Mor Külhani huysuz ve asi

izgorenhicri@gmail.com | 13 Temmuz 2017 Perşembe

A. HİCRİ İZGÖREN


Göç mevsimidir yaz. 15 yıl önce bugün Ece Ayhan'ı yolculadık öte yakaya. Bilcümle muhalifler horlanmışlar, sabıkalılar... Saçları bir sözle örülüp bir sözle açılan kadınlar ağıt yaktılar.

Onu karşı kıyıda devlet dersinde öldürülmüş çocuklar karşılamıştır mutlak. Bir teneffüs daha yaşasalardı tabiattan tahtaya kalkacak çocuklar. 

***

Her şey orda dışındadır kuralın. Ne biat, ne itaat. Külliyen itiraz olarak geçilmiştir kütüğe. Bu yüzden her dem kaybetmeye meyilli. Çıkmazdır sokak belki ama yolun başında kararını vermiştir; yenilse de asla teslim olmamak.

Kural dışılık sözde kalmayacaksa ne sisteme eyvallah, ne kürk ne papyon ne de tapuda bir mülk. Yani mülkiye mezunu mülksüz. Onda şiirin bir tanımı da bu olsa gerek. Koro hazırdır artık, hem nalına hem mıhına...

Sıkı ve sivil bir şiir. Nemalanır muazzaf piyasa şairleri. “Şiirimiz gül kurutur abiler” en az etik ve estetik kadar tarih bilinci de gereklidir. Önce resmi tarihe salvo atışlar gerek. Sonra atlasları getirin. Başka türlü bunca yalanla nasıl cebelleşilir. 

"Yalnız Ortadoğu'da el altında satılan bir atlas 

Kim demiş on sekiz yaşından küçükler okuyamaz” 

Çok kültürlü bir deney, Kobay hayatın bizzat kendisi. Kolaya geçit vermez. Katettiği onca yolu yaya yürüdü... 'oto’ kullanmadı. Ne otorite, ne de otokontrol. Otobiyografi de yazmadı. 'Huysuz ve asi' olduğunu belirtmekle yetindi. Tüzüklerle çarpışarak büyüyünce asabiyet katsayısı yüksek oluyor herhal. Çünkü resmi olanla kavgası vardır. Çünkü "şiirimiz mor külhanidir abiler."

***       

Mehmet H.Doğan Onu: "şiirini kurarken gereç olarak kullandığı uzak ya da yakın tarihten olaylar, kent yaşamından tablolar, tipler, çok kişisel gözlemler, özel adlar, anılar, uzak çağrışımlı eski sözcükler onu neredeyse bir şiir sözlüğü kurmaya götürürken, bu, şiiri çoğunlukla kolay algılamalara alışkın sıradan şiir okuru önünde anlaşılmaz, kapalı bir duruma getirdi" tanımlar.

O bu tür kapalı şiir tartışmalarına da öfkelidir. Okur da bu öfkeden payını alır. Hor görmez ama cenderesine alır okuyucuyu. Yağma yok okuyucu da biraz mürekkep yalamalı: "Okur ayak topu, at yarışları, polis hikayeleri, resimli romanlar vs. peşindedir ve daha yüzlerce şeyin peşindedir. Onları oraya bugünkü şiir sürmüştür demek ineklik etmektir. Bu olgunun sorumluluğu elbet birtakım sarı kurumlarındır doğrudan doğruya, ama okurun da yok mu? Müşteri daima haklı mıdır?"

Bu konuda bir de Edip Cansever'e kulak kabartalım: "Ece Ayhan'ın şiirini anlamak için başvuracağımız sözlük onun başka şiirleridir. Diyebilirim ki iyi eğitilmiş bir zeka, bu yöntemi uygulayarak, algı sınıra gelip dayandığı o pırıltılı zaman parçası içinde eline bir anahtar geçirir. Böylece ilk hareket başlar: harflerin, kelimelerin, sözdizimlerinin hareketiyle sorguya çekilen bir hareket. İşte bu dil-anlam diyalektiğini sezemedik mi, adeta bir pina gibi kapanır Ece'nin şiiri; aldatıcı rengi dışarıda, büyüleyici parlaklığı içeride..."

***

Hayatı yokluklarla hastalıklarla geçmiş. Kendini 'parasız yatılılar' kuşağının son temsilcisi sayar. Mülkiyeli ama kaymakamlıkta ve memuriyette tutunamamış. Şairliği meslekten saymıyorlar diye de epey zılgıt çekmiş. 

Olsun. Nasılsa sandukasında usta işi gazeller oyuludur. "Çocuklar ile bile muhbirler ve bütün ahali / Hep birlikte, üç kez, bağırarak, yazınız Kurşunkalemle de olabilir / Yort Savul"

Yerini ve toprağını sevdi, gayri bu saksının yeri değişmeyecek. Unutmabeni çiçeği.



706
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: