Musul’un sonu ve Rakka özgürleşirken...

13 Temmuz 2017 Perşembe

NAZMİ GÜR

Irak Başbakanı Haydar El İbadi, nihayet Musul’da zaferi ilan etti! Ne zafer ama…! Irak güçleri Musul’da DAİŞ‘i yenilgiye uğrattılar, ancak ortada kurtarılacak bir Musul kalmamıştı. Binlerce yıllık geçmişi olan bir kent, bir uygarlık, deyim yerinde ise haritadan silinmiş vaziyette. Şimdi sadece bir soruya yanıt aranıyor: bundan sonra ne olacak?

Musul Irak’ın en kadim kentlerinden biri idi...(Musul tümden yıkılmış durumda) İkinci büyük kent yeniden inşaa edilmeyi bekliyor. Maliyeti çok büyük, yeniden inşaası ise zaman alacak. Kent adeta küllerinden yeniden doğacak! Ancak buna bölgesel ve Irak’taki siyasal gelişmeler izin verirse…

Musul çok kültürlü bir kent. Etnik ve dinsel-inançsal bir mozaik aynı zamanda... Her ne kadar sunni kimliği önde görünsede geleceğin Musulunda çoğulculuğa helal getirecek bir yaklaşım yeniden çatışmalara ve yeni yıkımlara davetiye çıkaracaktır. DAİŞ’in Musul’da yenilgiye uğratılması kentin nasıl yönetileceği sorununuda gündemimizin başına taşıyor.

Merkezi Irak hükümetinin Şii kimliği, Irak’ın bütünlüğünü koruma konusunda son derece etkisiz kalıyor. Esas olarak IŞİD gibi bir yapının ortaya çıkmasını bu kifayetsizlikler ve Irak’ı kontrol eden güçlerin vahim hatalarından doğduğunu söyleyebiliriz. Bağdat’ın aynı hataları yapmayacağının hiç bir garantiside yok.

Musul gerçekten kurtuldu mu? Bu soruyu yanıtlamak oldukça zor. Musul nüfusunu oluşturan halkların yeniden kente dönmeleri ve yeni bir yaşamı inşaa etmeleri için uzunca bir zamana ihtiyaçları olacaktır. Hiç kuşkusuz en temel konu güvenlik olacaktır. Merkezi hükümetin bu konuda zayıflıkları ortada. Daha önce Musul’u koruyamamışlardı. Bu hatalarından ders çıkarıp Musul’da yeniden devlet otoritesini tesis edebilirler mi? İşte bu kuşkulu bir durum. Kentin genel güvenliği ve asayiş bir mezhep ve etnik çatışmaya meydan vermeyecek bir şekilde düzenlenmek zorunda ki bu oldukça zor görünüyor. Önemli konulardan biri Musul yeniden inşaa edilirken demografik yapısını değiştirecek politikalardan uzak durulması sorunudur. Merkezi hükümetin bu konuda atacağı yanlış bir adım felaketle sonuçlanabilir. Musul’un çok kültürlü, çok dilli, farklı inançların bir arada yaşadığı eski dokusu korunmazsa merkezi hükümetin uzun vadede kontrolü sağlaması mümkün olmayacaktır. 

Musul’un yeniden inşaası ve yönetimi konusunda Kürtler önemli bir aktör olacaktır kuşkusuz. Başta güvenlik ve bölge halkının geri dönüşü olmak üzere Kürtlerin katılımı olmadan Musulu yönetmek mümkün olmayacaktır. Kürtlerle birlikte diğer etnik ve dinsel aktörlerin sürece dahil olmaları Musul’da çözümü kolaylaştıracaktır. 

Bu arada, Musul ve Kerkük konusunda kimi komşuların emperyal girişimlerinide gözardı etmemek gerekir.


Gelelim Rakka’ya...

Musul ve Rakka operasyonları neredeyse eş zamanlı başlatıldı. DAİŞ‘in yenilgisi için bu gerekliydi. Musul’da merkezi hükümet, Şii milisler ve Kürdistan Bölge Hükümetine bağlı Peşmergeler, koalisyon güçlerinin hava desteği ile Musul’u kurtarma operasyonunu birlikte yürüttüler. Rakka’da ise YPG’nin öncülüğündeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) koalisyon güçlerinin hava desteği ile sonuç almak üzere. Rakka, DAİŞ’den kurtarılıyor. Fakat Musul operasyonundan farklı olarak Rakka operasyonu sonrası, Musul için sorduğumuz kimi sorular gündeme gelmeyecektir. Çünkü demokratik ulus ilkesi ile hareket eden Kuzey Suriye Federasyonunu oluşturan güçlerin bir siyasal ve yönetsel bir projeleri mevcut. SDG güçlerinin Suriye’de, adım adım ve büyük bedellerle kazandıkları her toprak parçası üzerinde, taviz vermeden, demokratik ulus paradigması gereği bir yönetim oluşturmaları Suriye halklarına geleceğe ilişkin bir umut verirken, uluslararası güçler tarafındanda ilgi ile izleniyor. 

Musul’un kurtarılması kendi içinde bir sorunlar yumağı ve çatışma potansiyeli taşırken, Rakka’da operasyon sonrası demokratik çözüm için umutlar daha da büyüyecektir.

Türkiye’nin, Êfrin’e karşı yürüttüğü tehditkar politikalar, Rakka operasyonunu akamete uğratma beklentisi üzerine kurgulanmıştır. Bir taraftan İdlib’e koridor oluşturma telaşı ile hareket ederken, diğer yandan Kürtleri topyekün tehdit  olarak ilan edip terörize etmesi, Türkiye’ye ancak kaybettirir. Bu sorunlu dış politikanın şimdiye kadar somut bir getirisi olmamıştır. Aksine, bu yanlış dış politika, uluslararası alanda Türkiye’yi zor durumda bırakan, yalnızlaştıran, müttefikleri ile bile krizlere yol açan bir rol oynamıştır. Esas olarak Suriye’deki çözümsüzlüğün sürmesinde de etkili olan bu yanlış tutum ve yaklaşımlardır. 

Rakka’da sona gelinirken, Kürtler ve SDG bir kez daha Suriyede çözümün en önemli aktörleri olduklarını kanıtlamışlardır.

Suriye’de hesabı olan dış güçler bu gerçeği görmek zorunda. 



1303
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: