Yeni Napolyan’dan Türkiye hamlesi

selmaakkaya@hotmail.fr | 10 Kasım 2017 Cuma

SELMA AKKAYA

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 31 Ekim tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) yaptığı konuşma, Türkiye Fransa ilişkilerinde yeni bir sayfanın açılacağını gösteriyordu. Macron, konuşmasında Türkiye ve Rusya’nın AB tarafından dışlanmaması gerektiğinden bahsediyor ve otoriter rejimlerin ya da hoşgörüsüz demokrasilere yönelik hayranlığın geri dönüşüne tanıklık edildiğini belirtip temel haklara saygı göstermeyenleri dışlamanın hiçbir şeye yaramadığını vurguluyordu. Hatta Macron, “Rusya ve Türkiye gibi iki ülke hem coğrafya hem de edebiyat olarak Avrupa’ya bağlıdır. Rusya ya da Türkiye’nin kaderi Avrupa’ya sırtını dönerek inşa edilmeyecektir ve ulusları bunu hak etmiyor. Vatandaşları Avrupalı. Liderlerinin tercihleri ne olursa olsun bu ülkelerin vatandaşları onlar için mücadele etmemizi hak ediyor. Bunu yapmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullanıyordu.

Macron’un bu konuşmasını insan hakları ve bölgedeki demokrasi konusundaki gelişmeleri değerlendiren Fransız uzmanlar, ‘insan haklarından ödün vermeyen ama liderlerinin yaptıklarının bedelini o halka ödetmeyen Fransız Cumhurbaşkanı Macron’ yorumuyla karşıladı. Oysa konuşmanın özü ne insan hakları kavramıydı ne de Fransa’nın bölge halklarına dair kaygılarıydı. Yaşanan gelişmelerde bunu teyit ediyor. Boşuna Macron’a ‘bu yüzyılın Napoleon’u’ benzetmesi yapılmadı; “Para, Para, Para!”

Macron’un konuşmasından bir hafta sonra NATO toplantısı vardı. Fransa’nın Türkiye ile kurduğu ilişkilerin yeni niteliği daha bir hafta geçmeden Çarşamba günü ortaya çıktı. Türk Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli, Fransa Silahlı Kuvvetler Bakanı Florence Parly, İtalya Savunma Bakanı Roberta Pinotti’nin yapmış olduğu üçlü zirve sonrasında savunma alanında iş birliğine ilişkin niyet beyannamesini imzalandığı duyuruldu. İmzalanan anlaşmaya göre Türkiye, Fransa ve İtalya arasında askeri elektronik sistemler, yazılım ve simülasyon sistemleri ile muhabere teçhizatı dahil, hava ve füze savunma sistemlerinin ortak üretiminde işbirliğinin güçlendirilmesi vb öngörülüyor. NATO’nun ortaklarıyla işbirliğinin geliştirilmesine destek olunması da anlaşmanın maddeleri arasında yer alıyor.

Çarşamba günü NATO toplantısı çerçevesinde Türkiye Fransa işbirliği konusunda atılan bu imzalara paralel Paris’te başka bir gelişme daha yaşanıyordu. UNESCO Fransa’nın başkentinde 39. Genel Konferansı için toplanmıştı. Fransa’nın engin desteğiyle Türkiye örgütün en üst düzey icra organı olan Yürütme Kurulu’na dört yıl süreyle seçildi. Yaşanan bu gelişme, UNESCO korumasında bulunan Sur’un haritadan silinmesinin kimlerin onayıyla olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.

Tüm bu gelişmeler bir kez daha gösterdi ki, Fransa’nın ekonomik çıkarları Erdoğan’ın diktatörlüğüne de göz yummayı gerektiriyor. Macron ve ekibi tarafından, Fransa ile Türkiye arasındaki yıllık 20 milyar dolarlık ticaret hacmi, Erdoğan’ın yaptığı insan hakları ihlalleri, katliamlar, İmralı tecriti, Kürt halkına dönük soykırım, hukuksuzluklar karşısında teraziye oturtulduğunda daha ağır geliyor. Kendi ülkesinde OHAL’i yasayla kalıcılaştıran, çalışma yasasıyla yüzyılın kazanımlarını silen, sosyal güvenlik sistemini bütünüyle özel sektöre devreden bir Macron’dan başka türlü bir hamlede beklenemezdi. Bütün bunlar neo-liberal kapitalist dünyanın OLAĞAN işleri. 



825
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: