Ekim aynasında Rojava Devrimi

09 Kasım 2017 Perşembe

ARZU DEMİR

Ekim Devrimi’nin 100. yılında “devrimin güncelliği” en somut anlamını Rojava’da buldu. Rojava, 1991 yılında Sovyetler Birliği’nin Sovyet halklarının iradesine rağmen dağıtılmasının ardından, burjuva ideologların  pazarladığı “devrim düşünün ilelebet son bulduğu” tezini çürüten en somut, en canlı örnektir. Coğrafya kaderdir ve her devrim, kendi coğrafyasının “kaderi”ni değiştirirken,  “kaderi”nin de izlerini taşır. Bu anlamıyla Rojava Devrimi, Ortadoğu halklarının devrimidir, özgündür. Ancak, Ekim Devrimi’nin deneyimlerini de taşımaktadır.

Ekim Devrimi, Çarlık rejimini altında yaşayan ulusal kimliklerin, halkların tam hak eşitliğini sağladı. Bunu 16 Sovyet Cumhuriyeti ile özerk cumhuriyetler ve özerk bölgelerden oluşan federasyon sistemi ile gerçekleştirdi. Devrim ile birlikte, halklar üzerindeki Çarlık baskısına son verildi. Tüm halkların, Yüksek Sovyet Meclisi’nde temsil edilmesinin yanı sıra, Milliyetler Sovyeti’ne her federe cumhuriyet, her özerk cumhuriyet, her özerk bölge ve her ulusal bölgeden temsilciler katılıyordu. Milletler Sovyeti’nin yetkileri Birlik Sovyeti’nin yetkileri ile aynıydı. Ekim devrimi, yasal eşitliğin bir anda halklar arasındaki tarihsel eşitliği ortadan kaldıramayacağı gerçeğinden hareketle, 5 yıllık ekonomi planlamalarında kaynakların dağılımında birlik cumhuriyetleri lehine kararlar aldı. 

Kafkasya’da halkların birbirini boğazlamasına son veren Ekim devriminden 100 yıl sonra, bu kez Rojava Devrimi, Ortadoğu halkları arasındaki ulusal ve mezhepsel çatışmaların panzehiri oldu. Rojava Devrimi de, halkların tam eşitliğini, yasal, anayasal güvenceye aldı. 

Rojava, sömürgeci devletler tarafından dört parçaya bölünmüş Kürdistan’ın batı parçasıdır. Ancak Rojava Devrimi’nin halklar arasındaki tam hak eşitliği ilkesi, hem egemen-hakim ulus milliyetçiliğiyle hem de ezilen ulus milliyetçiliğiyle arasına net ve kesin bir çizgi çekti.

19 Temmuz 2012 tarihinde başlayan devrim, Ocak 2014’de özyönetim aracı kantonlardan, Kuzey Suriye Federasyonu’na evrildi. Bu seyir, devrimin olmakta olduğunun, hayatın ihtiyaçlarına yeni araçlarla cevap verdiğinin de örneğiydi. Başlangıçta, Cizîr, Kobanê ve Efrîn kantonları devrim organları olarak inşa edildi. Ancak şimdi durum değişti. Reqa, Hol, Şeddade, Gire Spi, Ayn İsa, Sirrin ve Minbiç özgürleştirildi, devrimin ruhunun sirayet ettiği coğrafya ile devrimin toplumsal tabanı daha da genişledi. Bu gelişmeler, Demokratik Suriye Federasyonu ile taçlandırıldı. Federasyon, hem kendi sınırları içindeki bölgeler ve kantonlar arasında federal birliği sağlarken, diğer yandan Suriye’yi de demokratikleştirmenin bir formülü. Halklara tam hak eşitliğini sağlayan bu yeni yaşamın inşasında sayısız ulus ve halklardan savaşçılar, yan yana dövüştü, düştü, kanları birbirine karıştı. Rojava’nın Kürt, Arap, Süryani, Türkmen, Çeçen gençlerinin yanında, kendi kaderlerini Rojava Devrimi’ne bağlayarak dünyanın bir ucundan gelen enternasyonal savaşçılar saf tuttu. Aynı özgürlük düşünün gerçek kılınması için canını verdi.

Paris Komünü, Ekim Devrimi’nin, “komün” deneyiminden öğrendi, halkın iktidar organları “sovyetler”i inşa etti. Rojava Devrimi, Paris Komünü ve Ekim Devrimi’nden öğrendi, komünlerle hayatı örgütlemeye başladı. Komünler ve komünlerin oluşturduğu meclisler, herkesin yönettiği, geleceklerine dair kararlar aldıkları yerlerdir. Toplumsal sözleşmede, “örgütlenmenin temel oluşumu doğrudan demokrasidir” der. Komünler de bu doğrudan demokrasinin aracıdır. Yönetim ve örgütlenme alanları, karar meclisleridir. Başka bir ifadeyle, “Rojava’nın Sovyetler”i komünler, iktidar organlarıdır.

Rojava Devrimi’ni, Ekim Devrimi’nden ayırt edici kılan kadın devrimi olmasıdır. Bu yönüyle Rojava Devrimi, Ekim Devrimi’ndeki kadınların kazanımlarını daha da ileriye taşımıştır. Engels, “Devletin, Ailenin ve Özel Mülkiyetin Kökeni”nde, tarihte kendini gösteren ilk sınıf çatışmasının, erkek ile kadın arasında yaşandığını, ilk sınıf baskısının da kadının erkek cinsi tarafından baskı altına alınması olduğunu belirtir. Engels, kadının yeniden özgürleşmesinin ilk adımı olarak “kadın cinsinin yeniden toplumsal üretime dönüşü”nü görür. Lenin de kadın özgürlüğünün gerçekleşmesi gereken alanın “ev” olduğunu belirtir ve kadının görevi olarak algılanan “ev bakıcılığının geniş ölçekli sosyalist ekonomiye aktarılmasıyla birlikte kadınların gerçek kurtuluşu komünizmin başlayacağını” yazar.  Ekim devrimi, bu ilkeden hareketle, ilk andan itibaren kadının toplumsal üretime, siyasete, hayata katılmasının koşullarını yarattı. Ancak, kadınlar, örgütleri Jenotyel’in kapatılmasıyla birlikte erkek egemenliği karşısında silahsızlandırıldı, bu noktadan itibaren de kazanımlarını geliştiremedi, koruyamadı. Rojava Devrimi ise Ekim Devrimi’nden dersler çıkardı, kadınların güvencesinin tek yolunun silahlı/silahsız örgütlü güçleri olduğunu gördü ve “Örgütsüz kadın kalmayacak” şiarıyla kadınları hayatın her alanında örgütledi. Kadın savunma gücünden kadın komünlerine, kadın asayişinden akademide jineoloji bölümüne, kadın kooperatifinden kadın vakfına, hayatın her alanında kadınların iradesini oluşturdu. Böylece Rojava Devrimi, kadınların bir devrimden ve hayattan alacakları ne varsa, bunu alabilecekleri bir güvenceyi yarattı. 

Rojava Devrimi, Ekim Devrimi gibi, tarihsel gelişmelerin doğru okunduğu ve doğru taktiklerin geliştirildiği durumda, az bir güçle, büyük bir sıçramanın yaratılabileceği ve bunun bir devrime dönüşmesinin hazır örgütlü güçlerin varlığına bağlı olduğu gerçeğini tarihe not etti. Lenin’in 1917 yılının 3 Nisan akşamı, Petrograd’a ayak bastığında, kendisini karşılamaya gelenlere yaptığı konuşma, sadece Menşevik ve Sosyalist Devrimcileri kaygılandırmakla kalmaz, Bolşevik liderler arasında da şaşkınlıkla karşılanır. Çünkü Lenin’in o anda ima etmekle yetindiği sosyalist devrime geçiş, henüz diğer Bolşevik liderlerin gündeminde yoktur. Ancak Lenin’in gözünde Eylül’de silahlı ayaklanma ve iktidarı alma vakti gelmişti. Bolşeviklerin, Petrograd ve Moskova sovyetlerinde çoğunluğu elde ettikleri günden itibaren ayaklanmada ısrar eder. Sonunda partisinin MK’sına bu kararı aldırır. “Parti ayaklanmaya siyaseten önderlik eder, Sovyet ayaklanmayı gerçekleştirir ve silahlı kitleler de sovyetin çağrısıyla iktidarı alır.”*

Rojava Devrimi, elbette gerçekleşme biçimiyle Ekim devriminden ayrılır. Ancak, 2012 yılının 19 Temmuz günü, Kobanê halkının silahlanarak devlete ait kurumları çevirmesini sağlayan irade ve ruh, 100 yıl önce de Ekim günlerinde doğru anı gören aynı devrimci iradeydi. Suriye cangılında halklara “ya Esatçı” ya da “ÖSO”cu olmanın dayatıldığı günlerde, devrimin önderliği, üçüncü bir alternatifi halklara sundu ve düş gerçek oldu. 

Nasıl ki emperyalistlerin dünyayı yeniden paylaşmak ve sömürgeleştirmek için çıkarttıkları Birinci Dünya Savaşı günlerinde Ekim Devrimi, dünya halklarına umut oldu, Rojava Devrimi de, emperyalistlerin halkların yaşamını cehenneme çevirdiği Ortadoğu’da bir umut olarak doğdu. Ve bu umut, Ekim devriminin 100. yılında büyümeye, hayal gücünün iktidarını gerçek kılmaya devam ediyor. 

* Marksist Teori dergisi, 28. sayı, Ekim’in Bilinci: Nisan Tezleri, İnan Özgür




369
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: