İTALYA’DA İŞGAL EVLERİ: ‘Sosyalist ütopya’dan evsiz ve mülteci sığınağına

İtalya, Avrupa’da işgal evlerinin en yaygın görüldüğü ülkelerden biri. 51 bin insan, işgal evlerinde yaşıyor. 60’lı yıllarda sosyalist bir ütopya olarak ortaya çıkan işgal evleri, bugünse daha çok ‘mecbur kalanların’ barınağı.

02 Ocak 2017 Pazartesi | Dizi

AMARA GÜNEŞ / HABER MERKEZİ


Batı toplumlarındaki radikal sol harekete dair bir mefhum olan “işgal evi”nin tarihi, 60’lı yıllara dayanıyor. İlk deneyim ise Amerika’da. “Mülkiyete” kökten karşı çıkan sosyalist ya da anarşist gençler, sahipleri tarafından çeşitli nedenlerle terk edilen veya devlete ait binaları işgal etmişler ve yaşam alanına dönüştürmüşler.

Bu yıllar ardından Batı ülkelerinde hızla yaygınlaşan ve bir “kültür” yaratan işgal evleri, barınma ihtiyacının karşılandığı mekânlar olmanın ötesinde. Buralarda radikal gençlik hareketleri, sosyal ve kültürel etkinlikler düzenliyor. Son yıllarda ise bu evler, devletlerin ciddi yaptırımlarıyla karşılaşıyor.

İtalya da Avrupa’da işgal evlerinin yaygın görüldüğü ülkelerden biri. Ülkede devletin yayınladığı istatistiklere göre 51 bin insan işgal evlerinde yaşıyor. Roma’da 3 bin 500, Milano’da bin 700, Napoli’de bin 300 yapı, yurttaşlar tarafından işgal edilmiş durumda. Yine Torino ve Floransa’da yüzlerce; Cenova, Palermo ve Catania’da ise onlarca konut, işgal evine dönüştürülmüş.

Son dönemde İtalya’da da bu evler, devlet baskısı altında. İşte bu süreci, Torino Legal Team üyesi Avukat Laure Martinelli ve halen ülkenin başkenti Roma’daki bir işgal evinde yaşayan iki çocuk annesi Medine A. ile konuştuk.


‘İlk işgaciler sosyalist işçilerdi’


Av. Martinelli, İtalya’dai işgal evlerinin tarihinin 70’li yıllara dayandığını belirtiyor ve devam ediyor: “İtalya’daki ilk ev işgali hareketini 1975 ve sonrasında ‘İşçi Otonomu’ (Autonomia Operaia) militanları başlattı. Milano, Roma ve Bologna odaklı bu işgal dalgası, emekçilerin kapitalist üretim ilişkilerinden olduğu kadar yerleşik partilerden de özerk örgütlenmesini esas alıyordu. İşgal evleri, temsili demokrasiyi ve her türlü delegasyon mantığını reddediyordu. İşgalcilerin çoğu işçiydi. O dönem işgaller daha çok mahalle komiteleri ve Proleter Gençlik Kulüpleri tarafından yapılıyordu.”


İkinci işgal dalgası: Sanayisizleşme ve evsizlik

Ülkede 1977 yılında gerçekleşen isyan ardından devletin sert müdahalesinin “ev işgalleri” sürecini sekteye uğrattığını anlatan Martinelli, işgal evlerini sonrasında yaygınlaştıran etmenin ise İtalya’nın sanayisizleşmesi ve on binlerce emekçinin işsiz kalması olduğunu aktarıyor. O dönemde sanayisizleşmeden payını en fazla alan kuzey kentleri, halen işgal evlerinin en fazla görüldüğü kentler.


Son işgalciler:Evsizler ve mülteciler

Evlerin işgal edilme gerekçesinin son dönemde ise değişiklik gösterdiğini, daha çok evsizlerin veya göçmenlerin işgal evlerinde barındığını kaydeden Martinelli, devam ediyor: “Çok yoksullar; kalacak hiçbir yerleri yok. Özellikle 2015’te çok sayıda aile, evini kaybetti. Evlerine devlet el koydu. Birçok aile, kirasını ödeyemediği için evsiz kaldı. Zaten 500 Euro borcun olduğu ve ödeyemediğin zaman ev sahibi polisi çağırıp eşyalarına el koydurabiliyor. Son yıllarda bu durum çok yaşanıyor. Şimdi işgal evlerinde kalanların çoğu, maaşları olan insanlardı; ama ekonomik krizde işlerini kaybettiler. Artık borç edip ev kiralayacak durumları da kalmadı.”

İtalya’da sosyal hakların “hiç olmadığını” belirtiyor Martinelli ve ekliyor: “Bu insanlara biraz da olsa destek veren, bir tek sosyalistler. Evini yitirmiş insanlara destek olmaya çalışıyorlar. İtalya’da birçok ev, bu nedenle işgal edilmiş durumda.”


Oturum var ama imkan yok

Mültecilerin de kalacak hiçbir yer sağlanmadığı için sokakta kaldığını ve işgal evlerine yerleşmeye mecbur olduğunu aktaran Martinelli, “Devlet bu insanlara hiç sosyal yardım vermiyor. Ya sokakta yaşayacaksın ya da bir ev işgal edeceksin; başka çare yok. Torino’da da bir yer var mesela, en az bin 200 kişi işgal evlerinde yaşıyor. Bunların çoğu, 2011 öncesinde İtalya’ya gelmiş ve yüzde 90’ı oturum almış. Ama iş imkanları olmadığı için ev işgal etmek zorundalar” diyor.


Apolitizasyon

Çıkışında politik bir kimliğe sahip olan işgal evlerinin şu anda ağırlıklı olarak ihtiyaçla anlamlandığını da belirtiyor Martinelli; bunun sosyalistler için “zorlayıcı” olduğunu kaydediyor ve devam ediyor: “Çünkü insanlar yaptıklarına politik anlam biçmeyince, gerekli yerlere sağlıklı mesajlar da ulaştırılamamış oluyor. Hakları için mücadele edemiyorlar. ‘Başımızı sokacak bir evimiz olsun, yeter’ diyorlar. Durum böyle olunca işgal evlerinde kooperatif bir atmosfer yakalamak da zor oluyor.”


Enrico Letta dönemi

İşgal evlerinde yaşayanların ısınma, elektrik gibi sorunlarını kendi imkanlarıyla çözmeye çalıştığını ama çoğunlukla zorlandıklarını da kaydeden Martinelli, bazen sosyalist komşuların yardımcı olduğunu ama bazen de ihbar eden komşulara denk gelindiğini söylüyor. Birkaç yıl önce İtalya Başbakanı Enrico Letta’nın işgal evlerinde barınanlara karşı kötü yaklaşımının durumu daha da zorlaştırdığını belirten Martinella, bunu da şöyle anlatıyor: “Eğer biri işgalcilere yardımcı olursa, hemen polise şikayet ediliyordu. Letta, işgal evlerinde yaşayanlara oturum verilmeyeceğini söyledi. Bu durum, bu evlerde kalmak zorunda olan aileler için büyük bir sorundu. Çocukları hiçbir şeyden yararlanamıyordu; okula bile gidemiyorlardı. Bir sürü çocuk ailesiyle birlikte bu evlerde kalıyor. İçinde oldukları durum çok kötü. Bazılarının bir adresi bile yok.”


‘İnsanlar uykuya dalmış gibi’

Martinelli son olarak, evsiz insanların ve işgal evlerinin sayısının giderek arttığına ama buna mukabil bir toplumsal hareketin gelişmediğini belirtiyor: “Çünkü İtalya’da insanlar örgütlü değil. Şimdi de sanki uykuya dalmış gibiler. Hiç kimse haksızlıklara karşı sesini çıkarmıyor.”


İŞGAL EVLERİNDE BİR MUŞLU AİLE: Tahtalarla iki oda, bir salon ev yaptım

Medine A., bir erkek ve bir kız çocuğu annesi. 13 yıldır İtalya’da; 9 yıldır ise ailesiyle birlikte Roma’daki bir işgal evinde kalıyor. Gelişinin hikayesini şöyle anlatıyor: “Muş’un Yaygın beldesinden doğrudan İtalya’ya geldim. Nişanlım İtalya’daydı, o yüzden buradayım. İtalya’da ben Avrupa’nın nasıl bir yer olduğunu gördüm. Gelir gelmez ev sorunu yaşadık. Roma’daki Kürt Kültür Merkezi’ne gittim, orada iki buçuk ay kaldım. Daha sonra kampa çıktım, bir süre de oralarda yaşadım. İki yıl da kiracı olarak kaldım. Çok zorlanıyorduk. Oğlum bir yaşına girdi ve ihtiyaçlarını karşılayamaz olduk. Artık kendimizi idare edecek koşullarımız kalmamıştı. Durumumuzu gören eşimin bir arkadaşı, işgal evine girmemizi önerdi.”


Eve nasıl girdiler?

Öneri üzerine evlere baktığını ve çok sayıda çocuklu ailenin buralarda yaşadığını gördüğünü belirten Medine A., “Kirada rezil olacağıma burada idare ederiz” deyip toplamış evini, taşınmış: “Bari eşimin kazandığı parayı çocuklarım için harcayayım, dedim. Buraya geldiğimizde ev zaten işgal edilmişti. O zaman burada 3-4 komünist görevli vardı, İtalyan. Onlara durumu anlattık, bizi kabul ettiler. Kendi şartlarını söylediler, biz de bizimkileri söyledik. İşte haftanın iki günü nöbet tutmak zorundaydık. Bunun yanında antikapitalistler yürüyüş yaptığında katılıyorduk. Kolektif temizlik olduğunda yapman gerekiyordu. Zaten kabul etmeden iki ay deneme süresi veriyorlardı. Eğer iyi ve dürüst olursan o zaman yer verirlerdi. Bazen de mesela bazı insanlar kiralarını veremiyordu, onlar için destek eylemi yapıyorduk. O insanların dışarı atılmasına izin vermiyorduk.”


‘Burada boşluk bulamazsın!’

İlk geldiğinde en alt katta olduğunu, bütün görevlerini yerine getirdikçe 4. kata çıktığını anlatan Medine A., devam ediyor: “Her bir aileye tek bir oda veriliyordu. Bize verilen odayı ev yaptım. Tahtalarla iki oda, bir salon, bir mutfak. Odanın içine duvarlar örüp resmen kendime ev yaptım. Bulunduğumuz yer resmi olmadığı için her an baskın yapılabilirdi. Kim geliyor, neyin nesidir, bilmek gerekiyordu. Herkesin ismini alıyorduk, kimseyi rastgele içeri almazdık. Şu an kaldığım yer ise eski bir okuldur. İşgal edildikten sonra çok sayıda aile buraya geldi. 6-7 katlı eski bir okul. Eskiden kalma spor salonları var. Bodrum katları, merdiven altları... Her yerde insanlar kendilerine bir oda yapmış. Boşluk kesinlikle bulamazsın. Binden fazla insan burada yaşıyor. Hepsi çocuklu aileler. Düşünün, küçük bir koridorda 9 tane oda var. Her odada bir aile yaşıyor. Yüzde 90’ı Latin Amerikalı ve Arap. Kürtlerden aile olarak bir tek biz varız. İlk geldiğimde İtalyanlar da vardı ama daha sonra gittiler, yalnızca iki İtalyan aile kaldı.”


Komünistler tutuklanınca...

Medine A. ve ailesinin kaldığı işgal evine 2009 yılında büyük bir polis operasyonu yapılmış ve komünistler tutuklanmış. O andan sonra işgal evinde işler değişmeye başlamış. Şöyle anlatıyor: “Kızımın doğduğu gündü. Polis baskını çok büyüktü. Yukarıda helikopterler ve bayağı bir polis vardı. Ama burada kalan ailelerden hiç kimseyi götürmediler. Sadece burayı yöneten İtalyan komünistleri aldılar ve onları hemen cezaevine koydular. Daha sonra onlara ceza verildi ve bir süre sonra serbest bırakıldılar. Artık bizimle diyalogları yok. O gençler buradan gittikten sonra kimse nöbet de tutmamaya başladı. Herkes kendi kafasına göre takılıyor, nasıl yaşamak istiyorsa öyle yaşıyor. Komünistler varken bir sistem vardı, her Perşembe toplantılar yapıyorduk. Çeşitli aktiviteler vardı. Bir araya gelip tartışmalar yapardık. Onları polis götürdükten sonra bunlar yapılmıyor. Şimdi de Latin Amerikalılar düzenliyor ama ben katılmıyorum o toplantılara.”


‘Ya burayı da boşaltırlarsa...’

Birçok işgal evi, okullara çok uzak; bu yüzden çocuklar, okula gitme şansı elde etse bile çok zorlanıyor. Medine A., kendilerinin ise bu konuda şanslı olduklarını belirtiyor.

“Buraya geldiğimde oğlum 1 yaşındaydı, şimdi 10 yaşına girdi” diyen Medine A., son olarak şunları kaydediyor: “Bana kalsa bir gün bile burada kalmam, çeker memleketime giderim; ama eşim burada olduğu için ben de burada yaşamak zorundayım. Eşim Türkiye’de yaşmaak istemiyor, ben de eşimi bırakıp gidemem. Altyapı konusunda ciddi bir sıkıntımız yok, yemek ve çay yapmak için tüp alıyorum. Kışın elektrikte bazen sorun yaşıyoruz; çünkü herkes elektrikli soba kullanıyor, bazen elektrikler kesiliyor. Burada elektrik ve su parası ödemiyoruz ama koşullar zordur. İnsanın kendine ait bir yeri olması başkadır, burada yaşaması başkadır. Şu anda da bir tartışma var, burayı da boşaltacaklar diye. Belediye böyle bir karar almış diyorlar. Gerçek mi bilmiyorum ama rahat edemiyoruz. Her gün boşaltılacak mı korkusu yaşıyoruz. Eğer boşaltmaya gelirlerse ufacık bir eşyanı bile alamadan çıkıyorsun. Bizim gibilerin yer bulması da sorun.”


988

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA