Kapitalizmin kanlı oyunları

11 Nisan 2018 Çarşamba

AYKAN SEVER

3. Paylaşım Savaşı’nın Ortadoğu cephesinin her geçen gün yeni boyutlar kazandığı bir evredeyiz. Bu savaşın “taraflar”ı karşılıklı hamleler yapmalarına rağmen şu ana kadar “büyük savaş”ı başlatacak bir atak gelmedi. Bunun ana nedeni savaşın postmodern karakteri. Gerçek bir cepheleşmeden bahsedemeyeceğimiz süreçte kimse “bitirici” bir hamleyi göze alamıyor, çünkü kimin kime güvenebileceği belli değil, aynı zamanda savaşın taşınacağı boyutun korkunçluğu herkesi ürkütüyor, ama yaşadığımız zaman diliminde her şey olası.

Dünya genelinde sürmekte olan postmodern savaşın patronlarının karakteri de sürecin bir ürünü olsa gerek ki alabildiğine tutarlılıktan uzak. Mesela iç siyasette bir hayli terleyen Trump, Suriye konusundaki ikircikli tutumuyla da bunu belgeler nitelikte. “Suriye’den çıkıyoruz” nidası havada kalırken; provokasyon olduğu fazlaca şüpheli “Duma’da kimyasal silah kullanıldı” iddiasına önce balıklama atladı, İsrail’in “ön açıcı” saldırısı sonrası ise biraz tereddütte kaldı. İsrail ve S. Arabistan’ın Trump’ın bu ikircikli halini sonlandırmak için bazı “tedbirler” almaları beklenebilir. Ayrıca ABD yönetimi üzerinde etkili olan çevrelerin çoğunluğu Trump’ı savaşa zorluyor.

Trump tutarsızlığını katlamakta kararlı olduğunu Çin’e açtığı “ticari savaş”ta da sergiledi. Tweetlerle dünyayı idare ettiği düşünen Trump, Pekin yönetiminin verdiği sert karşılıktan ürktü ve ortak çözümlerden hatta “ticaret tartışmasında ne yaşanırsa yaşansın Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile her zaman dost olacaklarını” söyledi. Bu gerilimden en azından ABD ekonomisinin de yara almadan çıkması zor gözüküyor. Şimdiden iki tarafın da borsasında düşüşler yaşandı. ABD ekonomi bürokrasisinin yanı sıra müesses nizamın temsilcilerinin (Ör. McCain) de bu gelişmeleri pek hayra alamet bulmadıkları en azından bir stratejiden yoksun gördükleri, Obama dönemi Trans Pasifik anlaşmasına dönülmesini yeğledikleri beyanatlarına yansıyor.

Tabii Trump sırf tutarsızlık değil, silah satma ve dünya şerifi olma hususunda da sabit bir inanca sahip. Bunun için bir süre önce ağırladığı Suudi Prens Selman’ın yerine şimdi sıra onun düşmanı Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Al Sani’de. Bakalım ona ne kadar silah satacak. Bu sıralar Katar’a tek ilgi gösteren ABD değil. Şeyh Temim 2 hafta kadar önce de Moskova’daydı. Basına yansıyanlardan anlaşılan Katar yönetimi Erdoğan’ın korumalığını yeterli bulmuyor ya da güvenmiyor, bu yüzden Rusya’nın kapısını çalıyor. S-400 savunma sistemine talip olduklarını söylüyor. Gelinen noktada Katar’ın durumu da Erdoğan rejiminden farklı değil, ilişki ve varlıklarını pazarlık konusu yapıyorlar. Katar yönetiminin çekinmesi için nedeni çok. Hele yeni açıklanan Suudilerin Katar’ı karadan koparmak için oluşturmayı düşündüğü kanal projesi gerçekleşirse onlar için hayatın daha sıkıntılı olacağı açık.

Bölgede dikkatleri üzerine toplayan bir diğer ülke ise Bahreyn. Yönetim ülkede 80 milyar varillik petrol bulunduğunu açıkladı. Bu rakam, Rusya’nın sahip olduğu petrole denk. Bir süredir sahalara dönmek için sağı solu tırmalayan sabık emperyalist İngiltere bu pası havada kaptı, Ortadoğu’daki ilk daimi askeri deniz üssünü Bahreyn’de açtı. Bahreyn’de ayrıca Amerikan Donanmasına ait 5. Filo bulunuyor. Bunun tabii anlamı sadece İngiltere’nin sahalara dönmesinden ibaret değil, aynı zamanda Katar ve İran’a dönük olası gelişmelerde avantaj sağlamak ve Bahreyn’de çoğunluk olan Şii (yüzde 70) hareketlenmesine karşı da konumlanmak anlamına geliyor.

Erdoğan rejimi ise Suriye’deki işgali G. Kürdistan’da da derinleştiriyor. TC’nin emperyal hamlelerine(*) Kafkasya’da da yenilerinin eklediği görülüyor. Geçen hafta Giresun’da TC-Gürcistan ve Azerbaycan arasında imzalanan stratejik iş birliği metniyle daha önce var olan TC’nin diğer ülkeler üzerindeki askeri vesayeti derinleşti. Bu anlaşma Erdoğan rejiminin diğer ülkelere silah satışı ve askeri eğitim vermesini kapsıyor. Dikkat çekici olan TC’nin bu ilişkide NATO’yu temsil ettiğinin vurgulanması. Ermenistan ise hem bu gelişmeleri hem de Rusya ile Türkiye’nin ilişkilerini kaygıyla izliyor.

Evet görüldüğü üzere, sadece bu yazıda bir kısmından bahsedebildiğimiz dünyanın egemenlerinin hikayesi neresinden tutarsak tutalım, silah-para-güç-kan denklemine sıkışmış. ve  başka bir şey hayal edebilecekleri de şüpheli.

(*) Türkiye’nin emperyalistleşme sürecini bu yazıda tartışmaya çalıştım:

http://deng24.com/yeni-osmanlici-emperyalizm-ve-buna-karsi-mucadele/



632
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: