Özyönetim direnişleri özgürlüğün yoludur

07 Ağustos 2017 Pazartesi

MUSTAFA KARASU

İki yıl önce Kürt halkı 24 Temmuz 2015’te başlatılan topyekun imha ve irade kırma saldırılarına karşı 12 Ağustos’ta özyönetim ilanları ile kendi sokağını, mahallesini, şehrini kendisi yönetme iradesi ortaya koymuştur. Dolmabahçe Mutabakatını reddeden, Kürt Halk Önderi üzerinde 5 Nisan 2015’ten bu yana ağır tecrit uygulayan, 7 Haziran seçimlerini yok sayan, 2014 yazından sonra sürekli her yerde asayişi ve kamu düzenini sağlayacağız diye tüm faşistlerle ve Kürt düşmanı ulusalcılarla ittifak yaparak Kürt halkının iradesi ve varlığına saldıran faşist AKP iktidarına karşı direnişe geçmiştir. Zaman, Kürtlerin saldırılar karşısında direnme kararını almasının ne kadar haklı ve yerinde olduğunu göstermiştir. Daha Ağustos 2014 tarihinde çöktürme planı hazırlayan, 30 Ekim 2014 tarihinde bu çöktürme planını kapsamlı bir savaşla gerçekleştirme kararı alan AKP faşizmine karşı direnmemek, soykırımcı faşizmin engelsiz soykırım yapmasına izin vermek olurdu. PKK, 24 Temmuz’da başlatılan topyekun imha saldırısına karşı direniş kararı almış; Kürt halkı da 12 Ağustos’ta özyönetim ilanlarını yaparak irade kırma ve Kürt’ü soykırıma uğratma saldırılarına karşı direneceğini ortaya koymuştur. Böylece soykırımcı faşist iktidarını güçlendirerek Kürt soykırımını tamamlama hedefine kolayca ulaşamayacağı gösterilmiştir. 

Kürt halkının özgür ve demokratik yaşam iradesini kırmak ve varlığını ortadan kaldırmak isteyen AKP iktidarı bu iki yılda en zayıf konuma düşürülmüş; yıkılmakla karşı karşıya getirilmiştir. Eğer şu anda Tayyip Erdoğan-Devlet Bahçeli faşizmi saldırgan politikalar izliyorsa, bunun nedeni zayıflıklarındandır. Bu zayıflıklarını bu politikalarla gidermek istemektedirler. Nasıl ki egemen sınıflar halkların mücadelesi karşısında zor durumda kaldıklarında faşist yöntemlere başvurmuşlarsa, AKP iktidarı da Kürt Özgürlük Hareketi'nin durdurulamayan gelişmesi karşısında tüm faşistleri ve Kürt düşmanı ulusalcıları yanına alarak faşizme yönelmiştir. Bugün de bu faşist saldırı ve yöntemde ısrar ediyorsa, çok zayıf duruma düşmelerinden dolayıdır. Hiçbir güçlü iktidar şu anda Türkiye'de uygulanan yönetim anlayışına başvurmaz. Eğer bugün kendisi dışında herkese saldırıyorsa bunun nedeni, çok zayıf konumda olmasıdır. 

AKP iktidarı 24 Temmuz 2015’te Kürt’ün iradesini kırarak kendini güçlü hale getirmek isterken, bugün daha zayıf konuma düşmüştür. Bunu sağlatan, 12 Ağustos’ta Kürt halkının özyönetim direnişine geçmesidir. Saldırılar karşısında boyun eğmeyeceğini ortaya koyarak aylarca faşizme karşı tarihi bir direniş göstermiştir. Hiç kimse 2015 sonbaharı ve 2016 kışında gösterilen direnişin Kürt tarihinin en büyük ve en kahramanca direnişi olduğunu inkar edemez. Tarihin en kahramanca ve en büyük direnişi bu aylarda gösterilmiştir. Bu direnişle soykırımcı sömürgecilik çökme noktasına getirilmiştir. Bu direniş karşısında Türkiye'de tarihin en büyük iktidar savaşı ortaya çıkmış; bu savaş iç savaş haline gelerek AKP iktidarını tarihinin en zayıf konumuna düşürmüştür. Kuşkusuz Kürt halkı da bu savaşta önemli kayıplar yaşamıştır. Kürt şehirleri tank, top ve iş makineleriyle yakılıp yıkılmıştır. Ancak faşist iktidarın güçlenerek Kürt soykırımını tamamlayacak hale gelmesinin önüne geçilmiştir. Rojava Devriminin tasfiye edilmesinin önüne geçilerek bugün Kürtlerin Suriye'nin en etkin siyasi gücü haline gelmesine en büyük destek sunulmuştur. Kürdistan'ın tüm parçalarında, Ortadoğu'da ve dünyada Kürt’ün gücü korunarak bugün süren Üçüncü Dünya Savaşının en etkin siyasi gücü olarak varlığını sürdürmesini sağlatmıştır. AKP iktidarı, Kürt’ün gücünü ezmek, kendini güçlendirip Ortadoğu'da süren Üçüncü Dünya Savaşında inisiyatifli güç haline gelmeyi hedeflerken, bu savaş sonucunda Ortadoğu'da süren Üçüncü Dünya Savaşının en etkisiz gücü durumuna düşmüştür. Bu durum, Kürt’ün özgürleşmesi önündeki en büyük engelin zayıflatılması anlamına gelmektedir. 

12 Ağustos’ta ortaya konulan özyönetim direniş iradesine bütünlüklü ve tarihsel olarak bakmak gerekir. Yarattığı büyük sonuçlar ve soykırımcı sömürgeciliğin içine düştüğü durum bir tarafa bırakılarak sadece mahallelerin, şehirlerin yıkılması ekseninde değerlendirmelerde bulunmak ve negatif dil ve yaklaşım içinde olmak çok yüzeysel bakış olur. Özgürlük mücadelelerine, soykırım saldırısı altındaki halkımızın var olma direnişine böyle tek boyutlu bakmak bizi gerçeklerden uzaklaştırır. En kötüsü de soykırımcı sömürgecilerin ve halkımıza karşı psikolojik savaş yürütenlerin politikalarına hizmet eder. Amiyane deyimle ekmeklerine yağ sürer. En kötüsü de soykırımcı sömürgeciliğin zayıflıklarının üstünü örtme çabalarına kendi cephemizden katkı sunmuş oluruz. Kuşkusuz Özgürlük Hareketi de bu direnişleri değerlendirip sonuçlar çıkararak önümüzdeki dönemde daha etkili mücadele etme yaklaşımıyla hareket etmektedir. Bir bütün olarak bu direnişlerde yaşanan eksiklikler neydi? Bu eksikliklerde kimlerin yetersiz ve yanlış yaklaşımları ve sorumlulukları vardı bunları değerlendirmektedir. Ancak bu direnişin yarattığı tarihi sonuçları ve soykırımcı sömürgeciliği içine düştüğü durumu görmemek, bu direnişlere yapılan en büyük haksızlık ve yanlış yaklaşım olur. 

Özyönetim direnişleri, Kürt Özgürlük Hareketi tarihi açısından 14 Temmuz 1982’de zindan direnişinin oynadığı role benzer bir rol oynayacak bir direniş olarak tarihteki yerini alacaktır. Özyönetim direnişlerinde tarihi Sur direnişinin büyük komutanı Çiyager’in söylediği gibi, bu direniş muhteşem sonuçlar yaratacaktır. Bu direnişlerin yarattığı değerler temelinde yürütülecek mücadelenin sonuçları muhteşem olacaktır. 14 Temmuz direnişi, Kürt’ün direniş iradesini, mücadele kararlılığını, özgürlük ölçülerini, yurtseverlik ölçülerini yükselterek Kürt halkının özgürlük ve demokrasi mücadelesinde bir dönüm noktası olmuş, Kürt’ün büyük iradeli duruşunu ve kazanımlarını yaratmıştır. Özyönetim direnişlerinde sadece militanlar değil, halkımız da yaratılan direniş iradesi ve yüksek ölçülerle önümüzdeki yılları daha büyük mücadele yılları haline getirecektir. Özyönetim direnişlerinde yaratılan değerler, Kürt’ün varlığını güvenceye alacak, özgür ve demokratik yaşamı gerçekleştirecektir. 

Özyönetim direnişleri, özgürlük mücadelemizdeki tarihi yerini hakkıyla alacaktır. AKP-MHP iktidarının saldırılarına karşı direnilmeseydi şu anda sadece Bakurê Kurdîstan'da değil, Kürdistan'ın tüm parçalarında mücadele edemez durumda olurduk. Direnme kararı haklı ve yerindeydi. Bu direnişlerde bir eksiklik ve yetersizlik aranacaksa, bir eleştiri yapılacaksa, bu direnildiği için değil, neden bu direnişler daha iyi yapılmadı, daha iyi direnilerek Kürdistan’ı özgürleştirecek, Türkiye'yi demokratikleştirecek sonuçlara götürülmedi, yönünde olmalıdır. Bu tarihi direnişe hakkı verilecekse, doğru sonuçlar çıkarılacaksa, bu, ancak böyle yaklaşımla olabilir.



1389
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: