‘Savaşta önce gerçekler ölür’

izgorenhicri@gmail.com | 12 Ekim 2017 Perşembe

A. HİCRİ İZGÖREN

Savaş naraları arasında barışın sesi bile duyulmuyor. Barış, bazıları için bir ütopya, bazıları için içi boşaltılmış bir kavram olarak algılanır oldu. Dahası şimdilerde ‘Barış’ kavramını kullananlar hain ilan ediliyor. İktidarın amigoluğunu yapan medyanın savaş kışkırtıcılığı hız kesmeden devam ediyor.

***

George Orwell’in o korkutucu distopyasına ne kadar da benzeştik. Üzerine çok konuşulan, çok yazılan, filme de alınan George Orwell, “1984” adlı yapıtından söz ediyorum. Yazar bu romanında despot bir yönetimin hakim olduğu bir dünyayı anlatır. Orwell romanı yazdığı 1949 yılında, İkinci Dünya Savaşı sonrasının getirdiği tedirginlik ve belirsizlik ortamında, yaklaşık kırk yıl sonrasının dünyasını kurgular.

Bu anlatıma göre yegane hakim güç iktidardaki egemenlerdir. Partinin başında her şeyi bilen, asla ama asla yanılmayan bir lider vardır.: (Kitaptaki ismiyle ‘Büyük Birader’)

Gerçekler Parti’nin dediği ölçüde vardır. 2 + 2 = 5 dediklerinde bu beştir. Öyle olmadığını düşünüyorsanız, Düşünce Polisi bir gece kapınızı mutlaka çalacaktır.

Toplum bu iktidarın korkusu korkusundan dolayı sinmiş, özgürlükler yok edilmiş, duygular körelmiş adalet yok edilmiş, düşünce ve ifade özgürlüğü yasaklanmış, yaşama dair güzel şeyler yok olmuştur. Kimse kimseye güvenmemektedir. İktidara yaranmak için en yakınını dahi gammazlayan bir furya başlamıştır…

Devamlı savaş hali, halka doğrudan propaganda yapılması için mükemmel bir araçtır. Halka tele-ekranlardan savaşların her zaman için kazanıldığı yönünde haberler geçilir. Parti’nin istediği mutlak köleliktir. Çünkü, “cahillik güçtür.” Devletin istediği de gücü, sonsuza dek elinde tutmaktır. Düşünce suçu çok ağır sonuçları olan bir ‘suç’tur. Uykusunda konuşanlar bile Düşünce Polisi tarafından yakalanır. Düşünce Polisi’nin yakaladığı kişi ertesi gün işe gitmediğinde insanlar önce merak ederler ve aralarından birkaç densiz bunun konuşmasını bile yapar. Bir sonraki gün geldiğindeyse artık kimse ondan bahsetmez. Üçüncü günden sonra o, artık ‘tarih’ bile olmamıştır. Çünkü, tarihten dahi silinmiştir. Silinme işleminin adı buharlaştırmadır. O güne kadar içinde bulunduğu ve aklınıza gelebilecek tüm kayıtlardan kişi silinir. Buharlaştırılana Yeni söylemde ‘yitik kişi’ denir. Yitik kişilerden bahsedilmesi de bir düşünce suçudur.

Orwell bu eserinde, gelecek üzerine korkularını dile getirmiştir. İnsanları, modern dünyayı etkileyebilecek sorunlar üzerinde düşünmeye yöneltmek istemiştir. George Orwell’in bu kitabı kaleme alışı insanlığa açık bir uyarıdır.

***

Kitlelerde savaş tarafgirliği yaratmada medyanın da önemli bir rolü var. Bugün gelinen noktada medya tarafsızlığını tamamen yitirmiş algı yönetiminin aracı durumuna düşürülmüştür. Savaş ekonomiyi de vuran bir olgu. Savaş ekonomisi daha çok yokluk yoksulluk demek. Toplum bu gerçeğin de farkında değil. Çünkü “Savaşta önce gerçekler ölür. Savaş; onun ne olduğunu bile bilmeyenlerin ve hiçbir zaman ateş altında bulunmamış olanların çıkardıkları veya sebep oldukları bir olgudur. Savaşın ahlakla ilgili kısmı onu yapan ve yaşayanlarla değil, sebep olanlarla alakalıdır.” Der George S. Patton.

Toplum öyle bir hale getirildi ki artık savaşın diliyle konuşuluyor. Vicdanlar köreliyor, düşmanlıklar körükleniyor. Acılar ve kayıpların sonu gelmiyor.

Savaş ölmek ve öldürmenin adıysa barış da yaşamak ve yaşatmanın adıdır. Bu yüzden barış istemek ve bunu seslendirmek herkesin görevi olmalıdır.

Tam da böyle bir ortamda anlam kazanıyor barışı dillendirmek. Stefan Zweig’in deyişiyle: “Birileri barışı başlatmalı, tıpkı savaşı başlattığı gibi.”



388
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: