3. Dünya Savaşı mı?

suatbozkus@gmail.com | 14 Nisan 2018 Cumartesi

SUAT BOZKUŞ

‘Arap baharı’ Arap katliamlarına ve kan denizine yol açtı. „Bahar“ karakışa döndü.

Ortadoğu’da Filistin direnişine ek olarak bütün parçalarda Kürdistan halkının direnişi yükseldi. Özellikle PKK önderliğindeki Kürt Özgürlük Hareketi ideolojik-politik etkisini sadece Kürtler içinde değil, hem Kürdistan’daki bütün halklar hem de komşu halklar içinde arttırdı.

Egemenlerin tek tekçi diktalarına karşın bütün farklılıkların eşit-özgür olarak bir arada yaşayabileceği, demokratik özerkliğe ve demokratik cumhuriyete dayalı yeni bir toplum projesi bütün bölgede etkili olmaya başladı.

Türkiye’de yapılan 2014 yerel seçimleri, 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve 2015 Genel Seçimlerinde HDP’nin kazandığı başarı, bunlara ek olarak Rojava Devriminin Erdoğan destekli DAİŞ koçbaşılığındaki gericiliği ezmesi bölgede taşların yerinden oynadığını gösterdi.

Bölgedeki statüko esas olarak Kürdistan’ın dörde bölünüp paylaşılmasına dayanıyor. Bu nedenle statükoyu sürdürmek demek Kürdistan’daki işgali, sömürgeciliği sürdürmek demektir. Ama bu mümkün mü?

Bölgedeki statükonun değişmesinin kaçınılmaz olduğunu gören ABD-Rusya başta olmak üzere tüm süper devletler ve bölge devletleri kendini korumak, yeni paylaşımdan daha çok pay alabilmek için çoktan harekete geçmiş bulunuyor.

Bölge devletleri geçmişten beri başta Kürtler olmak üzere diğer bölge halkları üzerinde kanlı bir kölelik ve zorbalık sistemi kurdular. Neredeyse takvimin her yaprağında bir kanlı katliamın yıldönümü yazılı. Bu nedenle Kürtler ve tüm ezilenler bu süreçte değişen statükoda kendi özgürlüklerini kazanmak istiyor.

Eskiler bir yana Cizre, Şırnak, Sur, Şengal ve Efrîn’deki vahşi katliamlar Kürtlerin özgürlük mücadelesinde ne kadar haklı olduklarını bir daha göstermiştir.

Bütün sömürgeci devletler diğer devletlerle işbirliği yapıp Kürtleri katlediyor ama Kürtleri dış güçlerle ittifak yapan „bölücü-hainler“ olarak gösteriyor. O zaman da çözüm olmuyor, savaşlar son bulmuyor.

Kalıcı bir çözüm olacaksa bütün halkların eşitliğine, varlığına, iradesine saygılı bir çözüm olabilir. Mevcut statükoyu körü körüne ve zulümle sürdürme inadı olan tek tekçilik artık yenilgiye mahkumdur.

Erdoğan’ın Rusya’nın izni ve desteğiyle Efrîn’i işgal etmesi ve bu Pirüs zaferiyle övünmesi boşunadır. Kendi tabanını uyutmaya ve kandırmaya yarar mı bilemem ama saldırgan-işgalci savaş politikası bir bumerang gibi dönüp dolaşıp kendisini vuracaktır.

Bütün dünya gözünü-kulağını haberlere dikmiş, savaş çıkıp çıkmayacağını izliyor. Savaşın bahanesi ise Suriye’nin kimyasal silah kullandığı iddiası. Ancak bu iddia inandırıcı değil ve ispata muhtaç durumda. Ama ABD ve müttefikleri, Suriye’nin ısrarlı çağrılarına karşın BM heyetinin gidip inceleme yapması için hiç de acele etmiyor.

Suriye rejiminin Doğu Guta’da aralarında çocukların da bulunduğu 50’den fazla insanın hayatına mal olan saldırısında ‘kimyasal madde’ kullanıp kullanmadığını bilmiyoruz. Bu iddia doğru olsa bile bir dünya savaşı çıkarmaya değer mi? Açık ki gene ABD ve müttefikleri bir bahane yaratma peşinde. Erdoğan diktasının Cizre, Şırnak, Sur ve en son Efrîn’de yaptığı katliamlara ses çıkarmayan tersine destekleyenlerin insan hakları-kimyasal silah yaygaraları utanç verici bir suç ortaklığının belgesidir.

Süregelen çelişkili açıklamalar ve karşılıklı restleşmeler bir dünya savaşına yol açar mı? Buna kesin cevap vermek zor. Ama Trump, Putin, Erdoğan dahil hemen hemen bütün aktörlerin kendi şahsi iktidarlarını sürdürmek için de gerginliğe ihtiyaç duydukları açık. Bu gerginlik kontrol altında sürdürülebilecek mi yoksa bir kıyamet savaşının başlangıcında mıyız?

Kısa erimli manevralar ne olursa olsun, tüm halkların eşitliğine ve özgürlüğüne dayalı bir çözüm oluşmadıkça savaşlar şiddetlenerek sürecektir.

Bu durumda kuru milliyetçi-işgalci yaygara koparanlar değil, bölge halklarının iradesine dayanan özgürlükçü-demokratik çözümler için mücadele edenler kazanacaktır.



954
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: