İlk uzun metraj yağlıboya animasyon film

guleryildiz@gmail.com | 01 Kasım 2017 Çarşamba

GÜLER YILDIZ

Bir mektubun yola çıkardığı dünyanın ilk uzun metrajlı yağlıboya animasyon filmini izledim. Animasyon merakım genelde tabuların, yasakların, ağır işkencelerin bol olduğu İran’la başlamış; sosyal ve siyasal tüm mesajların illa ete kemiğe bürünmüş oyuncularla bir platoda verilmesi gerekmediğine ikna olmuştum. Ama bu film bir şölendi benim için…

Sinema tarihinin bir ilki olmayı başaran "Vincent’ı Sevmek" filminden bahsediyorum. 

19. Yüzyılda yaşamış Hollandalı ressam Van Gogh’tan…

 Hayatının bir dönemine yoğunlaşılan film birçok ilki barındırıyor, hazırlık aşamasında. 

Gelelim filmin özgünlüklerine…

Birincisi "Vincent’ı Sevmek" o kadar kolay bir iş değil! 2 yönetmen 7 yılda tamamladı bu filmi. Filmin 65 bin karesinden her biri, dünyanın farklı köşelerinden yola çıkarak filme dahil olmak isteyen 125 profesyonel sanatçı tarafından hazırlandı. 

Filmdeki karakterler ise Vincent Van Gogh’un tablolarına benzetilecek şekilde hazırlanmış veya yeşil ekran önünde canlı görüntüleme sistemleri kullanılarak tablolarla birleştirilmiş. Hele Van Gogh’a hayat veren oyuncu neredeyse birebir!

Peki filmin öyküsü nasıl tasarlandı? 

Dünyanın ilk uzun metraj yağlı boya filmi olma özelliği taşıyan film yalnızca Vincent Van Gogh’un eserlerini hayata geçirmekle kalmıyor, aynı zamanda sanatçının hayatını ve ölümünü, eserlerindeki karakterlerle olan hayali görüşmelerini de anlatıyor. Film, Van Gogh’un 1890’da 37 yaşında kendi kendini silahla yaralamadan önceki hayatına yoğunlaşıyor.

56 bin 800 el çizimi ile canlandırılan tuvallere hayat veren ise 800 mektup olmuş. 37 yaşındayken Fransa’nın Normandiya bölgesinde, Auvers’te yaşadı ressam. Arada sırada Paris’e de gitti geldi ama resmettiği tüm portreler filmi heyecanlandıran unsurlar oldu. Postacı, tekneci, otelde çalışan kadın, doktorun kendisi, eşi ve kızı, tarlalarda resim yaparken ona kötü şaka yapan çocuklar ve birlikte olduğu kadınlar… Ağır melankolik olan Van Gogh, yaşamın amacını kaybettiği algısı yarattı yakınlarında. Resim yapıyordu ama satılmıyordu resimleri. İçinde bulunduğu anlamsızlık denizinin suları yavaş yavaş yükseliyordu…

Meşhur kulak hadisesi var biliyorsunuz. Kulağını kesiyor ve getirip genç bir kadının eline tutuşturuyor peçete içinde: “Al Gabi!”

Hayattayken tek bir resmi satıldı, “Kırmızı Üzüm Bağı”.

Ve bu muhteşem filmin izleyiciye bir ressamın son günlerini anlatmanın dışında bir de sorusu var: Van Gogh öldü mü, öldürüldü mü?

Kimse tarafından sevilmediğine inanıyordu ve neredeyse hiç gülmeden geçirdiği uzun yılları vardı. Bunalım bir ahtapot gibi sarmıştı ressamı. Kırıcıydı da. Seveni kadar sevmeyeni de vardı. Ölümü bir muamma! Kulağını kesme cesareti göstermiş bir adamın kendini vurması anlamsız değil, tanıklara göre. İşte film kardeşi Theo’ya yazılan bir mektuptan yola çıkan genç bir adamı, dedektif kıvamında Vincent’ın yaralanması ve ölümü arasındaki o kısa dönemde yola çıkarıyor. İzleyici herşeyi bilsin isteniyor. Üstelik 56 bin 800 çizimle konuşturulan bir yağlıboya film marifetiyle…

Dedikodulara göre benzer bir film daha gelecek, o da Gauguin’a ait. Biliyorsunuz, Van Gogh bir zamanlar Gauguin’le aynı evde yaşıyordu, iyi dostlardı. Ama bir gün Vincent yakın arkadaşının boğazına bıçağı dayadı ve Gauguin paçayı zor kurtardı…

 Vincent, ölümünden sonra ölümsüzler arasına girdi. Bugün büyük hayranlıkla kopyalarına baktığımız resimleri ise 37 yıllık genç ömrünün son birkaç yılının hikayesi…

Yönetmenliğini Dorota Kobilea -ki kendisi de bir ressam- ve Hugh Welchman’ın yaptığı film, Avrupa’da gösterime girdi. Türkiye ise Aralık ayında izleyecek…



364
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: