Çok olsun hepimizin olsun

11 Eylül 2017 Pazartesi

SELAHATTİN ERDEM

Bağımsızlık ve özgürlük devlet ile mi sağlanır, yoksa demokrasi ile mi? Herhalde insanlık tarihinin en önemli sorularından biri budur. Bu soruya devlet ve iktidar güçleri beş bin yıldır “Devlet” cevabını vermişler ve bu temelde toplumlar nezdinde meşruiyet edinmeye çalışmışlardır. Bu konuda toplumları ikna edemedikleri durumda ise, “Demokrasi de bir devlet biçimidir” yalanını uydurarak yine kendi etkinliklerini sağlamak istemişlerdir.

Kuşkusuz söz konusu soru “Toplumlar için devlet mi gereklidir, yoksa demokrasi mi?” diye de sorulabilir. Nitekim bu soru da tarih boyunca sorulmuş ve beş bin yıldır devlet ile demokrasi arasında amansız bir mücadele yaşanmıştır. Devlet ile toplum arasında her zaman var olan mücadele aslında bu anlama gelmektedir. Çünkü bir yerde demokrasi toplumu ifade etmektedir, toplumun kendini yönetmesi demektir. Toplumun kendini yönetmesi demek olan demokrasi ile, toplum üzerinde örgütlenmiş sistemli bir baskı ve sömürü demek olan devlet arasında sürekli bir mücadele var olmuştur.

Burada öncelikle devlet ile demokrasinin çok farklı olduğunu ve demokrasinin bir devlet biçimi olmadığını ve de olamayacağını belirtmemiz gerekiyor. Çünkü, adı üzerinde demokrasi toplumun yönetimi demek oluyor. Demos demek toplum demek, krasi ise yönetim demek olduğu için, demokrasi toplumun yönetimi anlamına geliyor. Çok açık ki, böyle bir kavram, toplum üzerinde örgütlenmiş sistemli bir baskı ve sömürü demek olan devletle ilişkili olamaz. Demokrasiyi bir devlet biçimi olarak tanımlamak herhalde tarihte uydurulmuş olan yalanların en büyüğü olmuştur.

Tarihte devlet üzerine kafa yoran en önemli insanlardan birinin Lenin olduğunu biliyoruz. Aslında Lenin, “Burjuva demokrasisi olamaz, her devlet bir diktatörlüktür” derken yerden göğe kadar haklıydı. Yanılgısı bir diktatörlüğe karşı başka bir diktatörlükle cevap verilmesi gerektiği noktasında oldu. Yani “Burjuva diktatörlüğüne karşı proletarya diktatörlüğü gereklidir” dedi. Sosyalizm gibi özgürlük, farklılıklara dayalı eşitlik ve paylaşım demek olan ideolojiyi bir baskı ve sömürü sistemi olan devlet aracı ile hayata geçirmek istedi. Demokrasiyi devlet sultasından kurtarırken, sosyalizmi devletten kurtaramadı. Reel sosyalizmin çözülüşünün en önemli bir nedeninin işte bu olduğu iyi biliniyor. 

Şimdi bu durum, reel sosyalizmin çözülüşü ardından ve çözülüş nedenlerinin sorgulandığı tartışmalar içerisinde çok yaygın bir biçimde tartışılıyor. Söz konusu tartışmalar içerisinde iki şey öne çıkıyor: Birincisi sosyalizmin devlet ve iktidar ile inşa edilemeyeceği, devletçi sosyalizmin olamayacağı, burada ciddi bir amaç ve araç çelişkisinin var olduğu artık yaygınca değerlendirilip kabul ediliyor. İkinci olarak ise, toplumun kendini yönetmesi demek olan demokrasi kavramı öne çıkıyor ve yeniden tanımlanıyor. Bir anlamda adeta demokrasi yeniden keşfediliyor. Ve tabi bunun doğal sonucu olarak sosyalizm ile demokrasi bir araya getirilerek “Demokratik sosyalizm” kavramı yaygınca geliştiriliyor ve benimseniyor.

Diğer yandan, toplum üzerinde örgütlü ve sistemli bir baskı ve sömürü aracı demek olan devletin toplumları bağımsız ve özgür yapabileceği fikri de ciddi biçimde eleştiriliyor ve çoğunlukla reddediliyor. Çünkü bağımsız ve özgürlük toplumla ilgilidir, devlet ise toplumdan kopuk ve toplum üzerinde bir baskı sistemidir. Örgütlü bir baskı ve sömürü sistemi olan devletin bir sürekliliği olması gerektiği gibi, bağımlılığının olması gerektiği de açıktır. Karakterinden dolayı devlette kopukluk ve bağımsızlık olamaz. O halde devletlerle bağımsız ve özgür hale gelindiği düşüncesi de tarihte uydurulmuş başka bir önemli yalan olmaktadır.

Aslında bu konularda en kapsamlı ve ayrıntılı teorik değerlendirmeleri Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan yapmış ve çok ciddi bir aydınlanma ve netleşme yaratmıştır. Kürt Halk Önderi demokrasi ile sosyalizmi devlet tasallutundan kurtararak gerçek anlamlarına kavuşturmuş ve bir amaç ve araç birliği de yaratarak “Demokratik sosyalizmi” tanımlamıştır. Bu temelde devletle değil, demokrasi ile bağımsız, özgür ve eşit olunabileceğini açıkça ortaya koymuştur. Dolayısıyla toplumlar için devlet değil, demokrasinin gerekli olduğunu belirlemiştir. Sonuçta kadın özgürlüğüne ve toplumsal ekolojiye dayalı bir demokratik toplum paradigmasını geliştirmiş ve bunun örgütsel sistemi olarak da demokratik konfederalizmi tanımlamıştır.

Bütün bunları niçin yazıyoruz? Besbelli ki Başurê Kürdistan’da yapılmaya çalışılan referandum için yazıyoruz. Bu noktada öncelikle şunu belirtmeliyiz ki, Kürt halkının bağımsız ve özgür olma hakları tartışılamaz ve başkaları tarafından da verilemez. Yine bu hak sadece bir referandum ile de kazanılamaz ve kullanılamaz. Bu bir bilinç, örgütlülük ve mücadele işidir ki, Kürt halkı kırk yıldır Önder Abdullah Öcalan öncülüğünde böyle tarihi bir bilinçlenme ve örgütlenme yaşamış ve tarihi bir bağımsızlık ve özgürlük savaşı vermiştir. Yani söz konusu kırk yıllık kahramanca mücadele ile Kürt halkı tutumunu ortaya koymuş ve gerçek referandumunu yapmıştır.

Diğer yandan, elbette bazıları devlet isteyebilir ve kendi devletlerini referandum ile ilan etmeye çalışabilir. Fakat devletin Kürdistan’a ve Kürt halkına bağımsızlık ve özgürlük getireceğini hiç kimse söyleyemez ve iddia edemez. Çünkü devlet bağımlılık ve de baskı demektir. Bütün dünyada devletler böyle olduğu gibi, Kürdistan’da da böyledir. “Bizim devletimiz iyidir” diyen Rus sosyalistlerinin sonunun nasıl olduğu ortadadır. Eğer bazı Kürtler böyle derlerse, elbette onların sonu da farklı olmayacaktır.

Burada bazı hususları açıkça bir kez daha belirlememizin yararlı olacağına inanıyoruz. Elbette Kürdistan’ın bağımsız ve özgür olması gerekiyor ve hepimiz bunun için mücadele ediyoruz. Ama söz konusu bağımsızlık ve özgürlüğün devletle değil, demokrasi ile kazanılacağını da yine hepimiz açıkça görüyoruz. Devlet ile yeni bir bağımlılık, baskı, sömürü ve kölelik gelirken, demokrasi ile bağımsızlığın, özgürlüğün, eşitliğin ve insanlığın kazanılacağını somut olarak hissediyor ve anlıyoruz. O halde Kürtler için devlet değil, demokrasi gerekiyor. Kürtlerin yeni bir baskı ve sömürü getirecek olan devlete değil, bağımsızlık ve özgürlük getirecek olan demokrasiye ihtiyaçları vardır. Günümüzde demokrasi dışında hiçbir şey bağımsızlık, özgürlük, eşitlik ve kardeşlik getirmez.

Bu nedenle KDP’nin devlet kurma çabaları Kürtleri özgürlüğe ve kurtuluşa götürmez. Bu çaba ancak yeni bir diktatörlük yaratır ki, o da yeni bir baskı ve sömürü sistemi demektir. Çok açık ki, devlet demek baskı, sömürü, bağımlılık ve savaş demektir. Buna karşılık, demokrasi demek bağımsızlık, özgürlük, eşitlik ve kardeşlik demektir. Devlet demek az olsun ve hepsi benim olsun demektir. Demokrasi demek çok olsun ve hepimizin olsun demektir. Devlet demek bir kesimin çıkarcı egemenliği olurken, demokrasi demek tüm toplumun özgürlüğü ve kurtuluşu olmaktadır.

Demek ki Kürt toplumunun her şeyden çok demokrasiye ihtiyacı vardır. Kürtler için demokrasi, ekmek ve sudan daha fazla bir ihtiyaçtır. O halde bir devlet kurmaya ve bunun için referandum yapmaya çalışmak değil, Bağımsız Kürdistan Demokrasisini inşa etmeye çalışmak gerçek devrimcilik ve özgürlükçülüktür. PKK böyle bir demokrasiyi inşa etmek için tüm gücüyle çalışmakta ve herkesi de böyle bir demokrasinin ortak inşasına çağırmaktadır. Kürdistan Ulusal Kongresi çalışmaları işte böyle bir demokrasinin inşa çabaları olmaktadır ki, gerçekte en kutsal ve yurtsever bir çalışma anlamına gelmektedir. Gerçek yurtseverlerin böyle bir çaba içinde yer alması gerekir.




1197
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: