Boşverin ‘darbecinin’ hainliğini siz yürürlükteki hainliğe bakın!

17 Temmuz 2017 Pazartesi

VEYSİ SARISÖZEN


Moda terim „hain darbe“… Ya da „menfur.“ Yani „nefret uyandıran“…

Aslında olan biten nedir?

„Türk siyasi hayatının“ iflas etmesidir. Şöyle:

„Tek partili“ rejim İkinci Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan „yeni dengelere“ dayanamadı. „Çok partili“ rejime geçildi.

Geçildi ama, „sandığın“ İslamcı yeşilini, „kışlanın“ Kemalist hakisiyle „dengeleme“ „mecburiyeti“ doğdu. Türkiye’nin Batıya bağlılığının korunması, bir Ortadoğu ülkesi haline gelmesinin önlenmesi bu yolla sağlanmaya çalışıldı.

Derken İran’da Humeyni „devrimi“ patladı. Şah gitti. Mollalar geldi. İslam devleti kuruldu. NATO’nun küçük kardeşi CENTO tarihe karıştı.

Ortadoğu’da, Uzak Asya’da yeni bir „tehlike“ Batı’yı ürküttü. „Radikal“ ya da „fundamentalist“ İslam devriminin ihracı…

Pek çok şey yapıldı. Bunlardan biri de, Mollaların komşusu ve NATO’nun Güney Doğu Kanadı Türkiye’de „tarihi konsept“in değiştirilmesiydi. 12 Eylül darbesi, solun yükselişini ve Kürt uyanışını olduğu gibi, „İslam devrimi ihracını“ önleme darbesiydi.

Pentagon ve cunta, „Erbakanvari“ aşırılığa karşı hızla „ılımlı İslamı“ Türk devletinde Kemalist bürokrasinin yerine „ikame“ etmeye başladı. Ilımlı İslam, daha 1960 ortasında Said-î Kurdî’yi „Türkleştiren ve o sırada doğrudan CIA’nin desteğiyle kurulmuş „Komünizmle Mücadele Derneği“ Erzurum kurucusu Gülen’in „milli Nurcu“ tarikatıydı.

ABD’nin Ortadoğu politikasına ayak uydurmanın bedeli olarak Türk siyasetindeki „İslamcı sandık“ ile „Laik kışla“ „dengesi“ adım adım bozuldu. Bu denge Türk İslamcılığını, „süngü“ korkusuyla „ılımlı“ bir sıcaklıkta tutma sonucunu veriyorken, denge bozulunca „ılımlı İslam“ ısınmaya başladı. Dengenin bozulma süreci büyük bir hızla derinleşti.

Bu öyle bir bozulmaydı ki, sonunda Türk silahlı kuvvetlerini de, yarım yamalak „demokrasiyi“ de çökertmekle kalmadı, aynı zamanda Batı’nın Türkiye için uygun gördüğü „ılımlı İslamcı cemaat“ alternatifi tasfiye oldu ve 2002’deki „ılımlı İslam ile Milli Görüş gömleğini çıkaran İslam“ ittifakının yerini „Erdoğan-Bahçeli“ profaşist ittifakı aldı.

Gerisi malum.

Türk siyasetinin „iç savaşı“ patladı.

15 Temmuz’u 20 Temmuz darbesi izledi. Faşist bir rejim kurulmuş oldu.

Nokta.

Bu noktadan sonra sorulması gereken soru şu: Türklerin siyasi iç savaşı esnasında patlayan „darbe“ girişimi kime karşıydı?

„Demokrasiye mi?“

Oysa ortada „demokrasi“ filan kalmamıştı. Erdoğan dolu dizgin „tek adam“ rejimine yürüyordu. 7 Hazıran seçim sonuçlarını sayısız provokasyonla gasp etmişti. 1 Kasım’da seçimi savaş başlatarak zorla almıştı. Orduyu „zamansız“ bir darbeye sürükleme planları yapıyordu.

Eğer, bu darbe, „gerçek bir darbe“ olsaydı…

Örneğin 1974’de Portekiz’de Salarcı faşist-sömürgeci rejime karşı gerçekleşen „Karanfil Darbesi“ benzeri bir darbe olsaydı… „Menfur“ mu diyecektiniz?

 Sorun şurada: Türk devletinin ordusundan değil „karanfil darbesi“, „kaktüs darbesi“ bile olmaz. Olursa işte böyle ya faşist bir darbe olur ya da şimdi olduğu gibi, faşizme gitmek isteyenlerin kışkırttığı bir „kontrollü darbe“ olur.

Özellikle „ulusalcı“ çevreler, içine düştükleri çelişkiden kurtulmalılar.

Hem rejim „faşisttir“ deyip, hem de o rejimin „bastırdığı“ darbeden söz ederken lafa „menfur, hain darbe“ diye başlamak gülünçtür. Ortada „menfur ya da hain darbe yok“, Kılıçdaroğlu’nun dediği gibi, Erdoğan’ın, MİT’in, Genelkurmay’ın „kontrol ettiği“ faşizme meşruiyet kazandırma amaçlı bir „darbe provokasyonu“ var. Tıpkı Hitler’in kendi Meclisini yaktırması gibi.

Şu da var:

Türkiye’de adalet yok.

Ulusalcı da böyle demekte. Ama „Balyoz ve Ergenekon davaları“ ile ilgili „beraat“ kararları ve bu davaları açanlara mahkumiyet kararları çıkınca, „yaşasın adalet“ demek de neyin nesi?

Bu çelişkilerle anti faşist mücadele yapılmaz.

Örneğin şimdi „darbeci“ denilenlere Guantanamo üssünde ABD’nin yaptığı gibi „tek tip elbise“ giydirmeye ne diyeceğiz?

Evet mi?

Olmaz. O tek tip elbiseye karşı 12 Eylül faşizmi günlerinde destan yaratan direnişleri unutmayın.

Dilinizi „bastırılmış darbeye küfrederek“ yormayın.  „Bastırana“ bakın….



1520
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: