GDA’lıların devleti

Cihan Eren

06 Ocak 2017 Cuma | Forum

Türk devlet mantığında siyasi isim ve kısaltmalar dil kurallarına göre değil psikolojik harp kanunlarına göre okunur. Örneğin PKK ismini hiç bir zaman tam telaffuz etmezler. Türkçe dil kurallarına göre PKK kısaltmasının “PE-KE-KE” sesi ile okunması lazım gelirken onlar “PA-KA-KA” olarak okurlar. Yine bir Erdoğan icadı olan Esad’ın Eset’leşmesi, DAİŞ sempatisinden ötürü bu örgütün kısaltmasını da DEAŞ bazen de DAEŞ olarak okuması gibi. Türkçede Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar GDO kısaltması ile okunuyor. Biz GDO’yu onlar gibi bozarak değiştirmiyoruz. Bilimsellikten hareketle GDO’daki “organizma” kavramının toplumsal karşılığı oluşsun diye yerine “adamlar” kavramını koyarak okumaya çalışacağız. GDA; Genetiği Değiştirilmiş Adamlar. 

Gen yapıları değiştirilmiş organizmalar konusundaki tartışmalar bilimsel olduğu için aşırı indirgemeci olmaması kaydıyla topluma uyarlamak ve benzerliklerini kurmak da bilimselliğe girer. Tuhaf bir rastlantı olsa gerek bu tartışmalar en fazla da Mehdi Eker’in bakanlığı döneminde yapıldı. Hiç bir besinin doğal tadının kalmadığı, yiyeceklerimizin adeta plastikleştirildiği ve bu yiyeceklerin kanser başta olmak üzere ölümcül bir çok hastalığı tetiklediği tespitleri bu tartışmaların ortak noktasıdır. Genetiğinin değiştirilmesi demek bir organizmanın özünün, doğallığının değiştirilmesi, gerçek kimliğinden çıkarılıp başka bir şeye benzetilmesi demektir. Besinlerdeki öz ve doğallık değiştirildiği için hiç bir besin maddesinin ne tadı ne tuzu kaldı. Üstelik yaşamlarımızın bağlı olduğu bu organizmalar birer ölümcül katillere dönüştürüldü adeta. Yesen ölürsün, yemezsen ölürsün handikabı ile karşı karşıyayız. 

Genler organizmaların şifresidir. İnsan da canlı bir organizmadır. Tür olarak hem biyolojik hem de varlığımızı borçlu olduğumuz toplumsal genlerimiz vardır. Biyolojik genlerimiz, daha genel bir tabirle kimyamız bozulduğunda canımız acır, doktorluk olur hastanede yatmak zorunda kalırız. İlaç tedavisi görürüz, neticede ya iyileşir ya da ölür toprağa gömülürüz. 

Tür olarak bizi insan eden aslında toplumsal genlerimizdir. Toplumsal genlerimiz de tıpkı biyolojik genlerimiz gibi sağlıklı ya da hasta olmamızı sağlarlar. Toplumsal genlerimiz milyonlarca yılık insanlık öykümüzün uzun yol yürüyüşünde oluşmuştur. Örneğin bir arada karşılıklı sevgi ve saygı içinde yaşamak her insanda olan evrensel bir gendir. Bu tür genler özümüzdür. Bu özü bozulan adaletsiz, zalim, yalancı, aldatan, hırsız bir insan olur.

Yine toplumsal genler olarak fikirlerimiz, kültürel değerlerimiz, kabile, aşiret, ulus kimliğimiz, dini inanışlarımız vardır. Ve sadece bize hastırlar. Toplum bahçesinin bin bir renkten oluşmasını bu genlerimiz sağlıyor.  “Tatları” ve “renkleri” bize hastır. Bizleri ayrı bir “tat” ve “renk” olarak diğer halklarla yan yana getirip “toplum yemeği” ne tat verdirir. 

Toplumsal genler kendiliğinden değişebilir.  Bu değişim  insanın pek farkında olmadığı uzun bir zaman diliminde kendine has bir ritimle gerçekleşir. Bu değişim işinde değiştirenin bilinçli örgütlü ve sistemli bir müdahalesi yoktur. Değişense bu değişime bilinçli karşı koymaz. Gönüllülük temelinde değiştirenin değişeni, değişenin de değiştireni kabul ettiği bir süreçtir bu. Bu doğal bir kanun gibi biyolojik evrimlerde bile izlenebilir. Bu değişime kaynaşma, kucaklaşma demek de mümkündür. Bu tür değişim yeni bir sentezle sonuçlanır. Yani yeni bir “tat” ve “renk” çıkmış olur. 

Ancak insanın toplumsal genlerine dışardan bilinçli, hesaplı, planlı, bir değişim dayatılırsa bu hastalığa yol açar. Burada en başta müdahale eden hastadır. Çünkü doğal olan bir organizmayı bilerek ve isteyerek bozmaktadır. Değiştirendeki hastalık derecesi çok yüksekse ki buna milliyetçilik ve faşizm denilmiştir o zaman değiştirilme masasında bıçak altına alınmış olan ölür. Ondan yeni bir “tat renk” değil işe yaramaz, kokuşmuş ve çöpe atılması gereken bozuk bir “adam” çıkar. Bir insanı her sabah belediye temizlik işçilerinin topladığı çöpe atamayacağımıza göre o toplumsal çöplüğe atılır. Toplumsal çöp GDA’ların toplatıldığı yerdir. Yani Türk devletidir. Erdoğan başta olmak üzere sarayın en az yüzde ellisi, hükümetin yarıdan çoğu GDA’lılardan teşekkülüdür.   

Toplumsal genleri bozulanlar başkalaşıma uğramışlardır. Çünkü kendilerini insanlık ailesine ayrı bir “tat” ve “renk” olarak katan toplumsal genleri bozulmuştur. Toplumda öz değiştiren devşirme işi çocuklukta başlar. Bu GDO  işinde organizmanın tohumuna ya da fidesine müdahale gibidir. GDO’da olduğu gibi insana müdahalede de devşirilenin özü tümden yitmez. Ancak onunla yaşayamayacak düşünemeyecek duruma sokulur. Fikirleri, kültür değerleri, kabile, aşiret, ulus kimliği, dini inanışı bu dış dayatma altında ne kadar istense de tümüyle değişmez.  

Devşirmenin içi ile dışı her zaman ayrıdır. GDO’lu bitkilerin dıştan görünüşleri çok alımlıdır. Manavlardaki domatesleri, biberleri, salatalıkları gözünüzün önüne getirin. Renkleri oldukça canlı, parlaktır. Peki, içleri, kokuları, tatları? Devşirmelerde böyledir. Gündelik yaşamlarında oldukça nazik, kibar, kabul edilebilir ölçülerde olmaya özen gösterirler. Kendilerini tüm insanların dostu kucaklayanı olarak ifşa ederler. Cins, sınıf, din ve etnik kimliklerin ne önemi var derler. Derler  çünkü kendileri “üçüncü cins, sınıf, din ve etnik kimlik” sahibi olduklarını derinden hissederler. “Reyonlarda ve kasalardaki sunum” –devşirileme süreci- bittikten ve “müşteri” –kendisini devşiren- tarafından “naylon poşetlerle” –devşirildiği kültür ile- evin “mutfağına”-toplumun içine, devlet kurumlarına- getirildiğinde gerçeklikleri açığa çıkar. 

Ne kadar bozuk bir “tat” sahibi oldukları “mutfak”ta anlaşılmaya başlanır. “Ev” sahibinin “yemek” yapmasına izin vermezler. Hatta öyle ileri giderler ki “ev” sahibini “yemeklik” olarak kullanıp kendileri “ev” sahibiymiş gibi hareket ederler. İçlerinde bir yerlerde gizli tuttukları kabuk bağlamış özlerini açıktan taşıyan insanları yok ederek gerçek “tadın” kendilerindeki olduğunu ispatlamaya çalışırlar. Bundan kaynaklı bu  tür insanlar akıllarıyla karar alma evresine geldiklerinde tehlikeli olur, tıpkı GDO’lu yiyeceklerin bünyemize zararları gibi toplumsallığımıza zarar vermeye başlarlar.  

Anlattığımız GDA’nın nasıl yaratıldığını somutta görmek ve anlamak için Türk devletine, GDA yönetimindeki bir devletin ne kadar tehlikeli olduğunu görmek içinse bu devletin Kürt halkına yaptıklarına bakın. Birileri koca bir devlet ve sistem yöneticileri böyle olabilir mi diye düşünebilir. Unutmayın ki “ben kimim, nerden geldim ve nereye gidiyorum” soruları insanlığın baştan beri kendisine sorduğu sorulardır. İnsanlık bu sorulara cevap arayışı sonucunda uzayın derinliklerini ve atom altı parçacıkları keşfetmiştir. Yine bu sorular değil mi ki insanı, varlık sınırları ve gücü aklımızın almakta zorlandığı tanrıyı tanımlaya götürmüş? İşte devşirme “ben kimim nereden geldim nereye gidiyorum” sorusuna onu yapanlar “sen içinden çıktığın halkın ve kültürün düşmanı, benim hizmetçimsin” cevabıyla  sulanmış adamdır. Kafasında bunun dışında başka bir şey olmayandır.  

Türkiye devleti düşünüş temeli çürük GDA’dan oluşan insanlarca yönetiliyor. Bunlar alaşağı edilmez, yönetmeye devam ederlerse seksen milyon “birlik ve beraberlik” içinde intihara gidecektir. 


1525

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA