Kadınlar faşizme karşı ortak cepheyi örüyor

rojbinekin24@gmail.com | 10 Nisan 2018 Salı

Rojbîn Ekin

Her kadın toprağına benzer. Rengini de, ruhunu da toprağından alır. Yüzüne vurur toprağının sırrı. Teninin rengi, kokusu ve daha başka bulaştırdığı her ne varsa. Bakarsın yüzüne, ülke okursun, toprak tanırsın. En güzel türküler, şiirler ve öyküler, toprağa ve toprağının ruhunu taşıyanlara işaret edilerek söylenir. Bir bütündür toprak, kadın ve yaşam. Bu yüzden yaşam, toprak ve kadın etrafında döngüsünü sağlar. Öyle ki toprağa cemre düşmedikçe bahar gelmez; çiçekler açmaz, ekinler yeşermez, ağaçlar meyve vermez. Tıpkı başka bir yaşamı doğuran kadın gibi…

Ve söylenmiş en doğru, en güzel sözdür ‘kadınlar ülkesine benzer’ sözü. Kürdistan ve Kürt kadınları da tarih boyunca hep aynı kaderi paylaştılar ve ruhları bir. Yüzyıllık bir parçalanmışlığa inat birleşmekten vazgeçmediler. Yaratmaktan, üretmekten ve coğrafyasına sinen lanetli gerçeği parçalamaktan geri durmayan bir direniş içerisinde oldular hep. Özgürlük için üzerine gelen tüm acımasız tanrılara, kafa tuttular adeta. Ve Kürtlerin yüzyıldır süren var olma savaşı hala devam ediyor. Soykırıma maruz kalıp da dağılan, küçülen ve yok olmakla yüz yüze kalan başka halklarla aynı kaderi yaşamamışsa, kuşkusuz bunun en büyük nedeni Kürt halkının ve özelde de Kürt kadınlarının toprağına, diline, kültürüne ve kimliğine olan bağlılığından kaynaklı. Özgürlükten vazgeçmemeleriyle bağlantılı. 

Direniş geleneğinden vazgeçmeyen ve bunu hep sürdüren, nesilden nesile taşıyan Kürt kadınları oldu. Her savaşta olduğu gibi Kürdistan’da da süregelen savaşın kuşkusuz en ağır bedelini onlar ödedi. Kürdistan’a işgal harekatları, etnik soykırım ve demografik değişim yapan güçlerin ilk hedefi, Kürt kadınlarıydı. Kürtleri sindirmek, teslim almak ve yok etmenin kapılarını, kadınlarını teslim alarak açacaklarını hesapladılar. Ama biz Rindexan’dan, Zarife’den, Mina Qazi’den, Leyla Qasim’dan ve bu direniş geleneğinin son halkası olan Avesta Xabur’dan biliyoruz ki, asla Kürtleri teslim almanın kapılarını açamayacaklar. Direnişle varolan bir halkı, özgürlüklerini garanti altına almaktan daha fazla alıkoyamayacaklar. Çünkü bu halkın kadınları boyun eğmiyor. 

Türk devletinin DAİŞ’in uzantıları olan çete gruplarıyla Efrîn işgali hala gündemdeki yerini koruyor. Etkisi yüzyıl daha konuşulacak kirli bir işgal ve bu işgale karşı Kürt halkının verdiği bir direniş gelişti. İşgal sürüyor ve buna karşı direniş de. Efrîn halkı toplu bir soykırıma uğramamak için kentini ve topraklarını terk etmek zorunda kaldı. Efrîn’in yanı başında Şehba’da çadır kentlerde bir mülteci gibi yaşamaya devam ediyor. Bir yandan da Efrîn kent merkezi başta olmak üzere diğer ilçelerinde YPG ve YPJ savaşçılarının işgalci güçlere yönelik gerçekleştirdiği eylem haberleri ajanslara düşüyor. 

Hafızalara kazınan ve asla unutulmayacak, affedilmeyecek bir diğer husus da, geçtiğimiz günlerde ANF’de yayınlanan Efrîn’de kaybolan, Türk devleti ve ona bağlı çetelerin savaş ganimeti olarak görüp kaçırdığı kız çocuklarına dair haberdi. Yaşları 15-16 arası değişen onlarca kız çocuğu kayıp ve aileleri hiçbirinden haber alamıyor. Dersim ve Halepçe’de yaşananların devamıdır Efrîn’de yaşananlar. Dersîm ve Halepçe’nin kayıp kızlarına Efrîn’in kayıp kızları da eklendi. Zulme, baskıya ve soykırıma karşı boyun eğmeyen ve özgürlük ısrarından vazgeçmeyen Kürt halkı ve kadınlarına karşı sürdürülen bir intikam harekatıdır yapılanlar. Eşit temsiliyeti bile aşan, yüzde 64 kadınların her alanda etkin olduğu Efrîn’de, işgalciler kadınlar eliyle inşa edilen yaşamı yok etmek istiyor Bu pervasız ve ahlaksız savaş, işgal, Kürt kadınlarının öz iradeleri ve özgürlüğe olan tutuklarıyla ördüğü yaşama ve sisteme karşı gelişti. Bir kardeşlik ve özgürlük kenti olan Efrîn’in yeniden yaşama dönmesi ve üzerine çekilen karanlık perdenin yırtılması Kürt kadınlarının hala devam eden özgürlük direnişiyle başarılacaktır. 

Onursuzluğa boyun eğenlerin susmayı, görmemeyi ve duymamayı tercih ettiği bir zamanda Kürt kadınları ve onların mücadelesinden ilham alan, cesaret yüklenen başka halktan kadınlar, erkek egemenliğinin inşa ettiği yaşama ve yarattığı savaşlara karşı meydanlardaydı. Onlar hiç susmadı; kadınlar birleşerek faşizme, işgale ve beş bin yıllık erkek gericiliğine karşı cepheleşmeye, örgütlenmeye giderek, zulmün, faşizmin ve işgalin önünü almayı hedefliyorlar. 8 Mart’ta startı verilen ve hala devam eden ‘Kadınlar Efrîn için ayaklanıyor’ kampanyası bu örgütlenmenin ve cepheleşmenin önemli bir adımıdır. 

Erkek eliyle oluşan ve her yanına erkeğin adalet, eşitlik ve özgürlük anlayışının sindiği bir sistemden beklentisi olmayan bu kadınlar, Dersim’in, Helebce’nin ve dünyanın başka yerlerinde yaşanan benzer insanlık suçlarının da hesabını kendileri soracak. İnsanlık değerlerine karşı erkek egemenliği eliyle açılan bu kirli savaşı, çağımızın direniş aktörleri ve öncüleri olan kadınlar sonlandıracak. Tüm insanlığın arzuladığı özgür, eşit, adil ve kardeşçe barış içinde yaşamayı kadın zamanı yaratacak. Erkek faşizmini yenecek olan kadınların oluşturacağı ortak mücadele cephesi ve birliğidir.



357
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: