2017’ye başlarken…*

İlham EHMED

05 Ocak 2017 Perşembe | Forum

2016 yılının son gününde Suriye rejimi ile silahlı gruplar arasında Türkiye’nin aracılığıyla bir ateşkes ilan edildi. Ama esasında ateşkes anlaşmasında 4 imza var: Rusya, İran, Suriye ve Türkiye. Tabii ki bu anlaşma Halep operasyonunun tamamlanmasından sonra ilan edildi. 2017 yılından umutlar, beklentiler Suriye krizine siyasi çözüm bulunmasıydı.

Eğer savaş son bulup siyasi çözümler gelişecekse bu ateşkes önemli bir adımdır. Yani ateşkes yerini siyasi çözüm arayışlarına bırakırsa önemli olur, anlamlı olur. Ancak taraflar arasında imzalanan anlaşmanın yayımlanan belgelerine baktığımızda bunun bir ateşkes olmadığı, silahlı grupların bağlanması olduğu görülüyor. Rejimin gücünü bir adım daha pekiştirmesi için imzalanan bir anlaşma metni görülüyor.

Türkiye, Suriye dosyasını elinde tutmak ve yeni Suriye’nin inşasında başrol oyuncularından biri olmak için şimdiye kadar desteklediği silahlı gruplar üzerinde çok büyük hesaplar yapıyor. Tayyip Erdoğan’ın hesabında Suriye’nin parçalanması var, fakat imzalanan metinde “Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması” var. Ama pratikte yaptıkları ise Suriye’nin parçalanmasıdır. Parçalanmadan kasıt ise Kuzey Suriye’nin bir bölümünün kontrol edilmesi ve bu yolla Suriye üzerinde denetim sağlanmasıdır. İran ve Suriye’ye Kuzey Suriye’de federal bir bölgenin kurulmasını “kırmızı çizgi”si olarak dayatıyor.

Şüphesiz ki Kürt karşıtlığı bu üç tarafı (Türkiye, İran ve Suriye) bir araya getirebiliyor. Ancak Kürtler Suriye iç savaşı boyunca kendilerini satmadıkları, dış bir güce dayanmadıkları için onların bu hesabı tutmayacaktır. Bazı projeleri geciktirebilirler ama bu önemli zamanlarda ışık görülüyor. Mücadele ve yeni yaşamın inşasıyla örülen özerklik de böyle bir şeydir. Kısıtlı imkanlara rağmen, doğru durum okumaları, sabır, büyük ısrarlar, siyasette esneklik ve ilkelerde katılıkla başarıya ulaşılır. Kürtlerin de yaptığı budur.

Peki, ya bu sözünü ettiğimiz devletler ne yaptı? Halkların kanı üzerinde pazarlıklar yaptılar. Biri satıyor, diğeri alıyor. Kaç kişi öldü, kaç kişi evsiz barksız kaldı, kaç çocuk öksüz kaldı, kaç ocak söndü hiçbirinin umrunda değil. Görünürde herkes çözüm ve barışı konuşuyor, Suriye halklarının yaşadıklarına üzülüyor ama gel gör ki bir de madalyonun diğer yüzü var. O yüzde de kaç bölge, köy, kasaba alındı, kaçı satıldı hesabı var. O yüzden de kaç ateşkes, toplantı ve konferans yapıldıysa zaman kaybı ve ateşin harlanmasından başka da bir şey olmadı.
2016 yılı Suriye hakları için kanlı bir yıl oldu. Kuzey Suriye projesine sahip olan kuzey Suriye halkları ise hem acılarla hem de projelerinin ilanıyla dolu bir yıl geçirdi. Bu proje, bütün Suriye’ye barış, özgürlük ve demokrasi ışığı yaymakta. Bakalım 2017 yılı Suriye haklarına ne getirecek… Bunu bilebilmemiz için üçüncü dünya savaşını görmemiz gerekir. Bu savaş, beraberinde yeni durumlar getiriyor. Beş yıl öncesine göre hesap yapan da, beş yıl öncesine dönüş beklentisi olanlar da büyük yanılgı içerisinde. Çünkü artık ne rejim eski rejim, ne Suriye eski Suriye ne de Suriye halkları eski Suriye halklarıdır. 

Şimdilerde bir yaygaradır gidiyor: Rejim güçlendi, Halep’te Kürtlerden kenti terk etmelerini istedi vs. vs. Bununla Kürtlerle birlikte omuz omuza hareket eden halkları korkutmaya, atılan adımların dönemsel olduğu ve daha uzağı düşünmemelerini sağlamaya çalışıyorlar. Bunu yayan çevreler, halkların iradesinin neler yapabileceğini bilmedikleri için rahat rahat konuşuyorlar. Suriye’nin demokratikleşmesi projesinde ısrar süreklidir. Bu projeyi engellemek isteyen statükocu devletler, ancak Türkiye’nin yaptığı gibi -hiçbir zaman çözüm olamamış- işgale girişebilirler. O yolla çözüme kavuşmak isterler. Ama görülüyor ki 2017 yılı çetin bir yıl olacak. Suriye’deki yabancı güçler, dış güçlerin işgal girişimleri bu savaşı daha da çetinleştirebilir. Bundan dolayı Suriye halkları önünde sadece bir yol var: O da demokratik bir Suriye ve projesi etrafında birliğini sağlamak.

Demokratik Suriye Kurucu Kongresi, Suriye halkları için çok önemli adımlar attı. Ama bundan önce Suriye muhalefetinin tüm demokratik kesimlerine açık olması ve iç diyalog kapılarının açık olması en anlamlı adımdır. Diyalog ve yol haritasının sunulması ve ortak bir fikrin çıkması çok önemlidir. Korkmadan yüzlerini özgürleştirilen alanlara çevirmek ve projelerini anlatmak en onurlu yaklaşım olur.


* Özgürlükçü Demokrasi


515

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA