Neyi perdeleme gayreti bu?

g.yoleri@gmail.com | 04 Ağustos 2017 Cuma

GÜLSEREN YOLERİ

Günlerdir birbiri peşi sıra kötü haber duymaktan canım sıkkın sabah haberleri için televizyon kanallarında gezinirken, HaberTürk televizyonundan duyduklarımla şaşkın kalakaldım. İktidarın sesi bu televizyon, sınırdan geçerken yakalanan Suriyelilere askerler tarafından yapılan işkenceyi öyle bir dille anlatıyordu ki kulaklarıma inanamadım. Ardından Maçka Parkı’nda görevli bir güvenlik elemanının bir kadına taciz haberini yine şaşakalarak izledim. Kullandığı dil, üslup, yaklaşım; sanırsınız işkenceye karşı, sanırsınız ilk defa böyle bir olay oluyor, sanırsınız işkenceciler cezalandırılacak, sanırsınız adalet bir nefes kadar yakın, sanırsınız cinsiyet ayrımcılığına pirim bile yok, sanırsınız bu ülkede giyiminden dolayı artık hiçbir kadın saldırıya uğramayacak. İnsan duymak istediği bunca şeyi duyunca umuda kapılmalı belki ama yok umuda kapılmadım, ilk aklıma gelen “bu kez neyi perdelemeye çalışıyorlar” oldu. 

Araştırmaya başladım. Hatay Altınözü sınırında yaşanan bu işkence olayının tarihi 28 Temmuz’du. Türk Silahlı Kuvvetleri iki gün sonra açıklama yapmış; "Hiçbir şekilde kabulü mümkün olmayacak davranışlarda bulunan ilgili personel gözaltına alınmış olup, haklarında derhal her türlü idari ve adli işlem başlatılmıştır" demişti. Televizyonlar sadece bu ilk paragrafı okudular haber bültenlerinde. Oysa asıl olay bu açıklamanın devamında saklıydı. Ve diyordu ki; "Yasadışı yollarla geçmeye çalışırken yakalanan dört şahıs kolluk kuvvetlerine teslim edilmiş; yasal mevzuat çerçevesinde sağlık kontrollerinin yapılmasını ve durumlarının iyi olduğunun tespitini müteakip sınır dışı edilmişlerdir.”

Açılan soruşturmanın müşteki ve mağdurları, üstelik geri gönderme yasağı ihlal edilerek ve derhal, yani haklarını savunacak kişilerle temas etmeleri mesela bir avukat tutabilmeleri ve davayı takip edebilmeleri bile engellenerek, yaşadıkları işkenceyi anlatamadan ve belgeleyemeden sınır dışı edilmişlerdi.

Herkes; işkence yapan askerler hemen gözaltına alındı hatta 3’ü tutuklandı diye avuna dururken, onlar; hukuka uygun delille iddialar ispat edilemedi diyerek dosyayı sessiz sedasız kapatacak tedbirleri almış ve TSK, kendi çalıp kendi oynayacağı bir mizansenin son perdesini indirmişti bile.

Nitekim iktidar medyası görmezden gelse de bu olay son olmadı. 31 Temmuz tarihli bir haber, bu kez de Hatay Yayladağı sınırında yakalanan üç Suriyeliye yapılan onur kırıcı işkenceleri ve kadın iç çamaşırlarının zorla giydirildiğini duyuruyor ve sosyal medyada görüntüleri dolaşıma sokuluyordu. 

İki gün önce de bir zırhlı polis aracı İstanbul Okmeydanı’nda sokak arasında oynayan 8 yaşındaki Suriyeli Raşid Oso’yu ezerek öldürdü. Raşid’in cenazesi bile zırhlı araçların ve polislerin gölgesinde defnedildi. Aile gazetecilere de taziyede bulunmak isteyenlere de kapısını açmaya korkuyor halen. 

Bu arada; Halkların Demokratik Partisi tarafından Amed’den başlatılan “Vicdan ve Adalet Nöbeti” İstanbul’a taşındı 1 Ağustos itibariyle. Kadıköy Yoğurtçu Parkı’ndaki eyleme halkın katılabilmesi imkansız. Sadece kurumların temsilcilerine, önceden isimleri bildirilmiş olmak kaydıyla ve belki izin veriyorlar. Üç ayrı çember içine alınmış nöbet alanına beş ayrı bariyerden geçerek girilebiliyor. 20 milyonun içinde ama halktan tecrit, parkın içinde ama parktan bile tecrit. İktidarın, vicdan ve adalet alerjisinin hangi raddede olduğunun resmi bu. 

CHP ve HDP’nin yürüttüğü ve toplumun her kesiminden yoğun destek gören adalet talebinin iktidarda yarattığı kaygı; politikalarında köklü bir değişime neden olamasa da yaptığı haksızlıkları, hukuksuzlukları gizleme gayretine yol açmış görünüyor. Nitekim yazının başında değindiğim iki haberle; adil, işkenceye karşı, ayrımcılığa karşı, kıyafet özgürlüğünü savunan algısı yaratmaya çalışan iktidarın neyi perdelemeye çalıştığını anlamak için; aynı olayların seyrine, birkaç gün içinde yaşananlara ve dahi vicdan ve adalet talebinin bile; dışında panzerler, akrepler, her çeşidiyle yüzlerce polis, bariyerler ve iç içe geçmiş çemberlerle halktan tecrit edildiği Yoğurtçu Parkı’na bakmak yeter. 



670
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: