Bölünmek ve bölücülük

serhatbucak46@hotmail.de | 08 Kasım 2017 Çarşamba

YUSUF SERHAT FAİK

Dünyadaki tüm üniter devletleri “bölünmek” ve “bölücülük” korkusu sardı. Tüm üniter devletlerin özelliklede Avrupalı üniter devletlerin üzerinde “bölünme” ve “bölücülük” hayaleti dolaşıyor. Bu korku ve hayalet özellikle Güney Kürdistan ve Katalanya’daki bağımsızılık referandumu nedeniyle su yüzüne çıktı.

Başkasının ülkesini bölüp, parçalayan üniter devletlerdeki korku anlaşılırdır. Bu korkunun temelinde 20. Yüzyılın başlarında Kürtlerin vatanının sömürgeci süper güçler tarafından zengin petrol yataklarına sahip olmak amacı ile bölünüp her bir parçasının Fars, Arap ve Türk sömürgecilere armağan edilmesi yatıyor. Safavi ve Osmanlı saltanatından bu yana Fars ve Türkler arasında Ortadoğu’da süper güç olmak savaşı devam etmektedir. Bu nedenle Safaviler ile Osmanlılar arasında üçyüz yıl devam eden saltanat ve egemenlik savaşları devam etti. Her iki feodal istilacı imparatorluk arasında sürdürülen bu uzun süreli savaşlar hep Kürdistan toprakları üzerinde cereyan etti. 

Kürdistan ilk defa 1639 yılında Kasr-ı Şirin’de yapılan anlaşma ile iki feodal istilacı imparatorluk arasında bölündü. Kürdistan’ın bugünkü statüsü ise Sykos-Picos anlaşması ile oluşturuldu. Bölünme ile ilgili belge ise Lozan’da imzalandı. Bu anlaşmaya göre Kürdistan’ın zengin petrol yataklarına sahip güneyi İngiliz mandasındaki suni Irak devletine, G.Batısı yine Fransa mandasındaki suni Suriye devletine, Kuzeyi Osmanlı’nın devamı Türkiye’ye, doğusu ise Safavilerin devamı olan İran devletine bırakıldı. M.Kemal ve ekibi ünlü misak-i milli hudutlarına dahil olan Musul ve Kerkükü savaşma güçleri olmadığı ve daha fazla Kürt nüfusu başına bela etmemek için elleri ile İngiltere’ye teslim ettiler. Sonrada dönüp resmi tarihlerinde 1925 Kürt Milli Hareketini Musul ve Kerkük’ün kaybedilmesinin nedeni olarak Türkiye toplumuna anlattılar. Resmi tarihin yalanlarına inanan Türkiye toplumu halen Musul ve Kerkük’ün kaybını Kürtlere yüklemektedirler.

Görüldüğü gibi biz Kürtler kimsenin vatanını bölüp sömürgeleştirmedik. Aksine biz Kürtlerin vatanı sömürgeci süper güçler ve onların bölgedeki işbirlikçileri tarafından bölünüp sömürgeleştirildi.

Kürtler kendi kaderleri üzerinde söz sahibi olmak isteyincede bölücülükle suçlandılar. Aynı hastalık bugün Avrupa’yı da sarıp sarmalıyor. Katalanya’nın kendi kaderine sahip olması Avrupa’daki üniter devletler arasında “bölünme” korkusuna neden oldu. Avrupalı üniter devletler çok iyi biliyorlardı ki Katalanya’nın bağımsızlığı Avrupa’da domino etkisi yaratacak, Avrupa’daki diğer etnik gruplarda kendi kaderilerini tayin edeceklerdi. Bu nedenledir ki Avrupalı üniter devletlerin topluluğu olan AB ve ABD Katalanya’nın bağımsızlığına karşı çıktılar. Tıpkı Kürdistan’ın güneyindeki referanduma karşı çıktıkları gibi. Tıpkı İran, Türkiye, Irak ve Suriye’nin aralarındaki tarihsel çelişkileri şimdilik dondurup Kürtlerin karşısında yek vücut oldukları gibi.

Üniter devletler kendi içlerindeki etnik grup ve ulusların gelecekte Self-Determinasyon hakkını kullanmasını önlemek içinde yasal tedbirlerini almış durumdalar. BM G.Kurulunun almış olduğu 24.10.1970 tarih ve 2625 sayılı kararı bunun en güzel örneğidir.

Bütün bu çabalar boşunadır. Avrupa’daki ve Ortadoğu’daki son sömürgelerde her türlü olumsuzluğa yasal sahtekarlıklara karşın kendi kaderlerini tayin edeceklerdir.

Kürt halkı son iki hafta içerisinde iki evladını kanser hastalığından dolayı kaybetti. Bunlardan birisi Siverek-Hilvan direnişinin öncülerinden Muzaffer Kızartıcı (Kop Muzo) diğeri ise hapishane arkadaşım TKSP kurucularından İhsan Aksoy. Her ikisine de Allah’tan rahmet kederli, ailelerine ve yol arkadaşlarına başsağlığı diliyorum.

KÜRDİSTAN TARİHİNDE BU HAFTA:

* Kobanê direnişi sırasında aktivist, Toplumsal Özgürlük Platformu üyesi Kader Ortakaya Kobanê’ye geçmek isterken Türk devlet güçlerince vurularak yaşamını yitirdi.

* Özgür Gündem gazetesi dağıtıcılarından Adil Başkan, 9 Kasım 1993’te Nusaybin’de, Adil Yaşa ise 10 Kasım 1993’te Diyarbekir’de kontralar tarafından katledildiler.

* Büyük Kürt şairi ve dilbilimcisi, SKDP kurucusu ve Genel sekreteri, Hawar dergisinin yazarlarından Osman Sebrî, 12 Kasım 1993 tarihinde Şam’da hayata gözlerini yumdu.

* 49’lar, 23’ler davasının sanıklarından, Deng dergisinin Genel Yayın yönetmeni, Barış Derneği davası sanıklarından Kürt avukat Medet Serhat 12 Kasım 1994 günü uğradığı silahlı kontra saldırısında İstanbul’da şehit düştü.

* Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan 12 Kasım 1998’de Roma’ya giderek havaalanında siyasi iltica talebinde bulundu.



658
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: