Rojava’nın enternasyonalistleri: Ve hiç kimsenin gücü bize yetmeyecektir!

“Tüm insanlar bir güneşin altında yaşayıp o güneşin altında uyanıyorlarsa, bu topraklarda savaşıp ölümsüzleşenler de bu birliği savunmak için şehit düştüler. Rojava Devrimi’ne sadece dayanışmak için katılmadılar, bu devrimi kendi devrimleri gördüler.”

05 Ocak 2017 Perşembe | Dizi

OSMAN OĞUZ

Bu sözler, Kobanê Direnişi’nde şehit düşen Türk komünist Suphi Nejat Ağırnaslı‘nın (Paramaz Kızılbaş) babası Hikmet Acun’a ait. Dolayısıyla onlara “enternasyonalist” demek, hakikati eksik anlatmak oluyor bir yanıyla. Keza onlar, “başkalarının” devrimine, özgürlük mücadelesine destek çıkmak için gitmediler Rojava’ya; kendi özgürlüklerinin, hakikatlerinin peşindeydiler.

Demokratik Birlik Partisi (PYD) öncülüğündeki Kürtlerin 19 Temmuz 2012’de Kobanê’den rejim güçlerini çıkarmasıyla başlayan devrimin ilk gününden bu yana Rojava, dünya halklarının yüzünü döndüğü bir “umut yatağına” dönüştü. Halen dünyanın en önemli gündemi olan DAİŞ karanlığına karşı ilk zaferi de hafızalara kazıyan Kobanê Direnişi, zirveydi; halkların direniş zirvesi. Yerkürenin her yanından onlarca, Ortadoğu’dan yüzlerce savaşçı, işini, ailesini, sevgilisini, tüm ilişkilerini kenara koyup Rojava’ya gitti; onlardan bazıları, direnişte yaşamını yitirdi.

Kürt’ün zulümle kavgası, yeni başlıyor değildi elbette; on yıllardır Kürtler, DAİŞ’in uyguladığı vahşet seremonisinin tıpkısını da defaatle devreye koyan sömürgeciliğe karşı mücadele etmişti. Fakat bir sorun vardı: Bu kavganın Kürdistan’ın dışındaki görüntüsü, çoklukla egemenlerin çektiği perdeyi aşamıyordu. Türk devleti başta olmak üzere Kürdistan’ın sömürgecileri, Kürt’ün özgürlük mücadelesinin birçok mecrada “terör” yaftasıyla anılmasını bile sağlamayı başarmıştı. Buna rağmen yerkürenin her yerinde aydınlardan emekçilere kadar destekçiler olsa da, yeterli görünürlük sağlanamıyordu. Rojava, bu açıdan da bir “devrim” oldu.

Rojava Devrimi, Kürdistan’ın özgürlük mücadelesine evrensel bir meşruiyet kazandırdı. O meşruiyet ki, “pasaport” oldu Kürt’e. Ortadoğu, kaskatı bir karanlıkla anılıyordu; fakat o karanlığın göbeğindeki ülkelerinde Kürtler, dünyanın aydınlık yüzü, umudu olabilmişti.

Daha önce de anlatmıştım: O günlerde Almanya’da, hem de “merhaba” yerine “selamünaleyküm” demesiyle bilinen (“Hallo” yerine “Grüss Gott!”) Bavyera’da doktora gittim. Doktor, bildik Alman; sarışın, uzun boylu bi’ abimiz. Tedaviye başlamadan önce nereden geldiğimi sordu. Soruyu mağrur ve inatçı bir karşı koyuşla cevaplamak için zaten her an bekleyen tüm isyandaşlarım gibi yanıtladım: “Kürdistan’dan.”

Gözleri parladı, coşkuya kapıldı desem yeri. Tentürdiyot kokulu hasta-doktor münasebeti gitti de, Münih’in Ekim Festivali’nde iyice biralanıp sokağı bağır çağır şarkılarıyla dolduran iki dostun muhabbeti geldi sanki. Gözleri güldü, elimi sıktı, konuşmaya başladı. Almancam yetseydi, daha çok anlar, daha çok anlatırdım belki. Yetmedi, ancak birkaç sözcük seçebildim aradan: Kobanê, YPJ, Rojava, PKK.

O doktoru böylesine coşkulu bir dostluğa sevk eden, kara kaşımız, kara gözümüz ya da “kuvvetli pasaportumuz” değildi; ülkemizde devam eden ve dünyaya umut dağıtan mücadeleydi. Hepimiz onun “ekmeğini yiyor, suyunu içiyorduk” artık; coğrafyamızın mahkûm edildiği karanlık dönemde bile başımız dik gezebiliyorsak, hep bundandı.

Bir de sömürgecilere ve “onların milletlerine” bakalım... 

Ülkemizi zapturapt altında tutan devletlerin çoğunlukla sessiz kalmış tebaalarından biri, ferasetini yitirmiş, Ortadoğu’daki karanlığın gargameline dönüşmüş bir diktatör ve katliamlarda yaşamını yitirenleri bile yuhalayacak kadar kanalizasyona karışmış bir insan onuru ile anılıyor. Bir diğeri, köklü medeniyetini kopkoyu ve korunaklı bir faşizmin, recm gibi cezaların hakim olduğu bir rejimin ellerine bırakmış; İran denilince akla, her şeyden önce kara çarşaf ve asık suratlı, sarıklı, çipçirkin bir adam geliyor. Diğer ikisinin hâli zaten mâlum, anlatmaya gerek yok. Kürt’ü yok etmeye, eritmeye girişmiş bütün güçler ve o güçlerin pasaportlarıyla övünebilmek için kırk takla atan tebaaları, dünyaya rezil rüsva olmuş. Kürt ise, “ham çarık kıl çoraptan” ama yürekten direnişiyle dünyanın, insanlığın yüz akı, onuru... Kimin pasaportu daha güçlü?


Hatırla, kıtaları buluşturanları

* John Gallagher. Binlerce kilometre öteden, Kanada’dan geldi Rojava’ya. “Gabar Rojava” adını seçti, yeni yaşamında. Valerie ile Shannon’un 1983’te yaşama gözlerini açmış oğluydu; 4 Kasım 2015’te Hesekê’nin doğusunda şehit düştü. Cenazesi ülkesine ulaştığında Kanadalılar, çocuğundan yaşlısına, işçisinden devlet görevlisine değin yol kenarına dizilmiş, kahramanlarına selam veriyordu. Bir kadın, arabasının yanında saygı duruşunda bekliyor; itfaiyeciler el sallıyor ardından; bir çocuk -yazım hatasından belli ki kendi elleriyle- “Thak you” yazmış; bir köprüde, “Evine hoşgeldin John, seni çok seviyoruz” yazılı pankart görünüyor; yüzlerce araçlık konvoy, gözyaşları, saygı duruşu ve selamlamalar eşliğinde geçiyor yoldan.


Güzel renkleri ayırt etmek için

* Ivana Hoffmann. Afrika kökenli, LGBTİ aktivisti de olan bir Almanya vatandaşıydı; medeniyetimize bakılırsa, hiçbir eksiği de yoktu. Fakat özgürlük ve devrim ateşi yanıyordu yüreğinde. Marksist Leninist Komünist Parti’ye (MLKP) bu nedenle katılmıştı; Rojava yolculuğuna da bu arayışla çıktı. “Yoldaşlarıma ve partime” diye başlamıştı, gitmeden hemen önce yazdığı mektuba ve devam etmişti: “Artık güzel renkleri ayırt edemiyorum, kentin rüzgarlarını tenimde hissedemiyorum ve kuşların cıvıltısı bana daha güçlü bir özgürlük çağrısı gibi geliyor. Ben bir karar verdim ve günler boyunca kafamda bu düşüncelerle yaşadım... Rojava Devrimi’nin bir parçası olmak istiyor, orada kendimi geliştirmek istiyorum... Sevgi ve umut dolu bir gerilla olacağım...”

Til Temir’deki hamlede, Rojava Devrimi’nin “Avaşin Tekoşin Güneş”i olarak şehit düştüğünde, ardında tüm dostları ve yoldaşlarına bir çağrı bırakmıştı Ivana. O çağrı, güzel renkleri hissetme ve “kent” denilen zindanda kaybolmama çağrısıydı.


Avustralya’dan iki Bagok

* Ashley Johnson ve Reece Harding. İkisi de “dünyanın öteki ucundan”, Avustralya’dan düştüler yola ve Rojava’da şehit düştüler. 

Rojava’nın Bagok Serhed’i Ashley Johnson, “Çocukların ve kadınların öldürülmesini kaldıramadım ve Kürdistan’a geldim” demişti, yolculuğunu sorduklarında. Arkadaşları ise nasıl şehit düştüğünü şu sözlerle anlatmışlardı ardından: “Bizi kurtarmak için kendini feda etti. İçinde olduğumuz panzer DAİŞ’in kuşatmasına girdi. Heval Bagok da panzerden inip çemberden kurtulalım diye bizi savundu.”

Reece Harding’in ise annesi, şöyle anmıştı oğlunu: “Oğlum çetelerin kötülüğünün bütün dünyaya yayılacağının farkındaydı... Şimdi kendimizi ‘Avustralyalı Kürt’ olarak görmekten gurur duyuyoruz. Oğlumun ölmesini istemezdim ama anlamsız bir kazada ölmesinin yerine başkalarına yardım ederek ölmesi, tuhaf bir şekilde rahatlık veriyor. Hepimizin çocuklarının güvende kalması için dua ediyorum. Yaptığınız iyilik için samimiyetle teşekkür ederim.”

Reece Harding, kendisinden önce şehit düşen yurttaşının adını almıştı Rojava’da: Bagok Australî.


‘Öylece oturamazdı’

* Konstandinos Erik Scurfield. Ailesinin ve dostlarının diliyle “Kostas”. Til Berak’ta, 2 Mart 2015’te şehit düştüğünde adı Kemal’di. 26 yaşında bir İngiltere vatandaşıydı o; Yunanistan asıllı anne Vasiliki ile İngiliz baba Chris’in oğluydu. Kostas’ı Rojava’ya götüren ise, Êzîdîlerin yaşadıklarıydı. Şehit düştüğünde, Til Hemis’teki DAİŞ saldırısı sırasında bölgeden yaralıları ve sivilleri zırhlı araçla çıkarma görevindeydi. Aracın silah bölümündeki yoldaşı elinden vuruldu ve Kostas silahı devraldı. O anda bir kurşun sol omzuna denk geldi ve şehit düştü. Ardından cephedeki ABD’li YPG savaşçısı Jordan Matson, şöyle demişti: “O insanları korumak istiyordu. Bu insanlar kıyımdan geçirilirken öylece oturup hiçbir şey yapmadan duramazdı.”


‘Kevin bizi sevgiyle bağladı’

* Kevin Jochim. Almanya’nın Karlsruhe kentinde, 1993 yılında geldi dünyaya. Kürt’ün özgürlük mücadelesiyle, daha Almanya’dayken tanışmıştı. 19 yaşında bir gençken Kürt Özgürlük Hareketi’yle birlikte hareket etmeye başladı. Öyle istekli ve heyecanlıydı ki, Kürtçe’yi de öğrenmişti kısa zamanda. Kobanê Direnişi sırasında Kevin, yönünü Rojava’ya çevirdi. 2015 yılıydı ve artık “Dilsoz Bahar” olmuştu. 6 Temmuz 2015’te Siluk kasabasında, DAİŞ’le girilen çatışmada şehit düştü. Cenazesinde annesi Maurine Lucie, şöyle seslenmişti herkese: “Bir ülke var yaşayanların, bir ülke var barış ve özgürlük için ölenlerin. Bu iki ülke arasında sevgi var. Kevin, bizi sevgi ile birbirimize bağladı.”


Rojava’nın ilk İranlı şehidi

* Emir Qubadi. Horasan Eyaleti’ne bağlı Meşhed kentinde doğmuş Fars asıllı bir İranlıydı o ve Rojava Devrimi’ne canını katmış ilk İranlı olarak kayıtlara geçti. Yoldaşlarının anlatımlarına göre, 23’ünde olmasına rağmen İran’ın sömürgeci uygulamalarını bilince çıkarmıştı, öfke duyuyordu. Ve cephede hiç durmadan Öcalan’ın kitaplarını okuyor, Kürdistan direnişinin ruhunu anlamaya çalışıyordu. Bu sırada çabucak Kürtçe de öğrenmişti. Rojava’nın Rojvan Kobanê’si, 22 Aralık 2014’te, Kobanê’de, Kürt ve Arap savaşçılarıyla omuz omuza şehit düştü.


‘Teori hayata geçiriliyor’

* Michael Israel. ABD’li bir sendikacıydı, Birleşik Özgürlük Güçleri (BÖG) saflarında savaşıyordu. Hamle başladığında Minbic Askeri Meclisi’ne katıldı. Minbic’in batısında, 24 Kasım 2016’da Türk ordusunun savaş uçaklarıyla gerçekleştirdiği saldırı sonucunda, Alman savaşçı Anton Leschek‘le (Zana Ciwan) birlikte şehit düştü. Onun ve Leschek’in cenazesine KDP el koydu; halen ülkelerine gitmeyi bekliyorlar. Şehit düşmesi öncesinde Michael, Facebook’tan şöyle seslenmişti tüm dost ve yoldaşlarına: “Bizim sadece teorik metinlerde tasavvur edebilmiş olabileceğimiz şeyler, Rojava’da hayata geçiriliyor, değiştiriliyor, kendi mücadelelerine uyarlanıyor ve gerçeğe dönüştürülüyor.”


‘Sevgi dolu bir insandı’

* Ryan Lock ve Nazzareno Antonio Tassone. Ryan, İngiltere’nin Chichester kentinde; Antonio ise Canada’nın Ontario bölgesine bağlı New Market kentinde dünyaya gelmişti. Aralarında okyanus vardı ama yolları Rojava’da kesişti. İkisi de 21 Aralık 2016’da, karanlığın merkezini, Rakka’yı özgürleştirmek için gerçekleştirilen “Fırat’ın Gazabı Hamlesi”nde şehit düştü. Ryan’ın babası John Lock, oğlunun şehit düştüğünü öğrendikten sonra şunları söylüyordu: “Ryan, başkalarına yardım etmek için elinden geleni yapmaya hazır, sevgi dolu bir insandı. Altın gibi bir kalbi vardı.”


‘O dev okyanusuz’

Dünyanın başka uçlarından yola düşüp Rojava’da savaşan, şehit düşen tüm enternasyonalistleri bu yazıya sığdırmanın imkânı yok. Üstelik bu konuda, “İşte yekünü budur” denilebilecek bir dosyaya kaynaklık edebilecek bir veri de ne yazık ki henüz yok. Fakat bu kadarı, orada savaşan “ruhu”, meselenin kendisini anlamak açısından yardımcı olacaktır. 

Kropotkin’in yüz elli yıl sonra da geçerliliğini koruyan sözüyle koyalım noktayı: “Ey, biz ki her gün ıstırap çekenler, her gün aşağılananlar. Biz bir araya geldiğimizde mahşer gibiyiz; ve hiç kimsenin gücü bize yetmeyecektir. Biz, diğer her şeyi içine alıp eritebilecek o dev okyanusuz.”


Kobanê’de şehit düşen Türk komünist Suphi Nejat Ağırnaslı, Rojava yolculuğu öncesinde annesine yazdığı mektupta şunları söylüyordu: Latin Amerika’ya her zaman gidebilirim ve en büyük hayalim hala bu. Lakin insan kaç kere canlı canlı bir devrime katılma fırsatı bulanilir ki? Bu fırsatı kaçırmak istemedim doğrusu... Ben şimdi muazzam bir keyif ile, heyecan ve merakla kendi çelişkilerim ve korkularımla Rojava’dayım.


John Gallagher, ülkesi Kanada’da bir kahraman olarak karşılandı.



4392

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA