Kontrollü darbe girişiminden 20 Temmuz darbesi peydah edilmiştir

17 Temmuz 2017 Pazartesi

MUSTAFA KARASU

15 Temmuz darbe girişimi üzerinden bir yıl geçti. Bu darbenin nasıl olduğu bir yıldır tartışılıyor. Daha darbe haberi duyulur duyulmaz birçok kişi bu nasıl bir darbedir diye kuşkularını belirtti. Zaten daha birinci saat dolmadan bu darbenin başarılı olmayacağı anlaşıldı. Çünkü bir darbenin başarılı olması için gereken adımların hiçbirisi atılmamıştı. Öte yandan daha ilk saatler bu darbenin önceden haber alındığını gözler önüne seriyordu. Kuşkusuz bir darbe girişimi vardı. Ancak bu darbe girişiminin önceden haber alındığı ve bunun bir fırsata çevrilmek için kullanıldığı her geçen gün ağır basan bir gerçeklik haline gelmektedir. 

Bu darbenin içinde Fethullahçılar da yer almıştır. Ancak darbeyi esas olarak Türkiye’nin siyasi sistemi üretmiştir. Demokratik olmayan bir ülkede temel sorunlar çözülmezse orada bu temel sorunların çözümsüzlüğüne dayanan bir darbe mekaniği olur. Türkiye’de ise dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen bir kısırdöngüye dönmüş Kürt sorunu bulunmaktadır. Türkiye’de öyle bir Kürt inkârcılığı var ki, Kürt’ü soykırıma uğratmada ısrarlıdır. Bu, Türkiye’nin tek maddelik anayasası ve tek kanunudur. Allah’ın emriymiş gibi bunda ısrar edilmektedir. Kürt soykırımında başarılı olmayınca buna dayanarak darbe mekaniği harekete geçirilmektedir. Önder Apo defalarca Kürt sorunu çözülmezse darbe mekaniğinin harekete geçeceğini ısrarla vurgulamıştır. Bu açıdan Türkiye’nin temel sorunlarını çözmeyen, iç ve dış sorunları ağırlaştıran, Türkiye’yi iç savaş ortamına getiren AKP iktidarı döneminde darbe mekaniğinin harekete geçmesi kadar doğal bir şey olamaz. Demokrasinin olmadığı 15 Temmuz öncesi Türkiye’sinde de bir darbe yapılması için fazlasıyla neden ve gerekçe vardır. AKP iktidarı izlediği politikalarla bizzat kendisi darbe mekaniğini harekete geçirmiştir. Böyle bir ortamda da Fethullahçıların darbenin aktörü olacak tüm güçlerle birlikte hareket etmesi kadar doğal bir şey olamaz. 

Bu darbe söylendiği gibi sadece Fethullahçıların içinde olduğu bir darbe girişimi değildir. AKP’nin politikasından rahatsız olan, kendini Kemalist olarak tanımlayan, Avrupa ve ABD ile uyumlu politikaları izlemek isteyen kesimin bu darbenin esas gövdesini oluşturduğunu söylemek gerekir. Ergenekon davalarında birçok general yargılanınca bunların önü açılmıştır. AKP iktidarı Fethullahçılarla birlikte Ergenekon denen kesimleri saf dışı edince, onların yerine ABD, Avrupa ve NATO’nun benimsediği generaller öne çıkarılmıştı. Bunların içinde Fethullahçılara sempati duyan ya da Fethullahçılara bağlı olan askerler de vardır. Bu her iki kesimden generalleri ve subayları terfi ettiren de AKP iktidarıdır. 

Bir darbe girişimi olmuştur; ancak bu darbe girişimine zemin hazırlayan da darbe dinamiğinin harekete geçmesini sağlayan politikalar izleyen AKP’dir. Darbe girişiminde yer alanlarla yakın zamana kadar ittifak kuran ve onların darbe yapmasını sağlayacak kadar beslenmesini ve güçlenmesini sağlayan da AKP iktidarıdır. 2013 yılına kadar ittifak içinde olan ve ne istediniz de vermedik diyen de AKP iktidarı ve onun lideri Tayyip Erdoğan’dır. Darbecilere ne istediniz de vermedik sözü bir suç ortaklığıdır; en hafif deyimle, onların deyimiyle yardım ve yataklık yapmaktır. 

AKP’nin bu darbeyi Fethullahçılar yaptı demesinin nedeni, aralarında yaşanan iktidar savaşıdır; Türkiye’yi kim ele geçirecek savaşıdır. Birileri demokratik, diğeri otoriter olan taraflar yoktur. Hem Erdoğan hem de Fethullah devleti ele geçirip düşündükleri siyasal İslamcı bir rejim yaratmayı hedeflemişlerdir. 12 Eylül’le başlayan Kürt karşıtlığı temelinde siyasal İslam’ı devlet içine alma sürecinde devleti hangi siyasal İslamcı klik ele geçirecek mücadelesi yürütülmüş, bu mücadeleyi Tayyip Erdoğan kazanmış, Fethullah kaybetmiştir. Tayyip Erdoğan darbe girişimini siyasal İslam’ın devlet içine alınması sürecindeki rakibi Fethullah’ı saf dışı bırakmak için kullanmıştır. Darbe içinde Fethullahçılar ne kadar vardır yoktur tartışmasından ayrı olarak Tayyip Erdoğan bu darbe girişimini, devlet hangi işbirlikçi siyasal İslam’ın eline geçecek mücadelesinde kendini hâkim kılmak için kullanmıştır. Bu nedenle önceden öğrendiği darbe girişimini engellemeyerek 240 civarında insan kaybına mal olma pahasına darbe girişimini Allah’ın bir lütfuna çevirmiştir. 

Şimdi daha iyi anlaşılmaktadır ki darbe girişimi önceden haber alınmış, harekete geçmesi beklenmiş, bazı ölümler göze alınarak darbeciler hazırlanan tuzağa düşürülmüştür. Böylece Erdoğan hem tüm muhaliflerini ezme, hem de faşist diktatörlüğünü kurmada en temel engel gördüğü Kürt Özgürlük Hareketi’ni ezmede de bu darbe girişimini kullanmıştır. 

Fethullahçıların Kürt düşmanlığı yaparak nasıl devlet içine yerleşmeye çalıştığını defalarca yazdık, çizdik. Türkiye’de demokrat olmayanlar, demokrasi mücadelesi vermeyenler, Türkiye’de iktidara gelmek için Kürt düşmanlığına dayanırlar. Fethullahçılar ve Fethullah Gülen bunu çok açık ve çirkince yapıyordu. İçte ve dışta zayıf düşen Tayyip Erdoğan da şimdi iktidarda kalmak için Kürt düşmanlığına sarılmış durumdadır. Türkiye’deki Kürt düşmanlığının neler ortaya çıkardığını görmek açısından en fazla PKK ve Kürt düşmanlığını yapan Fethullahçıların bugün yaşadığı durumu görmek gerekir. dün Kürt düşmanlığını en fazla yapan Fethullahçıları ezmek için de Tayyip Erdoğan şimdi PKK ve Kürt düşmanlığının şampiyonluğunu yapmaktadır. Türkiye’de Kürt düşmanlığı yaparak güç olmak isteyenlerin sonu kesinlikle Fethullahçılardan farklı olmayacaktır. Bunlar ya demokrasi güçleri tarafından aşılacaktır ya da PKK ve Kürt düşmanlığı yaparak iktidar olmak isteyen başka bir güç tarafından saf dışı edilecektir. Türkiye’de Kürt düşmanlığı yapanlar ne yaparlarsa yapsınlar iflah olmaları mümkün değildir. Çünkü Kürt düşmanlığı eninde sorununda iç ve dış politikada bir çıkmaz yaratarak bu düşmanlığı yapanları yere çarpan bir olgu haline gelmektedir. Tayyip Erdoğan da bugün PKK ve Kürt düşmanlığında en önde olan Doğu Perinçek de bu akıbete uğramaktan kurtulamayacaklardır. Kürt düşmanlığı yapanlar Anadolu-Kürdistan diyalektiği ve tarihsel gerçekler tarafından mutlaka kusulacaklardır. 

Eğer 15 Temmuz darbe girişimi Fethullahçılar tarafından yapılmışsa en başta da Tayyip Erdoğan sanık sandalyesine oturtulmalı, ölenlerin, yaralananların ve Türkiye’yi bu duruma getirmenin hesabını vermelidir. Herhangi bir memur hesap verecek, ama “ne istediniz de vermedik” diyen hesap vermeyecek, bu mümkün olabilir mi? Tayyip Erdoğan Türkiye ve Kürdistan coğrafyasında öyle suçlar işlemiştir ki, eninde sonunda tüm bunların hesabını verecektir. Bu hesap vermekten de hiçbir güç kurtaramayacaktır. Türkiye mutlaka demokratikleşecek, demokratik devrimci güçler siyaseti çok çirkin biçimde kullanan bu demagogdan hesap soracaklardır. 

Tayyip Erdoğan’ın en büyük suçu da darbe girişimini bir karşı darbeyle kendi diktatöryasını kuracak bir sürece evrilterek Türkiye tarihinin görmediği en büyük zulmü halklara yapmasıdır. Şu anda zindana atılan, soruşturmaya uğrayan, Türkiye’den çıkmak zorunda bırakılan, işinden gücünden atılan on binlerce kişinin varlığı ve 15 Temmuz darbe girişimiyle hiçbir alakası olmayan demokratın ve yurtseverin zindanlara atılması Erdoğan’ın karakterini ve amacını ortaya koymaktadır. Şu anda ne Fethullahçılar ne de darbeye girişenlerin bir gücü kalmıştır. Buna rağmen Fethullahçılarla ilgisi olmayanlara yönelik ağır saldırıların yapılması durumu vardır. Bu da gösteriyor ki Tayyip Erdoğan’ın OHAL’deki amacı ve esas hedefi demokrasi güçlerini ve Kürt Özgürlük Hareketi’ni ezerek işbirlikçi siyasal İslam’ın hâkim olduğu otoriter bir iktidar yaratmaktır. Zaten şimdiden Türkiye’nin kurucu lideri ve partisi olma hedefine ulaşmak için her yol ve yöntemi denemektedir. 

Şu anda Türkiye halkına düşen görev, 20 Temmuz darbesine karşı mücadele etmektir. Türkiye’nin 15 Temmuz diye bir sorunu kalmamıştır. Şu anda 20 Temmuz sorunu vardır. OHAL ile faşist bir iktidar kurmak isteyen Tayyip Erdoğan’a karşı mücadelenin geliştirilmesi sorunu vardır. 12 Eylül darbesi, 20 Temmuz darbesi karşısında masum kalacak hale gelmiştir. Tayyip Erdoğan, Kenan Evren’e rahmet okutturacak bir faşist karakterdedir. Türkiye’nin tüm demokratik birikimini ezmeyi hedeflemektedir. Zaten bunu yapmadan öngördüğü siyasal İslamcı hegomonik iktidarı kurması zordur. Bu nedenle 20 Temmuz faşist darbesini 12 Eylül askeri faşist darbesinden daha yaygın bir faşist baskı düzeni haline getirmiş bulunmaktadır. Tüm muhaliflerini Fethullahcı diye ezmeye çalışmaktadır. Zaten Kürt düşmanlığı yaparak kendini devlet içine yerleştirmek istediğinden, Kürt düşmanlığını dizginsizce yaparak da Kürt’ün iradesini kırmayı hedeflemektedir. 

Türkiye’de demokrasi güçleri bir araya gelerek Tayyip Erdoğan faşizmini geriletmezlerse Tayyip Erdoğan tek tek hepsini ezip amacına ulaşmaya çalışacaktır. Türkiye’deki demokrasi güçlerinin dayanacağı en temel demokratik dinamik ise Kürt halkıdır; Kürt Özgürlük Hareketi’dir. Türkiye’nin her bakımdan kurtuluşu Türkiye halklarının birliği ve ortak mücadelesinden geçmektedir. Erdoğan çizgisi sadece Kürtler açısından değil, tüm Türkiye halkı için çıkmaz bir çizgidir. Bu açıdan nasıl ki demokrasi güçleri yıllarca 12 Eylül faşizmine karşı ortak mücadele yürüttüyse, şimdi de daha örgütlü, daha planlı bir ortak mücadeleye ihtiyaç vardır. Artık demokrasi güçleri 20 Temmuz faşist darbesini gündemleştirmeli, tüm demokratik dinamikleri 20 Temmuz faşist darbesine karşı mücadeleye seferber etmelidir. Başta Kürtler ve Kürt demokrasi güçleri Tayyip Erdoğan ve 20 Temmuz faşist darbesini Türkiye tarihinin en faşist iktidarı olarak görüp mücadele etmezlerse tüm demokrasi güçlerini daha karanlık günler beklemektedir. Zaten Tayyip Erdoğan her gün “bunlar daha iyi günleridir” diyerek demokrasi güçlerini tehdit etmektedir. Tayyip Erdoğan şu anda faşist çetelerini her yerde örgütlemektedir. Demokrasi güçleri en az onlar kadar örgütlü olamazsa; 20 Temmuz ve faşist saldırganlığını püskürtecek direniş ortaya koyamazlarsa, Tayyip Erdoğan bu zayıflıktan yararlanıp şu anda yaşadığı zayıf konumdan çıkarak kendini hâkim kılacaktır. 

Tayyip Erdoğan ve AKP iktidarı ne kadar kuyruğu dik tutmaya çalışsa da içte ve dışta en zayıf duruma düşmüştür. Tayyip Erdoğan’ın Katar, KDP-Barzani ve Suriye’deki toplama çetelerden başka bir dostu kalmamıştır. İçerde ise birkaç çeyrek ya da buçuk ittifak gücü dışında Türkiye’yi karşısına almıştır. Eğer mücadele edilirse 20 Temmuz darbesi yenilgiye uğratılarak Türkiye’nin demokratikleşmesinin önü sonuna kadar açılacaktır.  



1069
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: