Yeni bir Lozan mı?

suatbozkus@gmail.com | 20 Mayıs 2017 Cumartesi

SUAT BOZKUŞ

Ortadoğu’da iki kutuplu dünya dengesine dayalı olan eski statükonun çöküşü ve yenisinin şekillenmesi kanlı çatışmalarla sürüyor. Aslında uzun süredir barış ve huzur görmemiş olan bölge daha da kanlı çatışmaların içine sürükleniyor.

100 yıllık statüko zaten sorunluydu. Filistin direnişi ve Kürt halkının isyanlarıyla statüko daha da sarsıldı. Halkların iradesini hiçe sayan bu statükonun miadı dolmuş bulunuyor.

İki kutuplu dünya sisteminin çöküşü ve çok kutuplu bir dünya sürecinde değişim süreci her yeri kapladı. Bölgeyi daha da kaygan-kırılgan hale getirdi. Kimse kendisini bu değişim rüzgarından ve etkilerinden kurtaramıyor.

Egemen Türkiye sistemi de bu değişim rüzgarlarından korkuyor. Değişim rüzgarlarının etkisiyle demokratikleşmenin güç kazanmasını tehlike olarak görüyor.

Egemen sistem, bu rüzgarla Türkiye’nin bölüneceğini düşünüyor. Bu nedenle değişimin ve demokratikleşmenin temel gücü olan Kürt Özgürlük Hareketini kanlı katliamlarla ezmek istiyor.

Bütün bunlar mevcut sistemin çıkmaz sokakta olduğunu gösteriyor. Kürtlerle barışçı-siyasi çözüm yerine Kürtleri imha etmeyi tercih eden bir Türkiye’nin aydınlık bir geleceği olamaz.

Türkiye’yi yönetenler bazı göstermelik değişimlerle göz boyamak, halkı kandırmak ve oyalamak istiyorlar. Ama bu arada halkların her türlü direnişini kanla bastırmak istiyorlar. Sorunlara demokratikleşmeyle çözüm aramak yerine şiddetle bastırmayı çözüm zannediyorlar.

Bu çıkmaz sokağa giren Türkiye’yi yönetenler bu yanlışta direndikçe, Türkiye’nin eskimiş bütün kurumları da sarsılıyor. Devletin bütün kurumları kargaşa ve bölünme içindedir.

Darbe teşebbüsüne giren ordu içinde yapılan büyük tasfiyelere rağmen durulma olmamıştır.

Yargı-polis ve sivil bürokraside, medyada ve iş aleminde „fetöcü“ bahanesiyle yapılan tasfiyeler hala sürmektedir.

Siyasi partiler paramparçadır. AKP, CHP ve MHP kaç parçadır belli değil. Hepsinde iç kaynaşmalar sürüyor.

„Tek adam“ diktasına yönelen Erdoğan bunca değişikliğe rağmen hala kendisini emniyette hissetmiyor. Binali Yıldırım’a bile güvenmediği için partili cumhurbaşkanı sistemine geçiyor ve AKP Genel Başkanlığına geri dönüyor.

Erdoğan’ın tek adam diktası sadece kendi hevesi değildir. Erdoğan liderliğinde bir dikta rejimi kurulması, Kürtlerin ve tüm demokratik muhalefetin ezilmesi politikası MHP ve CHP’yi de birleştirmektedir. Türkiye siyaseti, milli birlik ve beraberlik diyerek tek adam diktasına sarıldıkça daha da bölünüp parçalanmaktan kurtulamaz.

Bu politikaya karşı olan CHP’liler ve sol güçler açıkça ortaya çıkmak ve demokrasi güçleriyle bütünleşmek zorundadır.

Bölge ve Türkiye tarihi bir dönemeçtedir. Eski statükoyu sürdürmek olanaksızdır. Yenisinin nasıl olacağı ise mücadeleye bağlıdır.

Yeninin kurulması için şiddetli bir mücadele sürmektedir. Süper güçlerin her biri kendi çıkarına bir statü oluşturmak için bütün gücünü kullanıyor. Geleneksel yerel gericilik de kendisini ayakta tutmak ve güçlendirmek derdinde. Erdoğan’ın ve fedailerinin Amerika’daki saldırgan çırpınışı da bunu gösteriyor. Ama ne yaparlarsa yapsınlar, Kürt inkarına-imhasına dayalı yeni bir Lozan’ın artık başarı şansı yoktur.

Türkiye’nin geleceği de Kürtlerle savaşmak yerine anlaşmayı tercih eden bir demokratikleşmeyle istikrara kavuşabilir. Yoksa Ortadoğu’da akan kan daha da artacak demektir.

Sistemi sürdürmekte zorlanan ordunun generalleri ve subayları birbirlerine giriyor, çaresiz kalanlar Avrupa’ya kaçıyor. Ama Türkiye’den ve bütün dünyadan gönüllüler de Rojava devrimini savunmak için ülkelerini terk edip Rojava’ya koşuyor.

Gideni ve gelmekte olanı görmek, anlamak gerekiyor.



1299
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: