Enver mi, Putin mi, Barzani mi?

05 Aralık 2017 Salı

NURETTİN DEMİRTAŞ

Asla kendisi olamadı; Ertuğrul, Abdülhamit ve en çok da Atatürk’e benzetilsin istedi ama Erdoğan’ın zihniyeti buna hiç fırsat vermedi. Sadece koltuk derdinde oldu. En son olarak Efrîn’e göz dikerek koltuğunu kurtarmaya bakıyor ama Efrîn hakkında bildikleri Barzani’nin “referandum” hakkında bildiklerine benziyor!


Efrîn Sarıkamış’tır!

Türk devletine damgasını vuran kişiler arasında en büyük hayal kırıklığına uğramış olanlardan ilk iki sırada yer alanlardan biri Sarıkamış Komutanıdır diğeri ise Erdoğan’dır. Hevesleri ve kaderleri birbirine benziyor. Fakat Erdoğan ne Enver, hatta hiç olamayacağını bildiği halde ne de Atatürk veya diğerleri değil gizliden gizliye Putin olmak istemişti ama yine kader onu bir Enver haline getiriyor işte. Yoksa Efrîn’e saldırma hevesine neden kapılsın? 

Sözü fazla uzatmaya gerek yok, Efrîn onu çabucak Enver sonuna götürür. Fakat neden Putin olmak istediği ve olamadığı sorusu da Erdoğan’ın çöküş sebebini anlatmaktadır.


Demagoji veya liderlik

Boris Yeltsin gibi başarısız birinin ardından Rusya’nın başına geçince kısa sürede yıldızı parlamıştı Putin’in. Beğenilsin ya da beğenilmesin neticede Rusya’ya eski prestijini kazandırdığı algısını ülkede ve uluslararası camiada yarattı. 

Benzer bir iddianın sahibi olarak Erdoğan, Putin’in devlet başkanlığına geçişinden sadece bir-iki yıl sonra Türkiye’de ortaya çıkıyordu. Osmanlı ruhuyla tüm Ortadoğu’da “hegemonya” kuracağını propaganda ediyordu. “Büyük Ortadoğu Projesi” sayesinde önü açılmıştı. Güya “Ilımlı İslam” kimliğiyle model olacak bir ülkenin lideri olacaktı. Hatta Arap ülkeleri dâhil Ortadoğu liderliğine soyunmuştu. “Komşularla sıfır sorun” propagandasını da bu temelde geliştirmişlerdi.

Şimdi dönüp geriye bakınca Erdoğan’ın nerden nereye geldiği ibretle izlenmektedir. Ne oldu? Halkların adlandırdığı gibi sadece kanlı bir diktatör! Yani kocaman bir başarısızlık öyküsü. Öyle ki Putin olmak isterken Putin’den medet umar hale geldi. Türkiye dünya karşısında Erdoğan döneminde olduğu kadar saygınlığını yitirmemişti. Ülkenin başında gelmiş geçmiş en büyük hırsız, vurguncu, soyguncu varken başka ne beklenebilir ki? Reza Zarrab davasından tutuklanma kararı çıkabilir. Fakat normalde Kürt soykırımı için yargılanması gerekiyor. Önü alınmazsa Türkiye’yi tamamen batıracak, Osmanlı’dan daha kötü bir çöküşe yol açacak. 


En büyük ihanet Türkiye’de!

Erdoğan Kürt karşıtlığı için Rusya ve İran’la birlikte hareket ederek ABD karşısında şantaj politikasına başvururken aynen Barzani’ye benzemektedir. O da şantajcı politika nedeniyle kaybetti. “Bağımsız Kürdistan bayrağı altında ölmek istiyorum” diye açıklamalar yaparken akıl işi olmayan politikalarla nerdeyse Başur Kürdistan’ın yarısının da kaybedilmesine yol açtı ve ardından onu-bunu ihanetle suçladı.  Oysa Barzani’nin YNK’yi ihanetle suçlamasının üzerinden çok geçmeden yeğeni Neçirvan, terkedilen Kürdistan bölgelerini kendi istekleriyle terk ettiklerini açıkladı. Bu olayların ardından Neçirvan’ın ilk ziyaretini Ankara’ya yapması manidardır. 

Erdoğan ise daha büyük bir ihanet içindedir ki Türk halkı yakın zamanda bunu öğrenince acaba Barzani’nin yaptığı gibi çekilip gidecek mi? 

Erdoğan’ın ihaneti, kendi iktidarı uğruna Rusya ve İran’la girilen ilişkilerde yaşanmıştır. Herkes soruyor Kürt düşmanlığı için bu devletlere ne verdi? Cevabı yakında ortaya çıkar. Ülkenin maddi değerlerini peşkeş çektiğinden kuşku yoktur; öte yandan Türkiye’yi Suriye’de savaşın içine sürüklediği gibi Irak’ın içinde de savaşa sürüklerse buna şaşmamak gerekir! Gidişat bu yöndedir. Türkmenler üzerinden oynanan oyunlar bu kanıyı güçlendiriyor.  Rusya ve İran ile girdiği ilişkinin NATO cephesinden karşılıksız kalmayacağı da açıktır.


Diktatörlük çağı bitti!

Şunu da vurgulamak gerekir ki halklar umudunu asla devletlere veya onlar arasındaki çatışmalara bağlamamalıdır; çünkü uluslararası politikada işine gelmedikçe hiçbir devlet Erdoğan’ın diktatörlüğünden, ihanetinden vs. bahsetmez bile. Bu nedenle diktatörle mücadele etmek halklara kalmıştır. 

Halkların demokratik devrim mücadelesine ruh, can, fikir veren Önder APO tüm insanlık tarafından sahiplenilmektedir. Erdoğan gibi bir diktatör için bundan daha büyük kâbus yoktur. Gerçekten de Önder APO’nun fikirlerinden korkuyorlar. Yoksa niye bir mektup göndermesine bile tahammül edilmesin? Ayrıca tecridi en ahlaksız şekilde şantaj politikasına dönüştürüyorlar. Bu da halkların öfkesini ve devrim ateşini harlamaktan başka sonuç vermez.

Önder APO 19 yıldır en vahşi tecrit koşullarında tutulduğu halde etkisi her geçen gün halklar arasında artmakta, kıtalar arasında yayılmaktadır. 

21. Yüzyıl çok farklı oldu, olacak. Ortadoğu, Önderlik görüşleriyle şekillenirken diktatörler kendisine yer bulamayacaktır. İşin özü budur. Ortadoğu savaş ve direniş içinde, demokratik devrim ve aydınlanma sürecini yaşamaktadır. Diktatörlük çağı son bulmuştur. Kalıntıları da sökülüp atılacaktır. 

Özgür bir yaşam için diktatörleri alaşağı edecek binlerce fedai yetişmiştir. Önder APO’ya gelebilecek en küçük bir zararda dünyayı başlarına yıkacak bir iradedir bu. Tarihin görebileceği en büyük irade olduğundan kuşku yoktur ki sadece ve sadece Önder APO’nun İmralı hapisliğine son verildiğinde AKP’liler yaşam sigortası kazanmış olurlar. “Son diktatör” de bunu böyle bilsin! 



1827
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: