Son savaş ve tercihler

29 Ağustos 2017 Salı

SİNAN CUDİ


Faşist Erdoğan liderliğindeki AKP’nin Türkiye toplumunun gördüğü en büyük toplumsal aşınma ve yozlaşma sürecinin mimarı olduğu değişik çevreler tarafından kabul gören bir gerçek. Sözde mütedeyyin kesimlerin çektiği acıları giderme adına devlet sistemi içinde kadrolaşan, adeta mal bulmuş mağribi gibi devletin tüm imkanlarına çöreklenen AKP, toplumsal ahlakı onarılamaz düzeyde tahrip etmiş durumda. 

Üretilen bu gerici, bağnaz, ilkesiz; nitelik ve kaliteden yoksun yönetim erkinin bırakın devlet yönetmeyi iki keçiyi güdecek yetenekte olduğunu söylemek bile abes kaçacaktır. 

Komşularla sıfır problem pragmatik siyasetiyle yola çıkan fakat tek bir komşusu kalmayan, tüm bölge ve dünyada dışlanan, ülkede yaşayan tüm toplumsal kesimleri karşıtlaştırarak birbiriyle çatışır hale getiren, devlet ciddiyetinden uzak bu aklın savaş alanında da farklı bir seyir izlemesini beklemek mümkün değil. 

Nitekim dış müdahale ve işgal hareketleriyle, terörist yapılanmalara verdiği destekle, batılı ülkelere terör ihracıyla Türkiye’yi birçok gücün hedef tahtasına koymuş durumda. 

İçeride ve dışarıda Kürdistan Özgürlük Hareketi’ni bitirmek amacıyla girdiği tüm savaşlarda ve bu savaşları yürütmek için kurduğu ittifaklarda derinleştikçe ülkeyi karanlık çağların eşiğine getiriyor. 

Bu gidişata, saldırı ve katliam girişimlerinin direkt muhatabı olan Kürtler dışında direkt bir karşıtlık sergileyenin olmaması faşist rejimi en çok cesaretlendiren yan oluyor. CHP veya Türkiye toplumunun muhalif damarını liberalize eden diğer benzer parti ve örgütlerin AKP iktidarının ömrünü uzatmaktan başka bir işlevi olmadığı da çok açık. 

Türkiye ve uluslararası topluma yansıyan boyutlarıyla dahi kabul ölçülerini çoktan aşan Erdoğan rejiminin Kürdistan’da yürüttüğü savaş ve sonuçlarının bilinmesi bu anlamıyla her şeyden daha önemli. Her ne kadar Rojava ve Güney Kürdistan’da yürüttüğü savaşla cepheyi geniş tutmaya çalışsa da Erdoğan rejimi de esas savaşın Kuzey Kürdistan’da yürütüldüğünün farkında ve buradaki direnişi yok etmek için elinden geleni ardına koymamaya kararlı. 

Bu nedenle Kuzey Kürdistan’daki direnişin çökertilmesi, bir gerilla birliğinin yok edilmesi, tek bir gerillanın dahi öldürülmesi ihtimaline dayalı büyük çaplı operasyonlar düzenlenebiliyor. Milyon dolarlık masrafa sahip olan ileri teknoloji ürünü savaş ve keşif uçakları Kürdistan semalarından hiç inmiyor. Hava istihbaratını tamamlayan yerel istihbaratı örgütleyebilmek için devletin tüm askeri, dini, siyasi, sosyal, ekonomik kurum ve kuruluşlarına seferberlik düzeyinde işe koşuyor. Değişik projeler adı altında yandaş ve yandaş olma ihtimali yüksek kesimlere büyük paralar akıtarak Kürdistan coğrafyasını parçalamayı, kültürel mirası yok etmeyi, tarihi hafızayı silmeyi hedefliyor. Adeta dağı taşı gerillaya karşı örgütleyerek gerilla direnişini alaşağı etmek istiyor. 

Ormanlar da bundan nasibini alıyor şüphesiz. Karakollardan ateşlenen topların Dersim başta olmak üzere Kürdistan arazisinde çıkardığı yangınlar uzun süre gündemde kaldı. Tüm savaş yıllarında uygulanan bu yöntemle “yanan orman Kürtlerinse yanmasında sakınca yoktur” gibi bir fikri kalıcı kılabilmiştir. Fakat artık sorunun Kürtlerin ormanı olmadığı da açığa çıkmış durumda.

En son Amanoslarda “PKK orman yaktı” başlıklarıyla kamuoyuna sunulan senaryoların asıl nedeni de tam olarak bu. HPG Basın İrtibat Merkezi’nin 26 Ağustos tarihli açıklamasında, 19 Ağustos günü Amanoslarda operasyon yürüten birliklere yönelik 23 Ağustos günü bir eylem düzenlendiğini; bu eylemde 1 askerin öldürüldüğünü, 1 askerin de yaralandığı; eylem ardından paniğe giren askerlerin etraflarını rastgele taramaları sonucunda yangın başladığı vurgulanmış; ayrıca yangına müdahale etmek isteyen köylülerin de askerlerce engellendiği belirtilmişti. 

Kürdistan ormanlarını yakmakla övünen askerlere sahip bir ordunun şüphesiz ekolojik hassasiyeti gözetmesini bekleyemeyiz. Fakat sorun zaten bu değil. Kürdistan’da gerillaya karşı yürütülen savaşın çokça sözü edilen 90’ları aştığını bilelim yeter. Bilmekle sınırlı kalmayıp ülkenin ve toplumun tek çıkar yolunun bu gerilla mücadelesinden geçtiğini bilerek destekleyebilirsek ne âlâ. Ama hissedelim, bilelim; savaş, karanlıkla aydınlığın savaşı. Ve kesinlikle aydınlığı savunan AKP değil...



1209
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: