ABD, Almanya ve İngiltere 9 Ekim komplosunun neresindeydi?

09 Ekim 2017 Pazartesi

FERDA ÇETİN

Kürt halkı, 9 Ekim 1998’de Şam’da başlayan ve 16 Şubat 1999 günü İmralı’da yeni bir boyuta evrilen süreci “uluslararası komplo” diye adlandırıyor. Kürt Halk Önderi Öcalan’ı hedef alan çok ortaklı uluslararası bu operasyon, hedeflediği amacına ulaşamadı. Ancak taraflar arasındaki mücadele tüm şiddetiyle devam ediyor. Kürt halkının her yıl gerçekleştirdiği protesto eylemleri, ABD ve Avrupa’nın suç ortaklığı ile gerçekleştirilen bu büyük saldırının, zamana bırakılarak unutturulmasını da engelliyor.

Kürt Halk Önderi Öcalan 12 Kasım 1998 günü Roma Havaalanı’na iner inmez tutuklanmıştı. İtalyan makamlar tutuklamayı, Almanya Karlsruhe Federal Mahkemesi’nin 12 Ocak 1990 ve 1 BSJ 195/ 88-3 BGS 9/90 sayılı kararına dayandırıyordu. Almanya aynı yıl bu kararı İnterpol’e, İnterpol de 1990 yılının Haziran ayında tüm ülkelere göndermişti. 

Öcalan, bu karardan sonra ya İtalya’da yargılanacak ya da Almanya’ya verilecekti. Her iki olasılık da aylar sürecek bir yargılamayı gerektiriyordu. Böyle bir karar, İtalya ve Almanya’ya, adil bir yargılama ile birlikte, “sanık” konumunda olacak Öcalan’ın can güvenliği ve AİHS’den kaynaklanan tüm haklarını koruma yükümlülüğünü yüklüyordu. 

Almanya ve İtalya doğrudan sorunun muhatabı durumuna gelmişti. 16 Kasım 1998 günü Almanya Başbakanı Gerhard Schröder ve İtalya Başbakanı Massimo D’Alema Bonn’da bir araya geldiler. Görüşmede, Kürt sorunu ve Öcalan konusunda Avrupa’nın takınacağı tutum da tartışıldı. Görüşme sonrasında yapılan açıklamada, Kürt sorununun barışçıl çözümü için, Avrupa’nın harekete geçeceği belirtilerek, iki ülke dışişleri bakanlarının, çalışmaları başlatmak üzere görevlendirildiği açıklandı. 

Federal Almanya Hükümet Sözcüsü Uwe-Karsten Heye, 20 Kasım 1998 günü yaptığı açıklamada, Karlsruhe Federal Mahkemesi’nin 12 Ocak 1990 yılında, Öcalan hakkında verdiği ve İnterpol’e de bildirdiği yakalama ve tutuklama kararının kaldırıldığını bildiriyordu. Şüphesiz bu bir mahkeme kararı değil, Alman siyasi iradesinin kararıydı. Böylece Öcalan’ın İtalya’dan çıkarılmasının önü açılıyor; Almanya ve İtalya da, Öcalan’ı gözetim altında tutma ve yargılama yükümlülüğünden kurtuluyordu.

ABD, Avrupa’nın Kürt sorununun barışçıl çözümü konusunda inisiyatif almasından son derece rahatsız olmuştu. Nitekim 28 Kasım 1998 günü ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Sandy Berger, Öcalan’ın iç hukuk çerçevesinde yargılanmak üzere Türkiye’ye iadesini istedi ve İtalya’ya ağır suçlamalarda bulundu.

ABD’nin bu açıklamasından bir gün sonra, 29 Kasım 1998 günü İtalya Dışişleri Bakanı Dini ve Almanya Dışişleri Bakanı Fischer, Roma’da bir araya geldiler. İki bakan, “Kürt Sorunu’na Avrupa Çözüm İnisiyatifi” çalışmalarına başladıklarını açıkladılar. Her iki bakan, Öcalan hakkında, uluslararası bir mahkeme kurulması konusunda görüş birliğine varıldığını açıkladı. İki ülke uzmanlarından oluşan komisyonların, mahkemenin oluşturulması ve işleyişini incelemek üzere bir hafta içinde çalışmalara başlayacakları da belirtildi.

3 Aralık 1998 günü AGİT Bakanlar Konseyi toplandı. Toplantı sonrasında bir açıklama yapan Almanya Dışişleri Bakanı Joschka Fischer, önceki toplantı ve açıklamalar hiç olmamış gibi; “İtalya ve Almanya Öcalan konusunda uluslararası bir mahkeme kuramazlar” dedi. Almanya, bir hafta içinde uluslararası mahkeme fikrinden vazgeçmişti. 

İtalya Başbakan Massimo D’Alema Almanya’nın tutumu üzerine bu kez İngiltere’den destek arayışına girdi. Bu amaçla İngiliz Danışmanı Philip Robins’ı, 7 Aralık 1998 günü, Başbakan Tony Blair ile görüşmek üzere Londra’ya gönderdi. Blair ve diğer İngiliz yetkililer, Robins’a açık ve kesin bir dille “Avrupa’nın Öcalan’ı kabul etmeyeceğini ve Kürt sorununun barışçıl çözümü konusunda inisiyatif alamayacağını” bildirdiler.

Bu görüşmelerle birlikte Almanya ve İngiltere ABD’den bağımsız hareket etmeyeceğini ve Kürt sorununun siyasal yolla çözümünde rol almayacaklarını beyan etmiş oluyorlardı. ABD, İngiltere ve Almanya Kürt sorununun barışçıl-siyasal yöntemlerle çözümü yerine, Türk devletinin imha ve inkara dayalı askeri yöntemlerine destek politikasını tercih ettiler.

Komplo gerçekleştikten iki ay sonra, İngiltere’deki Uluslararası Stratejik Araştırma Merkezi, bir rapor yayınladı. Raporda, Öcalan’ın Türkiye’ye teslim edilmesi sonrasında örgüt yönetiminde bölünme yaşanacağı, PKK’nin yönetilemez hale geleceği ve örgütlülüğün dağılacağı belirtiliyordu. Daha sonrasında, öncüsüz ve yönetimsiz kalan halkın örgütlülüğü dağılacaktı. Üçüncü aşamada ise son yirmi yılda Kürt halkının emeği ve çabası ile oluşturulan yasal kurumlar, dernekler, vakıflar ve bürolar kapanacak; devletsiz ama örgütlü bir ulus olan Kürtlerin “sistem”i dağılacaktı.

PKK de Kürt halkının örgütlülüğü de her geçen gün büyüyor, gelişiyor. Uluslararası komplonun 19. yılında, Kürt halkının özgürlük mücadelesi dağlarda, zindanlarda, şehirlerde, meydanlarda coşku ve heyecanından hiçbir şey yitirmeden ve tüm azametiyle devam ediyor. 



2128
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: