Sınırsız dayanışma!

12 Temmuz 2017 Çarşamba

AYKAN SEVER

Bu hafta dünyanın genelinde sürmekte olan hegemonya savaşının bir ara durağı olarak ele alabileceğimiz G-20’den biraz bahsedelim. Bu toplantı katılımcıları nezdinde değerli miydi? Bu soruya olumlu yanıt vermek pek mümkün değil. Çünkü liderlerin büyük bir kısmının görüşmeler öncesi ve toplantılar sırasındaki halleri, sonraki tutumları zirveye pek de ehemmiyet vermediklerini gösterir nitelikteydi. Fakat tabii ki öyle ya da böyle postmodern karakterdeki hegemonya savaşını sürdürmekten geri durmayacaklardı.

Bu konuda birçok örnek sıralanabilir. Bunlardan biri hiç kuşkusuz Polonya’da Trump’ın muhafazakar/milliyetçi topluluk karşısında bir süre sonra buluşacağı Almanya ve Rusya hakkında atıp tutmasıydı. Trump’ın bu hamlesinin bir rastgelelik içerdiğini düşünmek yanlış olur. Bu yaklaşımının ABD elitleri tarafından eleştirilmediğini de hesaba katarsak, bu politikayı Almanya ile temsil edilen AB’ye karşı bir ayrıştırma denemesi olarak görmek mümkün.

Zirve ile ilgili bize sunulanların önemli bir kısmı magazin kıvamındaydı. Bunu sadece bizi eğlendirmek için olduğunu düşünmüyorum. Maalesef dünyanın en zengin ülkelerini temsil eden politikacıların bir kısmının hali gerçekten gülünecek nitelikteydi. Örneğin Trump’ın, Rusya’yla ortak siber güvenlik birimi kurulması önerisi getirip, arkasından kendi partisinin önde gelen kişilerinden paparayı yiyince “Başkan Putin ve benim siber güvenlik birimi kurulmasını konuşmuş olmamız bunun gerçekleşeceği anlamına gelmez. Bu gerçekleşemez” demesini başka neyle açıklayacağız.

Ama tabii sözünün eri, kainat lideri gibi saymakla bitmeyecek sıfatlara haiz olan malum şahıssa harikuladelikler sıralamakta kimseden geri kalmayacağını bir kere daha gösterdi. Zirvede Paris İklim Anlaşması’nı onaylayan Erdoğan çıkışta “Yok öyle şey, Amerika yapmazsa biz niye yapalım” kıymetinde bir yanıtla dünya basınında ayrı bir haber olmayı becerdi. Özellikle Alman politikacılar Türkiye konusunda çoğu zaman olduğu gibi sergilenen bu hızlı “değişim”i bir türlü anlayamadı. “Ama siz imza attınız, bunu nasıl uygulamazsınız” diye hezeyanlarını dile getirirken, aslında tipik batılı cehaletini sergilediler. Türkiye’yi “anlamak” için daha çok zihinsel antrenmana ihtiyaçları olduğunu bir kere daha gösterdiler.

Zirvenin asıl gayrimeşruluğunu sergileyen gelişme ise G-20 dışında yaşandı. 

Aynı günlerde Nükleer Silahların Yasaklanması Anlaşması, BM’de nükleer silah sahibi ülkelerin boykotuna rağmen, 122 ülkenin desteğiyle kabul edildi. Bu konuda uğraş veren insanlar “Bugünün nükleer çağın sonunu başlatan gün olmasını umuyoruz.” derken, ABD, İngiltere ve Fransa ortak açıklama yaparak, “Anlaşmayı ne imzalamaya ne onaylamaya ne de gelecekte katılmaya niyetimiz yok.” diyerek “ne” olduklarını bir kez daha gösterdiler.

Yine de zirvenin bazı görece ciddi sonuçları oldu. Bunlardan biri ABD ve İngiltere’nin hem ticari konularda hem de uluslararası politikada birlikte hareket etmeye dönük adımlar atacaklarını göstermeleriydi. Katar krizinde “acil çözüm” için beraber inisiyatif almaları da bunu belgeler nitelikte. Bir diğeri ise “serbest ticaret” gibi temellerde Almanya’nın Çin ve Rusya ile teması artırması oldu. Bu “işbirliği” görüntüsünün önünde  NATO, Ukrayna krizi gibi önemli handikaplar elbette var.

Ha bir de unutmadan G-20’nin sonuç bildirgesinde Afrika ile iş birliği yapmalıyız demişler. Şu anda zaten aç kurtlar gibi Afrika’ya saldıran bu güçlerin “iş birliği” yapmasından sizi bilmem ama ben Afrika adına daha fazla endişelenmeye başladım bile.

İşin insanlık kısmına gelecek olursak elbette G-20 katılımcılarının bu konuda iyi bir sınav vereceklerini düşünmek fazlasıyla fantastik bir hayal olurdu. Varsa yoksa “para” konuşan, dünyanın-insanlığın geleceği ile ilgili kaygı duymak yerine, dünyaya hükmeden zengin elitlerin çıkarlarını sündüre sündüre sergileyen bu mahlukatlara, sokaktaki insanlar gerçek alternatifi “sınırsız dayanışma” diyerek gösterdiler. Asıl bu önemliydi. Hamburg’da ayaklananların sergilediği tepki, dünyayı kavrayacak örgütlü bir arayışa dönüştürülebilirse “başka bir dünya” yaratmak o zaman mümkün olabilir.



685
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: