, esasen bizi gündelik gerçeklikle doğrudan yüzleşmeye yönelten enternasyonalist bir yol sunuyor. Keza Holloway de kitabın Almanca baskısına yazdığı önsözde aynı vurguda bulunuyor: “Bu seninle ilgili bir kitap. Umutlarınla ve korkularınla, yaşama olanaklarınla ve hatta hayatta kalma olanaklarınla ilgili bir kitap. De te fabula narratur, sevgili okur, Bolivya’daki isyana sen de dahil olacaksın, bunu sakın unutma.” Devletin yarılmasını beklemeden de alternatif örgütlenme biçimlerimizi yaratmamızın ve işletmemizin mümkün olduğu; kendi mekanizmalarımızı işletmek için de başvuracağımız merciinin devlet olmayacağı fikri kitap boyunca işleniyor. Zibechi ısrarla yapabileceğimiz en devrimci tutumun kendi topraklarımızda yeni toplumsal ilişkiler kurmak için mücadele etmek ve o mücadeleden doğan, büyüyen ve yayılan ilişkiler örmek olduğunu söylüyor. 

Öcalan’la kesişme

Ulus devlet değil, otonomi; yani yerli özyönetimlerin savunulması elzem. Zibechi’nin değerlendirmeleri ve işaret ettiği yerler Abdullah Öcalan’ın Demokratik Ulus tezleriyle örtüşüyor, Zibechi’nin “iktidarı dağıtmak” vurgusu, şüphesiz ki Abdullah Öcalan’ın “devletsiz demokrasi” tanımını da karşılıyor. Öcalan’ın yerelin parçalılığına verdiği değer kadar Zibechi de El Alto’daki mahalle örgütlenmesini önemsiyor. Ortak tezler ve akıllar, deneyimleri de etkiliyor ve tüm bunlara mukabil Sur, Cizre ve Nusaybin’deki Kürt halkının özyönetim deneyimleriyle El Alto’daki Aymaralıların mücadelesi de ortaklaşıyor. Mücadele yöntemlerinin çokluğu ve parçalılık hali ne kadar fazla olursa halkların, devrimcilerin iktidar mekanizmalarına karşı zaferleri de bir o kadar artıyor. Ancak bu parçalılık hali bir “bölünme”yi işaret etmiyor. Aksine, ancak bahsi geçen parçalı mücadeleler ortaklaştığında bir başarıya ulaşacağımız vurgulanıyor. Gündelik yaşamda pek çok örneğini görebileceğimiz bu deneyimi en yakınımızda Kürdistan yaşadı. Kürt halkının en hakiki ve haklı taleplerinden özyönetim talebi, yerelin örgütlenmesiyle örülen ve ilerleyen bir süreçti; lakin bu pek meşru talebin arkasında Kürt halkından başka kimse topyekun durmadı/duramadı. Belki de zamanında orada yanan ateşe bir odun atılmadığı için şu an en temel haklar dahi Türkiye’de de savunulamaz, kullanılamaz hale geldi. Görünen ve deneyimlenen o ki, bu kara günlerden Türkiye’deki ve Kürdistan’daki mücadeleler ortaklaşmadan da asla kurtulunamayacak. 



* Louis Alfred Briosne isimli işçinin, 1871’de Paris Komünü’ne giden süreçte bir halk toplantısında yaptığı konuşmayı aktaran Gustave Lefrançais’ten.

İktidarı Dağıtmak

Devlet Karşıtı Kuvvetler Olarak Toplumsal Hareketler

Raul Zibechi

Otonom Yayıncılık



204

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA