TC’nin yeni savunma hattı

10 Ekim 2017 Salı

SİNAN CUDİ

“Bugün Suriye’de zannettiğimiz, Irak’ta zannettiğimiz şey aslında Türkiye’nin savaşıdır... Bugün Irak ve Suriye şehirlerini yakan, enkaza çeviren fırtına, yarın Anadolu şehirlerine yönelecektir. … Bugün Suriye ve Irak’ta kuramadığımız savunma hattını yarın Türkiye içlerinde çok ağır bedeller ödeyerek kurmak zorunda kalma ihtimalimiz çok yüksektir; bence ihtimal olmanın dışında bu acı bir gerçektir.”

AKP diktasının propaganda kurmaylarından biri geçtiğimiz gün itiraf, kaygı ve korkunun sentezlediği yazısında bu hezeyanları dillendiriyordu. Ona göre işgal, fetih ve savaşı başka ülke topraklarında sürdürme TC’nin gelecek kaygılarında temel strateji olmalı. 

Şüphesiz kendi amaç ve ideallerine uygun bir strateji olurdu bu. Fetihle var olmuş, işgalle yurt bulmuş, sömürü ve asimilasyonla kendince bir kültür edinmiş topluluğunun geleceğini garantilemek adına temel başvuru kitabı elbette ki kendi tarihi olacaktı. 

Özellikle Rojava devrimiyle birlikte “güneyimizde bir devlet oluşumuna izin vermeyeceğiz” temel argümanını kullanan bu kesimlerin Güney Kürdistan referandumuyla birlikte tüm Kürt kazanımlarını hedef alan bir saldırı içine girmesi de bu açıdan anlaşılırdır. 

Dünyanın devletsiz en büyük halkı olan Kürtler, kendi kaderlerini tayin etme adına seçecekleri yolu elbette kendi iç dinamikleriyle belirleyecekler. İkinci Dünya savaşı sonrasında değişen dengelere göre oluşmuş Kürtsüz bir Kürdistan artık gelinen aşamada bir yol veya seçenek değil. Kuzeyde demokratik özerklikle, Rojava’da demokratik federasyonla, Güneyde bağımsız bir devletle ama nihayetinde Kürtlerin kendi statülerini elde ederek var olacakları bir seçenek söz konusu. 

Suriye ve Irak’ta var olan savaşın yarın Türkiye içinde de aynı şekilde vuku bulacağı öngörüsü esasında bu statü kazanma sürecinde sıranın kendilerine geleceği gerçeğine dayanıyor. Bu nedenle varoluşlarını tüm Ortadoğu’da Kürtlere karşı savaşla kalıcı kılabileceklerinin farkındalar. 

Her ne kadar şimdiye kadar Kürtler, birlikte yaşamaya dayalı bir siyasi toplumsal perspektif ve Özgür Ülke Demokratik Kürdistan şiarına dayalı bir stratejiyle var olmaya çalışsalar da TC’nin bu inkarcı sistemiyle bir yere gidilemeyeceği de artık çok açık. Şüphesiz İran, Irak ve Suriye devletlerinin yaklaşımları da TC ile çok tezat teşkil etmiyor. Fakat herkesin teslim ettiği üzere Kürt karşıtlığında motor güç TC sömürgeciliğinde. 

Son İdlib tartışmalarında da temel yürütenler yine Kürdistan’ı sömürgeleri altında bulunduran güçlerin işbirliği ve ittifakı. Astana görüşmelerinde oluşturulan sözde çatışmasızlık bölgeleri üzerinden bir meşruiyet kurmaya çalışsalar da esas amacın Kürt karşıtlığı olduğu herkesin ortaklaştığı bir husus. 

Şehba bölgesinden Efrîn’i kuşatma sonuçsuz kaldığından, bu sefer İdlib üzerinden güney Efrîn’i kuşatmak ve baskı altına alma stratejisiyle yeni bir oldu bitti yaratılmak isteniyor. TC, söylendiği üzere savunma hattını Rojava’da kurmaya çalışıyor. Bölgesel ve uluslararası alanda yürüttüğü rehine politikasına benzer bir şekilde daralma yaşadığı noktada elinde koz bulundurmaya çabalıyor. 

Kuzey Kürdistan’da şiddetli bir şekilde devam eden savaşın AKP iktidarını ne denli zorladığı ortada. Çağın en gelişmiş tekniğine, en ahlaksız işkence sistemine, yalanın şahlandığı propaganda savaşına rağmen bir türlü HPG gerillalarını geriletemediği gibi artık savaşın direkt ve dolaylı sonuçlarıyla yaşadığı daralma sistemsel bir çöküşe doğru ilerliyor. 

İşte bu sebeple AKP iktidarı bu satılık kalemleri aracılığıyla Kürtleri Rojava’da baskı altına almaya, bu şekilde kuzeydeki savaşın etkilerinden kurtulmaya, mümkünse çöküşü yavaşlatmaya çalışıyor. Çağ gerçekliğini, yani Kürtlerin yükselişine tanıklık eden Ortadoğu ve dünya gerçekliğini yok sayarak yürütmeye çalıştığı bu yeni işgal ve sömürü saldırılarının kendisine döneceğine adı gibi emin olsa da yanlışta ısrarını sürdürüyor. 

Ne diyelim; rüzgar eken fırtına biçermiş.



1862
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: