Toplumların söz ustaları destancılar ve destanlar

İnsanlar, tarih boyunca meramlarını anlatabilmek ve bir biçimde bilince çıkarabilmek için çeşitli anlatım yöntemlerine başvurmuşlardır.

31 Aralık 2016 Cumartesi | Dizi

Mehmet Bayrak


Anlatı şiirinden destana

İnsanlar, tarih boyunca meramlarını anlatabilmek ve bir biçimde bilince çıkarabilmek için çeşitli anlatım yöntemlerine başvurmuşlardır. 12.500 yıl önceye tarihlenen, Harran’daki Göbeklitepe (Xirabreşk) tapınak kalıntılarında, çok sayıda insan ve hayvan figürünün bulunuyor olması, kuşkusuz bu gerçeklikten kaynaklanmaktadır.

Dahası, sadece o bölgeye özgü olduğunu bildiğimiz “kelaynak” kuş figürlerinin de bu taşlara oyulmuş olduğunu görmemiz; aynı zamanda toplumsal ortamla bu sanatsal/inançsal yapı arasında bir paralellik bulunduğunu göstermektedir. Bir başka söyleyişle, topluma sözcülük eden bu halk sanatkârlarıyla toplumsal bellek arasında bir koşutluk söz konusudur.

Nitekim geçmişte heykel veya resimde ifadesini bulan bu anlatım biçimi, yazının icadından sonra yerini halkın sözcülüğünü yapacak olan halk şairleri ile saz şairlerine ve âşıklara bırakıyor. Daha önce sözlü gelenekle devam eden şiirsel anlatım ise giderek yazılı anlatıma dönüşüyor ki, bunun en gelişmiş biçimi “destan”la ortaya çıkıyor. Bundan dolayı diyoruz ki, toplumun söz ustaları olan halk şairlerinin destanları ile içinden çıktıkları toplumsal ortam arasında bir diyalektik birlik vardır.

Öte yandan, “Destanı olmayan bir millet, kökleri suya ermemiş bir ağaç gibidir” söylemi bir gerçekliğin ifadesidir. (1) Çünkü tüm komşu halkların destanlarında ortak temalar olabileceği gibi kimi destanlar adeta belirli halklarla özdeşleşmiş gibidir. Benzer tarihlere ve toplum yapılarına mensup halkların ortak “kültür havuzları” oluştuğu gibi bu halkların kültürel künyelerine dönüşmüş destanlar da söz konusudur.


Bir manzum anlatı türü olarak... 

Halk şiirinde nazım türleri üzerinde duran hemen tüm araştırmacılar, ünlü halkbilimci Prof. Dr. Pertev Naili Boratav’ın destana ilişkin şu tanımını tekrarlar veya sınırlı eklemeler yapar; şöyle özetliyor Boratav:

“Destan, dörder dizelik bendlerden meydana gelir. Bend sayısı 100’ü bulan destanlar olduğu gibi 8-10’u geçmeyenler de vardır. Ölçüsü çokluk 11 hecelidir; konularıyla destanlara yaklaşan 8’li şiirlere de seyrek olarak rastlanır.

Destan, uyak düzeni ile koşma biçimindedir. Destanlar, toplumu geniş ölçüde ilgilendiren olayları konu edinir; belli bir savaş, bir önderin başarıları, salgın hastalıklar ve deprem gibi toplumu derinden sarsan âfetler, başkaldırılar ve önemli siyasi olaylar gibi. Anlatı tekniği çeşitli olur; kimi destanlarda âşık olayları kendi ağzından anlatmakla yetinir, kimilerinde kısa bir girişten sonra destanın önemli kişilerini konuşturur, destanın sonunu âşık gene kendi sözleriyle ve adını vererek bağlar. Âşıkların bir de (destan parodileri) niteliğinde yaratmaları vardır: Sivrisinek, pire destanları, züğürtlük destanları, güldürücü destanlar vb. gibi.” (2)

Konuya Kürt destanları açısından yaklaşan müzikolog Dr. Nura Cewari ise, “Destanlar zengin bir içeriğe sahiptir ve insanın duygularını açık, yalın bir şekilde yansıtırlar. Doğu şiirinde seçkin örneklerdir. Tarih, yaşam, ahlak ve halkın eski yiğitliklerini yansıtırlar” şeklinde özetlemektedir bu türü. (3)

Yine araştırmacılar, “abab/cccb/ dddb/eeeb” kafiye düzeninde yazılan destanı türlerine göre şöyle sınıflandırmaktadırlar: 

1- Savaş destanları

2- Deprem, yangın, salgın hastalık gibi olaylarla ilgili destanlar

3- Eşkıya ve ünlü kişilerin serüvenlerini anlatan destanlar

4- Mizahi/ Güldürücü destanlar

5- Toplumsal taşlama ya da eleştiri niteliğinde destanlar

6- Atasözleri destanları

7- Hayvan destanları

8- Yaş destanları. (4)

Burada 5 ve 6. maddelerde anılan destanların aynı zamanda “felsefi destanlar” olduğunu belirtelim. Ayrıca, âşık edebiyatında destan türünün, “âşıkların sevgilerini, kahramanlık olaylarını, günlük olaylarla ilgili durumları ve bazı acıklı olayları anlatan bir anlatım biçimi” olarak nitelendirildiğini de ekleyelim. (5)

Ayrıca destan türünü

1- Koçaklama

2- Güzelleme

3- Ağıt

4- Taşlama 

5- Ezgi, şekil ve konuya bağlı diğer destanlar

olarak tasnif edenler olduğu gibi (6); Bekçi destanlarını ve Öğüt destanlarını ana temalar olarak verenler de vardır. (7) Aynı araştırmacı, “Değişik konulu destanlar” başlığı altındaysa şu destan türlerini sıralıyor: 

* Şehir, kasaba, köy destanları

* Yaradılış destanları

* Harf destanları (Elifnâmeler)

* İlâçlar destanı

* Yemekler destanı

* Esnaf destanları

* Meyveler destanı

* Yol/seyahat destanları

* Âşıklar destanı (Şairnâmeler)

* Deyişmeli destan (Agy, s.104)

Görüldüğü gibi destansı anlatım geleneğinde hemen hemen el atılmadık konu yok gibidir. Kuşkusuz bu sadece Türkçe edebiyat için değil; benzeri edebiyat havuzunda yer alan diğer komşu halkların edebiyatları için de söz konusudur. Nitekim Ermeni âşuğlar da destanlarında bunların tümünü işleyegelmiştir.

Türkçe folklora ilişkin ilk çalışmalar Batı’da yapılmakla birlikte Türkiye’de halkbilimi çalışmalarının ilk kez Pertev Naili Boratav’ın öncülüğünde 1940’lı yıllarda Ankara Dil ve Tarih- Coğrafya Fakültesi’nde sistemli biçimde yapılmaya başlandığını söyleyebiliriz. Bu çalışmalar ancak birkaç yıl sürdürülebilmiş; 1946’daki üniversite tasfiyesiyle sonlandırılmıştır. Fakülte’deki Halk Edebiyatı Bölümü lağvedildiği gibi Boratav başta olmak üzere Behice Boran, Niyazi Berkes, Mediha Berkes, Muzaffer Şerif Başoğlu, Güzin Dino, İlhan Başgöz, Orhan Burian gibi birçok bilim insanı Fakülte’den uzaklaştırılmış ve haklarında davalar açılmıştır. Bu davalardan sıyrılabilen söz konusu bilim insanlarının büyük bölümü, daha sonra Avrupa’ya ve Amerika’ya çıkmak zorunda kalmıştır.

1950’de “demokrasi ve özgürlük” sloganıyla iktidara gelen Demokrat Parti de, ne yazık ki önceki tek parti rejimini aratır duruma gelmişti. Bundan dolayıdır ki Demokrat Parti yönetimi de, söz ustası olan halk şairi Ali İzzet Özkan’ın eleştiri- destanının oklarından kurtulamamıştır:


Demokrat Parti’yi taze kız sandık

Kahpe çıktı çirkin çıktı dul çıktı

Alnım açık yüzüm ağ dedi kandık

Yüzü kara çıktı başı kel çıktı.


Hırsızı vatandan sürek dediler

Köylünün dileğin verek dediler

Son zamanda bir gün görek dediler

Afat çıktı tufan çıktı yel çıktı.


Bakın hallarına şu milletlerin

Açın kapısını adaletlerin

Mehdi diye gözlediğimiz zatların

Koltuğundan haç put çıktı nal çıktı.


Bunların mevki kazanmak fikiri

Düşünen kim bizim gibi fakiri

Has kumaşık dedi bize her biri

Kendir çıktı keten çıktı çul çıktı.


Söz milletin dedi kendi söyledi

Hürriyet var dedi zulum eyledi

Altın paraları n’etti n’eyledi

Hazineden bakır çıktı pul çıktı.


Al’izzet ne dersin git sazını çal

Hikmete karışma tez gelir zeval

Celallenip celala gelen Celal

Fitne çıktı Deccal çıktı mal çıktı. (8)


İşte size 1950’lerin Demokrat Parti’sini anlatırken, yaklaşık 50 yıl sonra onu örnekseyerek ortaya çıkan AKP önderlikli günümüz iktidarını da anlatan bir “parti destanı”. Bilmem, fazla söze gerek var mı?...


Yüz yılların ötesinden seslenenler

Üstteki çarpıcı destan, tıpkı Boratav gibi üniversiteden uzaklaştırılan ve geçimini çıkarmak için “Ali Balım” adıyla halk kitapları hazırlayan İlhan Başgöz’ün ilk kez bilince çıkardığı bir eserdi. Onlar gibi üniversiteden uzaklaştırılan toplumcu bilim insanlarından Orhan Burian da, “Bozuk İdareden Şikayetçi İki Şair”le bugüne sesleniyordu. (9)

Bunlardan biri, 1554-1608 yılları arasında yaşamış olan şair Gazi Giray’a ait. Şair, 1892’de Avusturya seferi dolayısıyla yönetime sesleniyor:

Arsa-i rez içre biz kanlar töküb kan ağlarız

Vadi-i işretde siz câm-ı sefa zevkin sürün.

Diğer sesleniş ise 16. yüzyılın ikinci yarısında yaşamış olup “Sarhoş” lakabıyla tanınmış şair Abdî’nin, tam da Estergon Kalesi Savaşı sırasında kaleme aldığı destansı bir manzumedir. Şair Abdî, halkın Saray karşısındaki acıklı hâlini anlatmaktadır:

Za’îmün şimdi noksanı katı çok

Sipâhinün devede kulağı yok

Kanı ser-hadde tîmâr ü zeâmet

Alubdur ekserin erbâb-ı devlet

Sitanbul’da çoğu saklı 

         vü gümdür

Sorulsa her biri dir evümdür (...)

Çoğunun adı var kendüsi yokdur

Bu gûna kullarun gayetde 

                                             çokdur.

Bu türden örnekleri alabildiğine çoğaltmak mümkün. Ancak biz bunları bir yana bırakarak Osmanlı toplumunun önemli bir geçiş döneminde, 1845-1916 yılları arasında yaşamış olan Kütahyalı Âşık Pesendî’nin, bugünkü köylü sorunlarına da ışık tutan “Ortakçı Destanı”na kısaca değinmek istiyoruz. Zira Mehmet Ali Şevki adlı bir araştırmacı-sosyolog, bu destandan yola çıkarak önemli bir ülke sorununu açımlıyor. (10)

“Yâr derd-i aşkınla bilmem ki n’oldum/ Açtı bu sinemde yare gözlerin/ Müselsel zülfüne düşüb bendoldum/ Çekeli Mansur-veş dâre gözlerin” sözlerinin sahibi Mevlevi âşık Pesendî, tıpkı mahlasdaşı Malatya/Sivaslı Ermeni Âşuğ Pesendî gibi yetenekli bir âşıktır ve sadece aşk şiirleriyle yetinmeyip çeşitli toplum olayları üstüne destan yazma ihtiyacı da duymuştur. Nitekim burada söz konusu edilen Ortakçı Destanı, ortakçılık geleneğinin köylerde nasıl istismar edildiğini ve köylülerin tefeciler eliyle nasıl soyulduğunu anlatmaktadır. “Şehirliyle köylü arasında söyleşme” tarzında kaleme alınan Destan’da, “Tefeci Kirkor” da nasibini alır:

Köylü der, yarınlık da burda kalsak

Biraz basma kesme, yemeni alsak

Kirkor’a borcum var, kolayın bulsak

Yenilesek sırtımdaki abayı. (11)


Âşuğlarda doğa, toplum olayları ve psiko-sosyal olgular

Birer “manzum halk tarihçisi” olarak nitelendirdiğim Ermeni âşuğların, toplumsal ortamla onu yetiştiren sanatçı arasındaki diyalektik birlik ve etkileşim gereği, tüm toplumu etkileyen doğa ve toplum olayları karşısında kayıtsız, sessiz kalmaları ve bunları destanlar yoluyla dillendirmemeleri kuşkusuz düşünülemez. Bunlara ayrıca psiko-sosyal olaylara ilişkin destansı anlatımları da eklemek gerekiyor. Nitekim Ermeni âşuğ destanlarından giderek yapacağımız tematik döküm, bu gerçekliği çarpıcı biçimde ortaya koyacaktır.

Doğa olayları içinde en çok işlenen konuların başında, tüm toplumu etkileyen kuraklık, kıtlık, deprem, yangın ve salgın hastalık gibi olgular geliyor. Nitekim Âşuğ Abdî’nin kuraklık ve kıtlık; Ağasyan’ın Edirne ve Tulumbacı Yangını; Aznavuroğlu’nun ve Cüdayi’nin İstanbul yangınları; Ceryanoğlu’nun İstanbul depremi; Niranî’nin deprem ve kolera salgını; Ohanoğlu’nun taun salgını; Petre’nin İstanbul depremi üstüne destanları bulunuyor.

Ermeni âşuğların en çok işlediği konulardan biri de kuşkusuz toplumu derinden sarsan savaşlardır. Nitekim Ceyhunî’nin, Lekeci Ali’nin, Mahcubi’nin, Ravzî’nin, Remzî’nin, Rûşenî’nin, Sefilî’nin ve Zârî’nin “Osmanlı-Rus Harbi”ne ilişkin destanları bulunduğu gibi; Fakirî’nin Vidin Savaşı, Dildarî’nin Sırp/Hersek Savaşı, Elbendî’nin ve Levhî’nin Nizib Savaşı, Lisanî’nin Bedirxan Bey ve Yemen Savaşları, Mecnunî’nin Osmanlı- Avusturya Savaşı, Ravzî’nin Sivastopol Savaşı, Seyyahî’nin Kandiye Savaşı üstüne destanları bulunuyor. 

Keza 1895/96 yıllarında cereyan eden Ermeni olayları ve katliamı da, geçmişte birçok Ermeni âşuğun destanlarına konu olmuştur. Kul Davud’un Zeytun/1895 Harbi; Elfazî’nin, Ferdî’nin, Ferrî’nin, Melul’un, Mercanî’nin, Niranî’nin ve Sefil’in  Zeytun destan ve mersiyeleri bulunduğu gibi; 1915 Soykırımı’ndan kurtulabilen Sarkis Serdaryan, İmanım Mennuş ve Mertekanyan gibi şairler de bu katliamın devamı niteliğindeki Ayıntab (Antep) katliamlarını destana dökmüşlerdir.

Yine Derunî’nin Pazvandoğlu ve Nâirî’nin Eşkıya Çello/Çöllo destanları bulunduğu gibi; Eremya Çelebi’nin Geyig, İrfanî/ Urfanî’nin Turnalar, gerçek kimliği belirlenemeyen (Lâedri) bir Ermeni âşuğun Bülbül ve Nihadî’nin Hayvanlar Destanı bulunuyor.

Ermeni âşuğlara özgü “Kudüs’ü Tavaf” ve “Patrik” destanlarının yanında; baskın, hapishane, seyahat ve göç konuları da işlenen temalar arasındadır.

Tüm bunların yanında, “geleneksel felsefi destan konuları” diyebileceğimiz şu konularda destan düzüldüğünü gözlemliyoruz: Güzeller, muhabbet, evli ile bekâr, elem-beyan, nasihat, çapkın, muhacirlik, dilek, perçem, açgözlü, aile, ilenç/ beddua, er ile avrat, ahirzaman, zamane, yer ile göğün söyleşmesi, yaş, nasihat, devriye, feryad, zendost, atalar sözü...

Öte yandan, Lezizî ve Nihadî gibi Ermeni âşuğlar aynı zamanda geleneksel bir tür olan şairler ve âşıklar destanı (Şâirnâme) yazdıkları gibi, Zülalî de “Ani Antik Şehri”ni destan konusu yapar. 

Şunu da hemen vurgulayalım ki; 1915 Soykırımı sonrası diyasporaya çıkan birçok Ermeni şairi ve âşuğu da, özellikle tehcir adı altında yürütülen bu soykırımı ve toplama kamplarındaki acılı yaşamı, “Nizamsız Hareketler, Muhacirlik, Barakalar, Vadesiz Ölüm, Zulüm ve Ermeni Felaketi” adları altında destanlaştırır ve Kudüs, Halep, İskenderiye ve Beyrut gibi Ortadoğu’nun çok kültürlü metropol şehirlerinde yayımlar. Bu destanların hüzün ve öfke dolu olduğunu söylemeye sanırım gerek bile yok...

Sanırım bu noktada anonimleşmiş bu ağıtlama-destanlardan birine kulak vermenin tam zamanı:


Deyrizor çöllerinde naneler biter

Nanenin kokusu dünyaya yeter

Bu ayrılık bize ölümden beter

   Dini bir uğruna giden Ermeni

   Dini bir uğruna giden yiğitler

Yürüce yürüce geldik Arap çölüne

Aç kala kala düştük bizler evlere

Mevlam Ermeni’ye sabırlar vere

N a k a r a t

Tuzsuz olur Arabistan fıstığı

Taştanımış Ermeni’nin yastığı

Böyle miymiş Osmanlı’nın dostluğu

N a k a r a t

Suvarın dağında bir sele mişmiş

Ermeni muhaciri tifoya düşmüş

Kuvveti olanlar Sincar’a kaçmış

Kuvveti olmayan çöllerde kalmış

   Yol verin jandarmalar biz gideceğiz

   Anamız babamız biz bulacağız

Sabahtan kalkmış da güneş parlıyor

Çeçenler oturmuş mavzer yağlıyor

Ağama baktım ki yaman ağlıyor

   Dini bir uğruna giden Ermeni

   Ermeni Ermeni sefil Ermeni

   Ermeni’nin yoktur asla dermanı

   Padişah’dan gelmiş kırım fermanı.


Kaynaklar ve Dipnotlar


(1) Baki Yaşa Altınok: Öyküleriyle Kırşehir Türküleri, Destanları, Ağıtları; Oba yay. Ank. 2003

(2) Prof. Dr. Pertev Naili Boratav: 100 Soruda Türk Halk Edebiyatı; Gerçek yay. İst. 1969, s. 28

(3) Dr. N. Cewari: Kürtler’in Halk Türküleri Dalı ve Sistemi, Deng, Sayı:8/1990

(4) Cem Dilçin: Örneklerle Türk Şiir Bilgisi, TDK yay. Ank. 1983, s. 314- 331

(5) Prof. Dr. Erman Artun: Aşıklık Geleneği ve Aşık Edebiyatı, 2015, s.141

(6) Prof. Dr. Özkul Çobanoğlu: Aşık Tarzı Destan Geleneği ve Destan Türü, Ank. 2000, s. 14-16

(7) M. Sabri Koz: Aşık Edebiyatımızda Destan ve Destan Konuları, (Haz. Fevzi Halıcı: Türk Halk Edebiyatı ve Folklorunda Yeni Görüşler içinde), 1985, s.92-104

(8) İ. Başgöz: Âşık Ali İzzet Özkan’dan aktarılarak, Nilgün Çıblak: Aşık Şiirinde Taşlamalar, Ürün yay. Ank. 2008. Ayrıca bkz. Ali Balım (İlhan Başgöz): Destanlar ve Türküler, Emek yay. Ank. 1957

(9) Orhan Burian: Bozuk İdareden Şikayetçi İki Şair, DTCF Dergisi, Sayı: 4/ 1950

(10) Mehmet Ali Şevki: Osmanlı Tarihinin Sosyal Bilimle Açıklanması, Elif yay. İst. 1968

(11) Kütahyalı Aşık Pesendi: Ortakçı Destanı, (Yay. Muallim Mustafa Hakkı), Kütahya, 1930

(12) M. Bayrak: Özel Arşiv.


Halk şairi Ali İzzet Özkan

Nura Cewari: Destanlar zengin bir içeriğe sahiptir ve insanın duygularını açık, yalın bir şekilde yansıtırlar. Doğu şiirinde seçkin örneklerdir. Tarih, yaşam, ahlak ve halkın eski yiğitliklerini yansıtırlar.


959

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA