‘Yanık yanık koksa karanfil’

izgorenhicri@gmail.com | 07 Aralık 2017 Perşembe

A. HİCRİ İZGÖREN

"Bir çift güvercin havalansa / Yanık yanık koksa karanfil / Değil bu anılacak şey değil / Apansız geliyor aklıma"

***

Bir önceki yazıda korku siyasetinin mimarlarından McCarthy’in rakiplerini ve muhalifleri casusluk, hainlik gibi düzmece suçlamalarla nasıl işinden ettiğini, itibarsızlaştırarak hapsettiğini anlatmaya çalışmış ve bu dönemin en trajik olaylarından birinin de Ethel ve Julius Rosenberg çiftinin maruz kaldığı olay olduğunu yazmıştım.

Evet. Tarihe ‘Rosenberg’ler olayı’ diye geçen bu trajedi yine düzmece bir suçlamayla başlar.

Rosenbergler çifti bir cadı avı sırasında casusluk suçlamasıyla gözaltına alınırlar. Kaynaklara göre mahkemeye çıkartıldıklarında aleyhlerinde bir delil yoktur. Bir tek aynı suçtan yargılanan bir kişi ile aynı gün aynı otelde kaldıkları belirlenmiştir, fakat otel o gün doludur ve sadece bu çift yargılanmaktadır.

Rosenbergler bu asılsız suçlamalara gülüp geçerken jüri kararını açıklar: İdam.

Karar açıklandıktan sonra ABD’ye milyonlarca mektup yağmaya başlar. Onlar suçsuz bırakın onları diye.

ABD yönetimi bu uluslararası tepkiden çekinir ve çifte bir öneri sunar: -Suçunuzu kabul edin cezanız 30 yıla düşsün. Çift kabul etmez. İdam zamanı yaklaştıkça teklifler devam eder ve ceza süresi de düşer ama çift kabul etmez ve suçsuz olduklarını söyler. İdam günü gelmiştir.

İdamdan önce odadaki telefonu işaret eden savcı Rosenberglere bir de oğulları 6 yaşındaki Robert ile 10 yaşındaki Michael’ın fotoğrafını göstererek: -‘Telefonun diğer ucunda başkan var. açın ve biz suçluyuz deyin. Başkan da sizi serbest bıraksın ve çocuklarınıza kavuşun’’

    ABD böylece uluslararası baskıyı üzerinden atmayı düşünür.

Rosenbergler biraz süre isterler ve bir köşeye çekilirler. Ethel Rosenberg kocasının dizlerindeki tozu silmektedir. Çünkü fotoğrafı gördüğünde eşi dizleri üzerine düşmüştür.

Sonra savcıya giderler. ‘Evet onlar bizim çocuklarımız fakat bizim için mektup yollayan milyonlarca insan da bizim çocuklarımızdır; onları yarı yolda bırakamayız’ derler ve idam edilecekleri bölmeye doğru giderler… Ve elektrikli sandalyede infaz edilirler.

***

“Neredeyse gün doğacaktı / Herkes gibi kalkacaktınız / Belki daha uykunuz da vardı / Geceniz geliyor aklıma”

Geride 6 yaşında Robby ve 10 yaşında Michael adında oğullarını öksüz bırakan iki kurban: Ethel Greenglass Rosenberg ve Julius Rosenberg.

Şu acıklı mektup, söylenecek son sözdü herhalde: “Sevgili çocuklarım, Bu sabah, sanki tekrar birlikte olabilecekmişiz sandım. Ama bunun olmayacağını bildiğim halde, size ancak öğrendiklerimi aktarabilmeyi istedim. Ne yazık ki ancak birkaç kelime yazabilirim. Gerisini size yaşamınız öğretmeli. Bana öğrettiği gibi. Başlangıçta sizin için acılı olacak, ama üzülen yalnızca siz olmayacaksınız. Sonunda siz de yaşamın yaşamaya değer olduğu inancına varmak zorundasınız. Şimdi önüne geçilmez biçimde yaklaşan ölüm karşısında bile bunu bilmenin cellatları yeneceğinden kesinlikle emin oluşumuz size bir avuntu olsun… Yaşamımızın sizle birlikte sonuna kadar yürütme sevinci ve mutluluğunun bize nasip olmasını dilerdik. Babanız size tüm yüreği ve tüm sevgisinin sevgili oğullarına ait olduğunu söylemek istiyor. Suçsuz olduğumuzu ve vicdanımıza aykırı hareket edemediğimizi hiçbir zaman unutmayın. Sizi bağrımıza basıyor ve hararetle öpüyoruz. Sevgiyle -Baba ve Anne-”

***

Yazıda kullandığım dizeler şair Melih Cevdet Anday'ın Rosenberg'ler için yazdığı "Anı" adlı bir şiirden.

“Bir çift güvercin havalansa / Yanık yanık koksa karanfil / Değil unutulur şey değil / Çaresiz geliyor aklıma”.



426
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: