'Başkana söz verdim'

‘Başkan bir gün elini boynuma doladı, 'Ana ne zamana kadar bizimle yürüyeceksin' diye sordu. Ben de, 'Sonuna kadar Başkanım. Var olduğum sürece bu davanın sözcüsü olacağım' sözünü verdim. İşte o verdiğim sözün gereği olarak bugün mücadeledeyim.

29 Aralık 2016 Perşembe | Kadın

ERKAN GÜLBAHÇE / SAARBRÜCKEN


Kürdistan'da milislik yapan 66 yaşındaki Rabia ana, 'deşifre' olduğu için önce İstanbul'a daha sonra Almanya'ya göç etmek zorunda kaldı. Bir kızı bir de oğlu şehit düşen Rabia ananın diğer oğlu ise 17 yıl Kürt Özgürlük Hareketi’nde mücadele ettikten sonra eve tek bacak ile geri döndü. 

Zorlu hayatın üstesinden gelebilmesinde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a verdiği "Bu mücadelede sonuna kadar kalacağım" sözü önemli bir yer tutuyor. Herkes onu mücadelesiyle tanıyor. 

Rabia anayı daha yakından tanımak istedik. 

Bildiğimiz kadarıyla çocuk yaşta evlenmişsiniz. İsterseniz önce buradan başlayalım… 

Ben çocukluğumu her Kürt kadını gibi yaşamadım. 12 yaşında annemi kaybettim. Babam evlenmek istiyordu ama verecek başlık parası yoktu. Bu yüzden beni 36 yaşında biriyle evlendirdi, kendisi de bana verilen başlık parasıyla evlendi. 

Hiç tanımadığım, hatta görmediğim biriyle zorla evlendirildim. 

Bunu kabul etmek zor olmuştur…   

Kesinlikle kabul etmiş değildim. Adettendir ya, büyükler karar verir, küçükler uymak zorundadır. Eşim yaşça büyüktü, tanımıyordum ama yine de yardımsever ve bana karşı iyi olduğu için de bir yandan şanslıydım diyebilirim. 

Evlilik sonrası nasıl bir hayat yaşadınız?

Eşimle her türlü işe koşturdum. Ailesi de beni bağrına bastı, sahiplendiler. 15 yaşımda ilk çocuğum dünyaya geldi. Çocuk yaşta çocuk sahibi oldum. Bu yüzden de çocuğuma kaynanam bakıyordu. 

Hayatımızı çiftçilik ve hayvan bakıcılığı ile idame ediyorduk. 

Kürt Özgürlük Mücadelesi’yle nasıl tanıştınız?

1985'te mücadeleye katılan yeğenim Vasfi Kılıç ile arkadaşları şehit düşünce tanıdım. Cenazesini taşırken üstüne başına kan bulaşan 13 yaşımdaki oğlum da çok etkilenmişti. Onu evde o halde gördüğümde ben de tabii… O gün oğlum Gazi, bana bunların öcünü alacağının sözünü vermişti. 

Çocuklarınızdan biraz bahseder misiniz?

11 çocuğum var. İlk oğlum bahsettiğim Gazi, 1990'da henüz 17 yaşındayken Dilxwaz ismiyle mücadeleye katıldı. Zaten küçük yaşta da milislik yapardı. Bir gün katılacağını bekliyorduk, anlattığım gibi daha 13 yaşında vermişti bu sözü ama ne zaman katılacağını bilmiyorduk. 

Mücadeleye katılan çocuklarınız?

Oğlum Gazi, 1994 yılında yaralandı ve bir bacağını kaybetti. Bunun üzerine oğlum Abdurrahman (Devran) bir gün yanıma gelerek, 'Kardeşimin silahı yerde kalmamalı. Senden hatır istemeye geldim' diyerek mücadeleye katıldı. Zamansız bulmama rağmen onun ısrarıyla birlikte İdil'e gittik. Eksikliklerini giderdik ve vedalaştık. 

Neler hissettiniz?

O anda yüreğimden bir şeyler koptu tabii. Yürek acısı zordur. Çünkü Abdurrahman evliydi. Gittikten bir ay sonra öğrendik ki eşi hamile. Katıldıktan 4 yıl sonra Yayladere’de şehit oldu. 

Kızınız ne zaman katıldı?

Kızım Vesile Nas (Ülkem İdil) da Abdurrahman'ın mücadelesini devam ettirmek için 1999’da katılma kararı aldı. O da 8 yıl sonra Gabar’da şehit düştü. 

Almanya'ya neden geldiniz?

Ben ülkede milislik yapıyordum. Sınırda dürbün taşıyordum. Deşifre olunca da aramaya başladılar. Köyde kalma şansım kalmadı. İstanbul'da 8 ay kaçak kaldıktan sonra 1997'de Almanya'ya geldim ve ardımdan eşim ve çocuklarım da…

Yıllardır Özgürlük Mücadelesi’nin içerisindesiniz. Çocuklarınız şehit, oğlunuz  gazi… Eşiniz burada nasıl bir rol üstleniyor?

Eşim 90 yaşında. Evden çıkınca hep nereye gittiğimi sorar; ben de 'ekmeğe' ya da 'eyleme' gidiyorum derim. Her seferinde de 'yolun açık olsun' der ve uğurlar beni. Kendisinin bir deyimi vardır: 'Mücadele ve ekmek olmayınca insan yaşayamaz.' 

Eşim için ekmek ne ise eylem ve etkinlik de odur. Çocukların şehit düşmesine de, 'bu gidilecek en iyi yoldur, şerefli bir yoldur' der. Çocuklarıyla gurur duyar benim eşim. Biz ailece bu mücadelede arkadaşlarımızla sonuna kadar yürüyeceğiz. 

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile görüşmenizden bahseder misiniz?

İki kez görüştüm ben Başkan ile. 1995’te ve 1997’de... Başkan bana dönerek, 'Senden çok memnunuz ama daha fazlasını yapabilirsin' dedi. Ne yapabileceğimi sorunca Kuzey Kürdistan'a telsiz götürebileceğimi söyledi. Bunun üzerine Kuzey'e telsizler götürdüm. Başkan bir gün elini boynuma doladı, 'Ana ne zamana kadar bizimle yürüyeceksin' diye sordu. Ben de, 'Sonuna kadar başkanım. Var olduğum sürece bu davanın sözcüsü olacağım' sözünü verdim. İşte o verdiğim sözün gereği olarak bugün mücadeledeyim. 

Son olarak ne söylemek istersiniz?

Bu mücadele sonuna kadar devam edecek, kimsenin şüphesi olmasın. Zafere kadar devam edecek. Kızımın, oğlumun ve diğer tüm şehitlerin mücadelesini devam ettirmek için herkes alanlarda olmalı. Kim nerede ne yapabiliyorsa bugün yapmalı, yoksa yarın geç olabilir.


1448

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA