Güney’in bağımsızlığı

akahraman61@hotmail.com | 18 Temmuz 2017 Salı

AHMET KAHRAMAN

Güney Kürdistan’da, bağımsızlığa ilişkin referandum yoğunlaşıyor. Ancak hazindir ki, "dost ve kardeş" Türkler, karşı atakla Erbil’e (Hewler) top, tank ve tüfek namluları gösteriyor.

Oysa, Güneyliler nasıl da vericiydi!..

Petrol ve petrolden gelen parayla, Erdoğan’ın ekonomisini besleyenlerdendi, onlar. İstanbul boğazında emlak satın alıyor, bankasına paralarını yığıyor, dağların suyu öylece akıp giderken, içme suyunu bile Türklerden satın alıyorlardı.

Neden, kime karşı kimse bilmiyor ama, Kürdistan toprakları Erdoğan’ın fetih orduları üssüydü. Erdoğan bu üslere dayanarak Rojava’yı tehdit ediyor, Êfrinli, Şengalli Kürtlere ortak ambargo uyguluyorlardı.

Aralarındaki bağ, böylesine kavi ama, günün birinde Güney, İslami Faşizmin istilasına uğrayınca kardeşliğin rengi değişiyor, yardım almak için açılan el boş kalıyordu. Sebep, “kusura bakma kardeş, IŞİD kızar" idi.

Ve o bağ, bağımsızlık referandumu ile Kürtlerin boyununa dolanıyordu. Erdoğan Erbil’e parmak sallayıp “cız" diyor, “referanduma giderseniz pişman olursunuz" diye tehdit ediyordu.

Demem o ki, Kürtlerden kimsenin Erbil ile havalisine düşmanlığı yok, olamaz da. Kürdün Kürde düşmanlığı parmağını kendi gözüne sokmak, körelmektir.

Ama uyarıda bulunmak da görevdir. Kürtler, sadece “Araplardan kurtulmuşken, başkasına koşma" dediler.

Buradan yola çıkarak, en başta söylemek gerekiyorsa eğer, Kürdistan’ın hiç bir parçasında, hiç bir örgüt ya da kişi, Güneyin bağımsızlığına karşı değildir. Kimsenin, ipleri elinde tutan Barzani ailesiyle, özel bir düşmanlığı da yoktur.

Bütün halklar gibi Kürtler için de, Bağımsızlık bir haktır. Halkların, kaderlerini (geleceklerini) belirleme hakkı ise Birleşmiş Milletlerin kararıyla meşrudur.

Bağımsızlık kararına itiraz yok, ama referanduma uzanan eleştiri yol ve yöntemedir. Türk tipi yöntemle, demokratik kuralların saf dışı bırakılmasıdır, mesele.

Örnek mi? Kürdistan parlamentosu iki sene önce, “tatile" girdi. Bu süre zarfında, Kürdistan İslamcı teröristlerin saldırısına uğradı. Ülke savaşa girdi. Bütün bunlar olurken, nihai söz ve kararın sahibi olması gereken parlamento, tatildeydi.

Ülkenin kaderini değiştirecek olan referandumun, tartışılması gereken yer parlamento idi. Ama, parlamento yoktu. Gaiplerde uykudaydı.

Bu durumda demokrasiden söz edilebilinir mi?

Oysa Amerika, Saddam diktatörlüğünün tepesine indiğinde, Güney özgürlük rüzgarlarını arkasına alınca, Kürdistan’ın dört parçası sevince kesilmişti. Sevinç şarkıları söyleniyor, bir ağzıdan “Ey Reqip" marşı haykırılıyordu.

Gün Kürtlerin günüydü. Ortak vatanın bir parçası özgürleşiyordu. Kürtler, dünyada parmakla gösterilecek bir devlet ve adaletle işleyen demokrasinin inşaası için, paha biçilmez bir fırsat elde etmişlerdi

Batı dünyası da, Kürdistan’ı parçalamaktan pişmanlığını telafi edip özür dilercesine, sıcak bir ilgiyle yaklaşıyor, işgale hazırlanan düşmanlarına karşı korumacı tedbirler alıyor, himayeciliğin sınırlarını genişletiyor, büyük imkanlar sunuyordu.

Ama olmadı. Sonuç büyük bir hayal kırıklığıydı. Çünkü yürürlüğe konan sistem Arapların devamı ve yüz yaşına yaklaşmasına rağmen hala çetecilikten kurtulup hukuki zemine oturamayan Türk rejiminin taklidi idi.

Bağımsız bir çizgi beklenirken, bağımlılıkta ısrardı ortaya serilen sistem.

Arapların yükü, cinayet, soykırım seferleri, cefa ve eziyetlerinden kurtulan Kürtler, siyasal, sosyal, ekonomik ve askeri alanlarda Türklere bağımlı hale getiriliyordu. Arap boşluğunu onlar dolduruyor, Türk ordularına kapı açılar sonuna kadar açılıyordu. 

Ekonomi, yeni bir dümen suyuna ayarlanmıştı. Üç kuruşluk yatırımla tarımı özendireceklerine, Türkler geciktirince yumurtaya, bir kaşık yoğurda hasret kalıyorlardı, şimdi.

Kısa başlıklarla, Kürtlerin bağımsızlığa itirazı yoktu. İtiraz, ele geçen imkanların heba edilmesine, ülkenin uydu haline getirilmesine idi.

“Böyle devleti, bana verseler kabul etmem" veya “bu tarz devletim olmasın" sesleri bunun ifadesiydi…



2005
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: