Hayaller ve gerçekler

08 Ağustos 2017 Salı

SİNAN CUDİ

Kürdistan’ın kuzeyindeki savaş ordusunu yavaş yavaş eritirken Erdoğan diktası, kendince daha zayıf ve provokasyona açık Rojava sınırında güç devşirme peşinde. Efrîn-Şehba hattındaki girişimleri boşa çıkan TSK, bu sefer Kobanê ve çevresinde yoğun güç biriktiriyor. Dokuz yüz kilometrelik sınır hattında duvar arkasına sığınan ordu, yeni karakol ve üslerle gücüne güç katabileceğini öngörüyor. 

Şüphesiz Rakka hamlesi hızlandıkça, QSD Suriyelileştikçe ve Ortadoğu’nun yeni sisteminde Kürtler güç kazandıkça Erdoğan diktası daha da pervasızlaşacak ve daha tehlikeli hamlelere girişecektir. İran’da Rusya ve İran’la yürüttüğü pazarlıkları buna yormak mümkün. Yine Mescid-i Aksa duyarlılığı kastığı bir süreçte İsrail ile yürüttüğü perde arkası anlaşmaları da bununla açıklamak mümkün. Ortadoğu’daki mevcut gerici statükoyu koruma peşindeki ülkelerin tüm çelişki ve çatışmalarına rağmen ittifak cephesi oluşturdukları ortada. 

Bu ittifakın Kürt kazanımlarını hedeflediği de bir o kadar açık. Kürt Özgürlük Hareketinin etki alanı içindeki tüm sahalarda çok şiddetli bir savaşın hazırlıkları yapılıyor. Her ne kadar kuzey ve Rojava Kürdistan’ındaki saldırıları boşa çıkartılmış olsa da önümüzdeki gün ve haftalarda yeni ve kapsamlı saldırılar bekleniyor. 

Bu saldırıların öncekilerden ne denli farklı olabileceğini şimdiden kestirmek zor olsa da sözü edilen ittifak pazarlıklarından alacağı güce göre şekilleneceği belirtilebilir. Fakat burada kanımca esas önem kazanan soru toplumsal tabanın mevcut savaş sürecinden daha geniş çaplı ve şiddetli bir savaşa hazır olup olmadığıdır. Savaşın dolaylı, dolaysız etkilerini yaşayan, baskıların bir şekilde dokunduğu kesimlerin kendine sormaktan imtinayla kaçındığı soru tam olarak bu.

AKP hükümetinin göstere göstere toplumu içine çektiği bu şiddet sarmalının, şimdilerde tavan yaptığını söylemek mümkün. Bugünlerde Türk kamuoyu, şartlandığı reflekslere dayalı olarak düşman olarak işaret edilen Özgür Kürt’ü yok etmenin, mümkünse yaşanmamış saymanın yollarına kafa yoruyor. En ilgilisinden, en uzağına, en bilmişinden en uzmanına sözde vatan aşkıyla yanıp tutuşan güruh gittikçe derinlerine indikleri savaşın müsebbibini arayıp bulmaya çalışıyor. 

Dün söylediklerini bile sahiplenmeyen bir iktidara biatı iman bellemiş bu güruhun saklamaya çalıştığı gerçekler geniş kitlelere ulaşabilse savaşın nedenleri de açıkça okunabilecek. Fakat psikolojik savaşın gerçek amacı da tam olarak bu; toplumun gerçeklerle bağını kesmek.

Ulus devlet ve uluslararası sermayenin son kalesi rolünü üstlenmiş diktanın kışkırtma ve saldırısı şiddet sarmalına çevirmişken ülkeyi, vurdukça vuruyorlar kendilerince. Herhalde bu kadar kamuoyuna yansıyan, bu kadar geniş bir kitle tarafından izlenen ve bu kadar aleni bir “katliam” tartışması başka hiçbir ülkede yaşanmaz. 

Ama cinnet toplumu da bunu istiyordu zaten. Arenada bir dövüş birçok şey için iyi gelecekti. Herkesin içinde biriken şiddet, yaşanılmaz kılınan hayatın tüm acısı, bu zeminde yaşam buluyor. 

Kürdistan’ın tümünde sürdürülen savaşın bir de böylesi bir etkisi var. Rejim karşıtı her kim ise ona vurmak yaşamın anlamı, imanın şartı bellenmiş yeni ülkede, yeni Türkiye toplumunda. 

Bu tespitler ışığında Erdoğan diktasının yeni savaş sürecini desteklemek amacıyla yaratmak istediği toplumsal yapı tamamlanmış desek abartmış olmayız. Bu topluma dayanarak her yere saldırabileceğini, her orduyu yenebileceğini, her toprağı işgal edebileceğini düşünüyor iktidar. 

Oldukça karamsar gibi görünse de tablo, güçlü Kürdistanî direniş gerçeği ve geleneği karşısındaki iktidar pratiği de ortada. Şimdiye kadar bu amacı güdüp de başarıya ulaşabilen hiçbir iktidarın olmadığı, Kürdistanî mücadele dinamiklerinin her türlü saldırıyı boşa çıkarabilecek yeterliliğe sahip olduğunu iyi biliyoruz.



911
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: