Erdoğan’ı ‘üst akılla’ savaşında ulusalcı ve İslamcı yalnız bıraktı

14 Eylül 2017 Perşembe

VEYSİ SARISÖZEN


Bundan birkaç gün önce yazdığım yazıda „ultra ulusalcı“ Sözcü yazarı Zeynep Gürcanlı, eski Bakan Çağlayan ve eski Halk Bankası Başkanı Aslan hakkında ABD yargısının verdiği tutuklama kararını yorumlarken, bunu „milli bir dava“ olarak görmediğini açıklamıştı.

Onu Can Ataklı izledi. Hatta Ataklı, bir takım „muhaliflerin“ bu konuda Saray’la „milli birlik“ içine girişine itiraz etti. O da bu işi „milli dava“ saymayanlardan.

Bunlar „ulusalcı“.

Acaba İslamcılar ne alemde?

Önce okuyalım:

„Ben Amerika’da bir yerlerin Erdoğan’la, Türkiye ile hesaplaşma halinde olduğuna inananlardanım. Bu, bütün İslam dünyasına yönelik hesaplaşmanın bir uzantısı. O dönemde Türkiye – İran ilişkileri de, Amerika’nın hesabını bozan niteliğiyle boy hedefi olmuştu.

Bu davanın böyle bir hesaplaşma boyutu olduğu muhakkak.

Ama „kol saati“ ile sembolize olan yolsuzluk dosyalarını, bu „milli mesele“ ile içimize sindirmemizin istenmesi içimize sinmiyor. „Çağlayan’ın yükü“nü taşımanın ve tüm siyasi harekete taşıtmanın nasıl bir gerekçesi olabilir ki?“

Bu satırlar da AKP’nin „yarı resmi yayın organı“ Star Gazetesi yazarı Ahmet Taşgetiren’e ait.

Neler oluyor?

Saray „küresel emperyalizm“ karşısında büyük bir hızla „ulusalcı“ ve „İslamcı“ desteklerini kaybediyor.

Ve bu durum AKP’nin içinde de, bürokrasi saflarında da çok ciddi huzursuzluklara, kaygılara, şüphelere sebeb oluyor.

Erdoğan’ın „metal yorgunluğu“ lafıyla başlattığı parti içi operasyonların nedeni giderek gün ışığına çıkmaya başladı bile.

AKP-Saray medyasında iç kavga kızışıyor.

Geçenlerde AKP içi Davutoğlu cenahının destekçisi Karar Gazetesinde Mavi Marmara „kahramanı“ Hakan Albayrak Saray yönetimine cepheden bindiren bir makale yazdı. Onu Aynı gazetede Elif Çakır „Akparti bugün kimi temsil ediyor?“ başlıklı yazısıyla izledi.

Ve hemen ardından Star yazarı Ahmet Kekeç Karar yazarlarını Erdoğan’ı „tehdit“ etmekle ve „Erdoğan’ın çekilmesini“ istemekle suçlayan yazılar yazdı.

Derken internet medyasında ve yazılı medyada, „AKP içinden yeni bir parti“ çıkacağına dair söylentiler hızla yayılmaya başladı.

Bu işin ciddi olup olmadığını anlamak isteyenler, doğal olarak hem „satır arası okuyan“, hem de „satır arası yazan“ Fehmi Koru’ya başvurdu.

Cin gibi bir adam bu Fehmi Koru. Yazısına, „yeni parti kurulucak“ diyenleri „gülerek okuduğunu“ söyleyerek başladı. Medyada temsil ettiği Gül’ü ve çevresini „zora sokmamak“ için „AKP içinde parti kurulmaz“ diye devam etti. Okur tam „AKP içinden yeni bir parti çıkacak mı?“ sorusundan umut kesmişken, yazısını şöyle bitirdi:

„AK Parti’de bulunmuş önemli isimlerin yeni bir parti sevdası olmadığını biliyorum, ama bir şeyi daha biliyorum: Şu sıralarda yapılan yanlışlıklar yüzünden çevre ve mahalle baskısı altında olduklarını…

O insanların tahammüllerini fazla zorlamamak gerekiyor.“

Eminim ki, Saray, „yeni parti kuracaklar“ diye yaygara kopartanların yazılarından değil, fakat bu „ince narince tehdit“ karşısında paniklemiş olmalıdır.

Saray’ın krizi derinleşiyor.

Erdoğan bu krizden nasıl çıkmayı düşünüyor?

O, NATO’ya şantaj yaparak bu işten „yırtacağını“ sanıyor.

Toptancıdan patates satın almak gibi bir şey sandığı için, S-400 füzelerinin „kaporasını bile yatırdık“ diye açıklayıverdi. Bunun „askeri anlamı“, NATO saflarından firar etmeye ve „düşman kampına“ sığınmaya hazırlıktır. ABD de, Almanya da durumu böyle görüyor, diplomatik olarak da „endişeliyiz“ diyerek, „firarı“ önlemeye, „firari adayını“ „katıksız hapis yersin“ diye, Zarrab dosyasıyla ve arada Almanya’nın „silah alımlarını dondurmasına“ benzer ambargolarla korkutmaya çalışıyor.

Ama Merkel de, Trump da işleri ağırdan alıyorlarmış. Aceleci muhalif buna çok kızıyor.

Onların işleri „ağırdan“ almalarının sebebi, „durduk yere içeride sistemi tehdit edecek devrimci bir kalkışma ortamına sebeb olmamak“, Türkiye’yi „Erdoğan’dan arındırarak, yeniden sistem içine sokmak“ istemelerinden.

İçi karışıyor. Dışı karışıyor. Saray rejimine son vermenin şartları olgunlaşıyor.

Ve Erdoğan ulusalcıları ve İslamcıları „milli dava“, „ulusal birlik beraberlik“ adı altında kendi etrafında birleştirme imkanını git gide kaybediyor.

Bilelim ki, „milli iktidar“, Türkiye’de ilk defa adım adım „dış güçler“ karşısında, ulusalcılar ve İslamcılar tarafından haklı olarak kendi kaderiyle başbaşa bırakılıyor. Bu yeni bir eğilimdir ve güçlenecektir.



1388
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: