Adaletin hacısı

guleryildiz@gmail.com | 21 Haziran 2017 Çarşamba

GÜLER YILDIZ


“Yürümenin Tarihi” Rebecca Solnit’in enfes kitabı. Yaşamın tarihiyle yürümenin tarihi arasındaki bağa dokunan yazar, insanın öyküsünü de bu bağ içinde tanımlamış:

“İki ayak üzerine kalkıp yürümemizle birlikte özgürleşen önayaklarımız (artık onlara kol diyoruz) ve ellerimiz sayesinde -düşe kalka da olsa-taşa, madene, çevremize şekil vermemizle başlıyor insanın öyküsü."

Bir “yürüme” havasındayız. Kimine göre epeyi geç kalınmış. Menzil belli, İstanbul, ama oradan daha öteye, Edirne’ye gidilseymiş adalet daha tez gelesiymiş.

Yürüyüşü başlatan, bu eylemiyle önce kendine şekil veriyor, bu şurda bir yerde dursun, dönüp bakarız yine. Geç-erken meselesi yol için anlamsız bir kıyastır. Yol kelimesinin ruhu da sürekli ilerlemenin, yürümenin, hareketin çağrısıdır. Durgun suyu biliriz mesela, ama biliriz ki duran yol yoktur!

‘Yürümeyenler yavaş yavaş ölürler’, diyordu Pablo Neruda. Muhtemelen bir bedenin hareketsizliğinin ağırlaştırdığı hayata değinerek. Ama bir metafor olarak kullandığımızda karşılığını daha iyi buluyor:

Bu adalet yeni mi gecikti, ya da yeni mi farkettiniz aslında bu topraklarda adaletin hiç olmadığını?

Yürüyüş gecikti ama yolun neresinden başlanırsa o açık kapatılabilir diyenlere katılıyorum. Yol az bir şey değildir, çok bir şey de değildir. Azla çok arasında insan düşüncesinin belirlediği durakları olan bir gitme halidir. Yürümenin bir merkezi yoktur ama menzili çoktur. Yürümek yol ve yalnızlığın değerinin bileşkesidir. Solnit’in işaret ettiği gibi yürüyüşü başlatan özgürleşmiş önayaklar artık yürüyenin yeni kollarıdır. Beyne olumlu sinyal yollayan enfes kollar! 

Şekilleniyorsun hacı!

Yol durmuyor, harekette kısıtlılık oluyor bu eylem sırasında. Yoldan dönmek, yoldan sapmak, yolu saptırtmak, dolambaçlı yollara sapmak gibi ardılları sayesinde öğreniyoruz ki, yol bayağı aksiyon sever bir eylem! Öyle düz yolda ne kokar ne bulaşır tarzda yürü yürü olmuyor. Bir de tabi yola ne için çıktığın önemli. Seni yoldan saptırtacak kadar aşkın bir idealin yoksa yol fikrini besleyen, düşersin. Kaybolursun. Şairin dediği gibi kaçınılmaz sıradanlık adına “herkesin gittiği yolu” seçersin. 

Edirne’ye gitmek, herkesin gittiği yoldan gitmemek demek. Yoldan sapmak demek değil ama. Aksine yola çıkış sebebinin tam karşılığı Edirne’dir hacı. Oraya doğru bir hamle ya da niyet beyanı, Anadolu’nun içini dışına çıkarır. Solnit tarihte gezinmenin doğasında “yoldan sapma ve saptırma”nın olduğunu söyleyerek, ekliyor: Niyetle sonun farklı olabilme ihtimali, yürümenin kimlik kartı gibi.” 

Yürü hacı, yaka kartın yeni kollarına dolalı!

Solnit bunu da anımsatıyor bize: “Yürüme metaforu, biz gerçekten yürüdüğümüzde tekrar hayat kazanır. Yaşam bir yolculuksa o zaman gerçekten yolculuk yaptığımızda ulaşmaya çabaladığımız hedefler, kaydettiğimiz ilerlemeler, gözle görülür başarılar sayesinde metaforlar eylemlerle birleşir ve yaşamlarımız elle tutulur hale gelir. Labirentler, hac yolculukları, dağ tırmanışları, açık seçik ve arzu edilen bir varış noktası olan doğa yürüyüşleri; bunların hepsi, bize bahşedilen zamanı, duygularımızla kavrayabileceğimiz manevi boyutlara sahip -kelimenin gerçek anlamıyla- bir yolculuk şeklinde algılamamızı sağlar.” 

Yürüyüş siyasal bir duyurma halidir metafor olarak. Bize iktidar ile muhalefet, merkez ile yerel hakkında gayet doygun bir bilme hali sunar. Hacı yürüyor, çünkü tartışılan bir muhalefet politikası vardır ve olması gereken yerde edilmeyen sözler birikmiş, yola taşmıştır. Hacı bir sabah kalkıp “Selvi ben diyorum ki şöyle bir yürüyek” ile başlamadı her şey. Sessizliğin yıkıcılığı itti onu sokağa. Sokaklar bağlandı biribiri ardısıra. Kent yolları bağlandı taşraya. Taşra patikaya, patika dağlara, dağlar ovalara, ovalardan sonra yol yeniden varlıklı hale dönüştü ve kentler kasabalar arasında ipince uzayıp, nehirler dolaştı. Menzil neresi? Menzil insanlık. Bu yürüyüş, halkın kursağına silah zoru ile tıkılan insanlığa… Bize, biz olmaya…İktidarın tasmasını sımsıkı kavrayacak güce ulaşmaya doğru uzuyor yollar… 

Kadın cinayetlerine, çocuk istismarlarına, yoksulluğun çirkinleştirilmesine, ötekileştirmenin resmiyetine, doğanın hunharca katledilmesine isyanın tertiplediği bir yürüyüşe dönüşsün işte şimdi. Nehirleri boğan, rüzgarları susturanlara bir tokat olsun ve de. Herkes yolda olsun, ne güzel!

Edirne bu işi kurtarır hacı, yolun İstanbul’dan bir tık öteye, seni de en kendi şekline kavuşturacak hedefe dönsün. Yola bırak kendini. Yol seni götüreceği yeri bilir hacı, direnme!



1030
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: