Kısa bir referandum gözlemi

13 Temmuz 2017 Perşembe

UMUR HOZATLI

Güney Kürdistan’da halkla konuşuyorum, tüm yönetsel kuşku ve kaygılara rağmen devletleşmek istemeyen tek bir Kürt yok. Güney’in ayrılmaz parçası olan Arap Mesihiler ile reformcu Türkmenler dahil, Kürdistan’daki tüm bileşenler bağımsız bir Kürt devletinden yana. Kürt devleti istemeyen tek siyasal yapı Ankara güdümlü Türkmen Cephesi.

Buna karşın pek çok kesim 25 Eylül 2017’de yapılacak bağımsızlık referandumuna mesafeli yaklaşıyor. Temel siyasi partilerden YNK ile Goran Hareketi tabanı başta olmak üzere KDP tabanında da mesafeli yaklaşan belli bir kesim var. Bu yaklaşım iki başlıkta toplanıyor; bir, referandumun, halihazırda defakto olan hükümet ile KDP Genel Başkanı Barzani’nin öteden beri süregelen halkı oyalama taktiği olduğu, iki; -bu varsayımı da yanında barındırarak-, referanduma gerek olmadığı, bağımsızlık adımının atılması hatta doğrudan bağımsılık ilan edilmesi gerektiği şeklinde.

Özellikle Başkan Barzani’ye yöneltilen bu yönlü eleştirilerin temeli öncelikle Güney Kürdistan’ın bağımsızlık mücadelesinde verilen şehitlere, ödenen ağır bedellere dayandırılıyor. Güçlü bir ulusal maneviyat temeli olan bu dayanağın kanıtı 2005 Irak Parlamento seçimlerinde ortaya konulmuştu, seçimlerde Kürdistan’da gayriresmi referandum sandıkları kurulmuş ve halkın yüzde 99’u "bağımsızlık" demişti, "hayır" diyen yüzde 1’i -denilebilirki- Türkmen Cephesi oluşturuyordu.  

Güney Kürt halkının ve diğer bileşenlerin güçlü bağımsızlık istemi elbette haklı ve yerinde bir istem ancak bunun başarılması halkın talep ettiği anlamıyla doğrudan ve kısa sürede bağımsızlık ilan edilmesiyle mümkün görünmüyor. Zira suların durulmadığı Ortadoğu’nun kalbi olan Güney Kürdistan çok devletli ve çok emperyalli denklemlerin hesap kalemlerinde yer alan stratejik bir coğrafya. Bu nedenle gerek komşu ülkeler, gerekse denizaşırı ülkelerin "olur"una veya ılımlı yaklaşımına ihtiyacı var. Bu da demokratik bir yaklaşım, yeniden kanıtlanmış halk talebine dayalı destek gerektiriyor. İşte referandum bu anlamda önem kazanıyor, yani 25 Eylül’de yapılacak referandumda başarılı bir sonuç çıkması, arkasından gelecek bağımsızlık adımlarını güçlendirecek, karşı çıkacak devletler karşısında yönetimin güçlü durmasını sağlayacak. (Bu çerçevede İspanya, Britanya ve özellikle Kosova bağımsızlık ve referandum süreçleri incelenebilir, Güney Kürdistan’ın günümüz bağımsızlık sürecine en yakın örneklerdir, geniş bir yazı konusudur.)

En basit anlamıyla hesaplar böyleyken, Güney’de eleştirilerin odağında olan Mesud Barzani önceki gün Belçika görüşmelerinde ve Avrupa Parlamentosu’ndaki konuşmada önemli bir çıkış yaptı; "Yüzyıldan fazladır demokratik bir Irak kurmak istedik ama sonuç alamadık. Umudumuz kalmadı, ya birbirimizle savaşacağız ya da barış içinde yaşayan iki ayrı ülke olacağız" dedi.

Avrupa’nın kalbinde bu çıkışı yapmak önemliydi, hem yeni savaş örgütlenmelerinin yapıldığı hem de azgınca devam eden Ortadoğu ve Körfez savaşları sırasında Bağdat ve dolayısıyla -özellikle- Tahran’a karşı yapılan bu çıkış Barzani’nin halkın eleştirilerine kulak verdiği ve bağımsızlık yolunda herzamankinden daha kararlı olduğu şeklinde yorumlanabilir. Bununla birlikte, "Biliyorum referandum ve bağımsızlık ilanı risktir ama belirsiz bir gelecek daha risktir" cümlesi Güney halkının genel yaklaşımını ifade ediyor. Çünkü halk "gelecek riski"nden ise "bugünün riski"ni tercih ediyor ki zaten her zaman ölüyor!

Katılımın düşük olacağı veya "evet" oylarının yüzde 60-70 bandında kalacağı tahmin ve tartışmalarıyla devam eden referandum sürecinde Başkan Barzani ve ekibinin işi zor görünüyor, zira referandum sonuçlarının bu seviyelerde olması Barzani ve partisini öncelikle iç politikada zayıflatacak ve bağımsızlık ilanı konusunda uluslararası alanda işini daha da zorlaştıracak. Çünkü yüzde 99’lu 2005 bağımsızlık yoklaması ilgili tüm ülkelerin Kürdistan dosyalarında duruyor.

Dolayısıyla Barzani’nin öncelikle başarması gereken şey; YNK, Goran ve İslami tandanslı Komel partisiyle olan itilafları gidermesi, daha da önemlisi PKK’nin tam desteğini almasıdır.



936
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: