Yeni Kürt düşmanılığının reel politiği

harunercan@gmail.com | 08 Ekim 2017 Pazar

HARUN ERCAN

Türkiye’nin son beş yıl içinde Ortadoğu’da kaybettiği jeopolitik güç, askeri kapasitesi bu düzeyde olan hiçbir dünya devletinin bu süre zarfında karşılaştığı bir durum değil. 1990’larda Türkiye için askeri veya diplomatik bir sebeple Ortadoğu mesaisi yapmış herhangi bir devlet görevlisinin gözlerini kanatacak düzeyde bir jeopolitik gerilme söz konusu. Peki Ortadoğu’nun en önemli askeri güçlerinden birine sahip olan Türk devleti bu siyasi yenilgiyi nasıl ikame etmeye çalışacak?

2000’li yıllarından ortasında, Irak’taki siyasi gidişata ABD ile birlikte karar veren bir Türkiye’den Irak üzerinde hiçbir etkisi olmayan komşu devlet noktasına gelinmiş durumda. Bunun temel sebebi, kuşkusuz İran ve Cihatçılar arasındaki iç savaş ve çatışmanın keskinliğinde Türkiye’nin İhvancı İslam çizgisinin tedavülden kalkması ve Türkiye’nin Cihatçılara doğru savrulmasıydı. Cihatçıları Irak’ta Sünnilerin birincil temsilcisi haline getiren korkunç bir Şii-Sünni iç savaşı yaşandı. Lakin Sünni Cihatçılar savaşı kaybetmiş durumdalar. Bu çatışmalar, Türkmenlerin Sünni olanlarının IŞİD, Şii olanlarının da Haşd-i Şabi hattında askeri olarak bölünmesini getirdi. “Türkmen kartı” da berhava oldu. Irak hükümetinin aşama aşama Şiileşmesi nedeniyle, son aya kadar Türkiye’nin Irak bağlamında KDP dışında tutunabildiği bir ittifakı kalmamıştı. KDP’nin de kızağa çekilmesiyle, Türkiye’nin şimdi üzerinde siyasi etkisini cari anlamda yansıtabildiği kimse kalmadı. Bağımsızlık referandumu, Türkiye’nin kayda değer bir zamandır var olan ve göz ardı edilen bu kaybedişi artık gizlenemez noktaya taşıdı. Fiyasko ayan beyan oldu. Türkiye’nin en üst perdeden Kürtlerin bağımsızlığına karşı çıkmasının bir sebebi de bu.     

Suriye meselesini uzun uzadıya ele almaya gerek yok. Irak kaybedişinin çok daha ağır versiyonu Suriye’de yaşandı. İç savaş başladıktan sonra askeri inisiyatifi kısa süre içinde ele geçiren Cihatçıların devrim girişimi ABD’nin 2013’te geri adım atması ve Rusya müdahalesi sonrasında büyük bir başarısızlıkla sonuçlandı. Fırat Kalkanı operasyonu, sadece ve sadece Türkiye’nin uluslararası alanda IŞİD destekçisi imajını kısmen düzeltti. Uzun lafın kısası, Türkiye’nin bugün devlet politikası olarak “Kürt düşmanlığı” hattına kitlenmesi, Irak ve Suriye’de tutunacak başka bir siyasi dalının kalmamış olması ile de alakalı. Diğer bir deyişle, devletin Kürtlere karşı askeri ve ekonomik gücünü kullanma dışında bir manevra alanı kalmadı. Bu durumun orta vadeli bir hal alması ve Türk devletinin askeri bir hamlede bulunamaması halinde, ilerleyen zamanda siyasetini değiştirmek zorunda kalacağı aşikar. Bunun anlamı, Türkiye’nin, mecburiyetten, orta vadede Kürtlerle işbirliği yapmak durumda kalacak olması. 

Bugün Türkiye, Kürtlerle mecburiyetten barış aşamasına gelmemek adına tüm askeri ve ekonomik seçenekleri değerlendirmekte. Kürt bağımsızlığına karşı çıkılmasının en önemli gerekçesi olarak Türk devlet aklı şunu ileri sürüyor: “Türkiye’nin savunması Suriye ve Irak’ta başlar. Eğer buraları tamamen kaybedersek ileride Türkiye de bölünebilir”. Ortadoğu bu haldeyken, uzun vadeli düşünüldüğünde, kendi Kürt meselesini çözememiş bir ülke için bu korkunun yersiz olduğunu söylemek sadece naiflik olur. Ama kısa ve orta vadede böyle bir durum söz konusu değil. Türkiye’deki sol-liberal aydınlar ve Kürtlerin kayda değer bir bölümü Türk devletinin hiçbir şekilde Sevr paranoyasını atlamadığını ve devletin kendince irrasyonel korkular ürettiğini söyleyen bir pozisyon ürettiler. Bu argüman, Kürtlerin Ortadoğu’daki askeri, siyasi ve diplomatik gücü bu denli artmışken artık reel politik hakikati taşıyamıyor. Uzun vadede, Ortadoğu’da henüz öngöremediğimiz bir dizi gelişme olabilir. Bunların içinde, Kürt meselelerini hala çözememiş İran ve Türkiye için ciddi askeri risklerin ortaya çıkması da var. Lakin bugün itibariyle böyle bir risk yok. Türkiye’nin askeri kapasitesi, özellikle sınırlarını koruma anlamında oldukça yüksek. PKK’ye karşı mücadele ederken oluşturduğu askeri-endüstriyel kapasite de küçümsenebilecek düzeyde değil. Ciddi siyasi dalgalanmalar olmaması durumunda, 15 Temmuz kırılmasının TSK içinde yarattığı kırılmanın da zamanla aşılması kuvvetle muhtemel. Nitekim, yakın gelecek senaryosunda, askeri yatırımları ve harcamaları sürekli artacak bir ülke var. 

Türkiye’nin sahip olduğu askeri kapasite ile siyasi kaybetmişlik arasındaki muazzam açı farkını ABD’nin hala pek umursamadığı ortada. Lakin Rusya için aynısını söylemek zor. İdlib hamlesinde görüldüğü üzere, Rusya, bir yandan Türkiye’ye Suriye’de sebep olduğu karmaşayı kendi elleriyle temizletiyor diğer yandan da kısa vadeli askeri heyecanlar bahşediyor. Diğer bir deyişle, Türkiye’nin Suriye politikasının iflas ettiğini ayan beyan ortaya koyacak bir adımdan AKP yönetimini sakınıyor. Türkiye’nin henüz başlamış olan İdlib hamlesi üzerinden Efrîn’e saldırmayı deneyeceğine kuşku yok. Hatta TSK’nın Rusya’nın ve Kürtlerin sinir uçlarını test edeceğini de şimdiden söyleyebiliriz. İlerleyen haftalarda, Efrin’in özsavunma kapasitesi bu testlerin varabileceği noktayı belirleyecek.

Orta ölçekli devletlerin irrasyonel askeri hamlelerinin tarihine bakıldığında, askeri ve siyasi güçleri arasındaki açı farkının devletleri sonu pek de iyi bitmeyen hatalara sürüklediğini görürüz. Hem Güney Kürdistan hem de Rojava bağlamında Türkiye tam anlamıyla bu kırılmayı yaşıyor. Kürt düşmanlığını örgütleme uğruna İran ile bu denli yakınlaşma girişimleri ise ABD’nin Türkiye’ye el uzatmasına ve Kürtlerle tedricen barışmasına da engel oluyor. Belki de Türkiye’nin sadece ve sadece kaybettiği savaşları dürüstçe kabul etmeye ihtiyacı var. Aksi halde bu Ortadoğu yıkıntıları arasında rasyonel bir çıkış bulması zor olacak. 




943
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: