Demokratik Ekonomi Konferansı’na dair

03 Eylül 2014 Çarşamba

ESMA SEMSÛR

Giderek kendisini daha yakıcı hissettirecek bir alan demokratik kurtuluş ve özgür yaşamı inşa sürecinin, özellikle sosyo-ekonomik yapılanmalarının ve önlemlerinin alınması, bunun için demokratik siyaset çerçevesinde politikaların geliştirilmesidir. Bu yaşam alanının özellikle savaş rantı alanına dönüştürüldüğü, toplumsal ekonominin can damarı olan tarım ve hayvancılık alanlarının devletin tekelci ve bilinçli yıkım politikalarıyla neredeyse yok edildiği bilinmektedir.

En son DEDAŞ'ın Urfa-Mardin merkezli bölgeyi elektriksizleştirme-çoraklaştırma politikaları tamamen devletin tarım alanlarına dönük işgal ve teslim alma politikasının bir ürünüdür. Taner Yıldız’ın açık tehditleri bunun ifadesidir. Bütün Türkiyeyi besleyen enerji kaynağında halkımız karanlığa ve ekonomik göçe zorlanmaktadır. Kürdistan’ın dinamik üretim alanlarının dağıtılarak tarumar edildiği, işsiz, yoksulluk sınırlarının altında insanlıkdışı koşullar altında her türlü uyuşturucu-fuhuş ve ajanlaştırma politikalarına tabi tutulduğu ortadadır.
Kürdistan’ın en dinamik insan gücü, en ucuzundan ve en kölece koşullarda Batı’ya taşırılmış. Tam bir sömürü alanı haline getirilmiştir. Her gün mevsimlik tarım işçilerinin vahşi kapitalizmin ve milliyetçi faşizmin pençesinde nasıl çırpındıklarını ve tam bir kölelik statüsüne maruz bırakıldıklarını görüyoruz. Bunun Kürdistan’a özel bir savaş politikası olduğu açıktır. İşin bir boyutu devletin terör uygulamaları sonucu köyünü terk etmek zorunda kalan halkımız olurken, fakat esasta devletin savaş politikaları kapsamında sosyo-ekonomik alandaki savaşın sonuçlarından daha ağır sonuçları olan özel uygulamalarıdır.
"Kalkınma Planları”, "Yatırım Projeleri”  Kürdistan ülkesini yaşanamaz bir ülke olarak aç bırakarak muhtaç hale getirmeyi hedeflemektedir. Bunun için "yardım” adı altında insan onurunu ve haysiyetini ayaklar altına alan uygulamalar geliştirilmektedir. Özellikle tarım ve hayvancılık tam bir savaş rantı ve imha politikası alanı haline getirilmiştir. Birebir savaştan ziyade tamamen devlet özelde AKP Hükümetinin politikaları sonucu ekonomik sebeplerden kaynaklı son 5 yılda toplam 2 milyonun üzerinde  insan köyünü-tarlasını bırakıp metropollere yığılmış. Bunun toplumsal-sosyal sonuçları milyonlarca insanın binlerce yıllık yaşadığı ekosistemden kopuşudur. Sosyal-kültürel bir köksüzlük ve en fazla ikinci nesil ile birlikte bir kültürel kıyımdır.
Bu süreçte bu anlamda sosyo-ekonomik politikaların sadece bir kooperatif hareketinin gelişimi olarak değil, kapsamlı demokratikleşme ve toplumsallaşma alanı olarak geliştirilmesi gerekmektedir. Bunun için mevcut olan kurumları, yapıları, mesleki ve sivil örgütlenmeleri ve ilgili bütün kesimleri bir araya toplayıp ortaklaştırarak demokratik örgütlenmesini yaratmak en acil görev olarak durmaktadır. Böylesine geniş kapsamlı bir örgütlenmeye gidebilecek zemin bütün alanlar için olduğu gibi, bu alan için de konferans olmaktadır.
Komünal ekonomi politikalarının tartışılarak mevcut verileri bir araya toplayacak, bir politika ve örgütlenme perspektifini oluşturacak, bunun  kurulunun ya da koordinasyonunun veya meclisinin kurulmasını amaçlayacak bir konferans, güçlü bir altyapı oluşturacaktır. Birebir örgütsel sistem ve mekanizmaların oluşturulması çok önemlidir. Bu çalışmaları örgütleyebilecek, fizibilite çalışmalarından tutalım konferansı gerçekleştirecek ve ama aynı zamanda bu çalışmaları takip edecek, gerekli müdahaleleri yapacak bir ekonomi komisyonunun veya kurulunun oluşturulması çok kapsamlı bir görevdir. Organik tarımın planlanması ve örgütlenmesi, sulama projelerinden, ağaçlandırma, tekstilden, inşaat sektörüne kadar her alanda  komünal ekonomi kapsamında Kooperatifler Kurulu, Hareketi veya başka adlar altında mekanizmaların oluşturulması ve örgütlendirilmesi, bu konferansın esas hedefi olmaktadır. Bunun için meslek odalarından, uzmanlık gerektiren bütün alanlarda mühendisler birliklerini biraraya getirecek, ortak planlamalara ulaştıracaktır.
Yerel yönetimler kapsamında salt dağınık, örgütsüz ihaleler üzerinden yürütülecek bir çalışma aşılmak durumundadır. Yerelin en çok ihtiyaç duyduğu ekonomik girişim ve yatırımlar nelerdir; bu konuda bizzat yerel kaynaklar ve ihtiyaçlar açık ve şeffaf bir şekilde tartışılarak çalışmanın örgütlendirilmesine ağırlık vermek gerekiyor. Bu temelde Eylül ayı içerisinde yapılacak olan Demokratik Ekonomi Konferansı hem alternatif toplumsal ekonominin geliştirilmesi ve hem de her türlü kapitalist tekelci endüstriyalizme karşı mücadele perspektifini ortaya çıkaracaktır.  



45569
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: