Sessizlik ölüm getirir

Feminist pedagog Sandra Kreil, erkeğin nelerden güç alarak kadına şiddet uyguladığını, kadınların hangi saiklerle erkek şiddeti karşısında sessiz kaldığını anlatarak, kadın etrafındaki şiddet çemberinin nasıl kırılacağına ilişkin çözümler ortaya koyuyor: 

05 Ocak 2017 Perşembe | Kadın

AMARA GÜNEŞ / HABER MERKEZİ

 

Almanya’da çok değil, son bir ay içerisinde 2 Kürt kadını eşleri olan erkeklerin saldırısına uğradı. Başkent Berlin’de eşi tarafından bıçaklanan 5 çocuk annesi Yeter Polat (Pehlivan) hastanede yaşamını yitirdi. Almanya’nın Aşağı Saksonya eyaletinin Hameln kentinde 28 yaşındaki Kader K. eski eşi tarafından bıçaklandı, boğazına bağlanan iple bir aracın arkasına bağlanarak 250 metre yerde sürüklendi. Ağır yaralanan Kader hayata tutundu, tedavisi devam ediyor. Her iki kadın da çocuklarının gözleri önünde saldırıya maruz kaldı. Bu ay içinde yine Almanya’da Afrikalı bir kadın eşi tarafından gündüz vakti sokak ortasında vahşice yakılarak öldürüldü. Kadınlar hangi kimlikten, ülkeden olursa olsunlar yine de erkek şiddetinin mağduru olmaktan kurtulamıyorlar. Bir insan hakkı ihlali, sosyo-kültürel ve toplumsal sorun olarak ele alınması gereken kadına yönelik şiddeti, bu şiddetin nedenlerini ve buna karşı nasıl mücadele edileceğini feminist pedagog Sandra Kreil ile konuştuk. Kreil, aynı zamanda, kadınlara danışmanlık ve destek sunan UTAMARA Kadın Buluşma Merkezi’nin de aktivisti.

 

Kadına yönelik erkek şiddeti kaynağını nereden alıyor?

Her şeyden önce kendilerinde bunu yapma hakkını görüyorlar. Kadına karşı şiddeti alışılagelen, meşru hatta gerekli gören bir sistem gerçekliği var. Örneğin Avrupa’da istatistiksel açıdan her dört kadından birinin şiddete maruz kaldığını görüyorsak, muhtemelen bu 'normal/alışagelen' oluyor’  Eğer dünyanın birçok ülkesinde evlilik tecavüzleri cezadan muaf tutulmanın garantisi oluyorsa, o zaman bu 'meşrudur/ yasaldır'. Ve eğer şiddet genç kızların/kadınların ‘eğitilmesine’ hizmet ediyorsa, bu herhalde 'gereklidir’.

Birçok ülkede kadına karşı şiddet yasal düzeyde yasak olmasına rağmen; ılımlı yaklaşılması ya da cezalandırılmaması gerçek toplumsal düzeyi göstermektedir. Bu şiddetin meşruiyeti yaratılan kadın imajları, örneğin bizleri erkek cinsine göre 'zayıf', 'yetersiz' olarak tanımlamaktan kaynağını alıyor. Erkek cinsi için 'form veren', 'egemen' gibi özellikler geçerli kılınırken, kadına karşı şiddet ve eşitsizlik böylece meşrulaştırılır.

 

Erkek şiddet uygulayarak 'gücünü' mü gösteriyor?

Erkeklerin biz kadınlara karşı şiddet uygulamaları, aslında onların (erkeklerin) güçsüzlüklerinin ifadesidir. Ataerkil sistemde erkek her zaman her şeye gücü yeten, güçlü olmak zorundadır. Eğer bu imajın gerekliliklerini yerine getiremez, başarısız olursa, bu lanetlenmesi anlamına gelir.

Erkekler ailenin geçimini sağlama, eşini ve çocuklarını koruma, çocuklarını terbiye etme gibi toplumsal beklentilere cevap olamıyorsa, aile içinde kontrolünü ve egemenliğini şiddete başvurarak sağlar. Erkek kendi hemcinslerinin baskı ve sömürüsü ile karşılaştığında, o zaman diğer erkeklerin şiddetinin onu nasıl çaresizlesizleştirdiği/güçsüzleştirdiği deneyimini yaşar ve bu sefer de bizi (kadınları) bastırarak kendi egemenliğini sağlamaya çalışır.

Kadın erkeğin, kendi imajını düzeltmesini ve güçlü olduğuna kendini inandırmasını sağlar ve erkek ne zaman rakiplerini aşağılamak isterse, kadına eziyet ederek başlar.

 

Kadınlar erkek şiddetine karşı nasıl tepki veriyor? Nasıl tavır almalılar?

Biz kadınlar şiddet gördüğümüzde kendimizi güçsüz hissediyoruz. Daha fazla şiddet görmekten, küçümseyen bakışlardan korkuyoruz, sistematikleşen aşağılanmalardan ve her şeyden önce dışlanmaktan korkuyoruz.

Çocuklarımızı korumak ve toplum içerisinde kötü imajlar yaratılmasın diye, şiddete tahammül ediyoruz. Büzülerek siniyoruz, kırılan ruhlarımızda açılan yaraları kamufle ederek, erkeğin yalanlarını meşrulaştırmasını sağlıyoruz. Bazılarımız daha fazla dayanamayıp kendimizi metaforik ya da fiziki hiç fark etmiyor, öldürüyoruz. Çünkü böyle yaşamayı hak ettiğimize inanıyoruz ve şiddetten arınmış bir yaşama hakkımızın olmadığını düşünüyoruz. Bunun adaletsizlik olduğunu ve yaşamlarımızın bir erkeğin yaşamı ile aynı ölçüde değerli olduğunu hissetmemize ve bilmemize rağmen, kendimizi değersiz görmemizi sağlamışlar. Her şeyden önce yeni hayat yollarını seçip gitme yerine, bu eşitsizliğe karşı mücadele etmek için yeterince güçlü ve cesaretli olmadığımızı bize öğretmişler.

 

Bu nedenle mi kadınlar kimi zaman erkek şiddeti karşısında sessiz kalmayı yeğliyor?

Evet. Hatta hakarete, şiddete tahammül edemeyip, kendini savunan, destek arayan ya da kendi başlarına mücadele eden kadınlar, yine yeniden yaşamlarını örgütlemek için kadın evlerine sığınan ya da suçlunun yargılanması için adelet arayışına giren kadınlar karşısında seyirci kalabiliyor, hatta kadınlar hakkında olumsuz ve kötü konuşabiliyoruz.

Zorlu yaşam koşullarında çoğu kez yalnız bırakılmış ama özgürlük arayışlarından vazgeçmemiş kadınları hor görebiliyor ve küçümseyebiliyoruz. Başka kadınlar şiddete maruz kaldığında görmezlikten geliyoruz.

Kendimizi düşünsel anlamda köreltiyoruz ve başkalarına şöyle diyoruz 'hayat adil değil’, 'O kadar kötü de değil’, 'Ona bir şans daha ver’, ' Kendisini kesin değiştirecektir!'.

Şiddetin dalgaları bir anda kendisini katleden acımasızlığı ile kamuoyunda yansıtınca, artık çok fazla saklayacak bir şey kalmıyor, çünkü ölüler daha fazla yalan söylemezler ve bu yaşananlar karşısında bizler hiç bir şey bilmiyorduk ve görmedik. Ve herşeyin böyle devam etmesi için kızlarımızı 'iyi suskun kadınlar' ve oğullarımızı 'gerçek ve güçlü erkekler' olarak eğitiyoruz.

 

Tüm bunlara rağmen ne yapılmalı? Kadınlar, etraflarındaki bu döngüyü/çemberi nasıl kırmalı?

Kendimize ve diğer kadınlara değer vermeli ve kendimizin farkına varmalıyız. Ataerkil sistemin rekabet anlayışını güçlendirme yerine birbirimizle dayanışma içerisinde olmalıyız. Gözlerimizi açmalıyız ve farklı kadınların yaşam koşullarını anlamaya çalışarak empati kurabilmeliyiz. Şiddete uğrayan kadınları dışlama yerine kamuoyunda bu tür yaklaşımları gündemleştirerek sesimizi yükseltmeliyiz.

Eğer şiddete maruz kalıyorsak ‘hayır’ demeliyiz! Eğer birine şiddet uygulandığını görüyorsak ‘hayır’ demeliyiz! ‘Bizimle değil’ demeliyiz.


Bir kadın şiddete maruz kalıyorsa nasıl bir yol izlemeli, şiddete maruz kalan kadınlar nereye, kimlere başvurmalı?

Eğer bir kadın olarak şiddete uğruyorsam, şunun bilincinde olmalıyım, ben suçlu değilim, bu sadece benim 'sorunum' değil, ataerkil sistemin bir sorunu. Dünya çapında birçok kadın bu deneyimi yaşamak zorunda bırakılmış ve paylaşıyor. Bu sorunu tam da bundan dolayı tek başıma çözemeyeceğimin bilincinde olmalıyım! Eğer susarsam ne kendime ne de belki benim gibi aynı durumda olan kadınlara yardımcı olabilirim. Başkalarına yaşanılan şiddet deneyimini anlatmak her zaman kolay olmasa da, bu yaşanılmışlık ile yalnız kalmamak için de olsa paylaşmak zorundayız.

Şayet aileden, arkadaş veya akraba çevresinden herhangi bir destek alınamıyorsa kalan tek yol, kadın evleri, dayanışma yerleri, kadın dernekleri ya da polis ile ilişkilenmek oluyor. Birçok dayanışma merkezi anonim çalıştığı için, kimse hemen ismini vermek ve bir karar almak zorunda değil. Çoğu kez çok fazla yol, yöntem ve imkan var. Ve şunun farkına varacağız, tahmin ettiğimizden ve kendimize inandığımızdan daha cesaretli ve güçlüyüz. Her ne kadar zor da olsa, ağır da gelse, bazen çocuklarımız ve kendimizi korumak için de olsa kadın evini tercih etmek ve suç duyurusunda bulunmak bir seçenektir.

 Eğer kadınlar olarak gelecekte bu tür yollara başvurmak zorunda kalmak istemiyorsak, farklı bir toplum yaratmak için mücadele etmeli ve nihayetinde beraber aktif bir biçimde 'HAYIR ve bizimle değil' demeliyiz.


Çalışmalarımız özgüveni güçlendirmeye yönelik

UTAMARA olarak siz kadına yönelik şiddete karşı nasıl bir mücadele yürütüyorsunuz? Bu konu ile ilgili çalışmalarınız/projeleriniz nelerdir?

UTAMARA Kadın Buluşma Merkezi olarak tam da bunu yapmaya çalışıyoruz. Bu şiddet döngüsüne dur diyerek kırmak istiyoruz. Kadınların bir araya geldiği ve karşılıklı birbirlerini destekledikleri bir yer olmaya çalışıyoruz. Evlilik, aile içerisinde veya savaştan kaynaklı işkence ve şiddet ile yüz yüze gelmiş ve halen buna maruz kalan kadınlara danışmanlık hizmeti veriyoruz. Almanca, Kürtçe, Arnavutça ve Türkçe telefon üzeri, anonim ya da şahsi danışmanlık hizmeti veriyoruz.

Bireylerin durumuna göre yereldeki kadın dernekleri, kendi kendine yardım etme grupları, danışma merkezleri, kadın evleri, avukat veya psikologlar ile ve onların eşliğinde doktorlar, ilgi kurumlar ve mahkemeler ile ilişkilenmekteyiz. Projelerimiz, kadınların kadın dayanışmasını güçlendirmeleri kendi aralarında ilişki ağını geliştirmeleri, birbirlerine destek sunma, kendi imajları ve özgüvenlerini güçlendirmeye yönelik. Özellikle cinsiyetçilik, kadın tarihi ve öz savunma gibi konularda seminerler düzenliyoruz. Aynı zamanda eğitim, sağlık, sanat, kültür ve yaratıcılık gibi konular ile de ilgileniyoruz. Kadınlar olarak kendimizi sürekli eğitmek, geliştirmek ve bizi ilgilendiren siyasi konularda aktif olmak istiyoruz. Kampanyalar kapsamında siyasal alanda da aktif bir biçimde çalışmalarımızı yürütüyoruz. Aynı zamanda kadına şiddete karşı kamuoyu yaratmaya çalışırken hem eğitiyor hem de uyarıyoruz.



608

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA