Trump-Erdoğan görüşmesi

18 Mayıs 2017 Perşembe

NAZMİ GÜR

ABD-Türkiye ilişkileri çok katmanlıdır. Bu nedenle bu ilişkilere “nokta” koymak söylendiği gibi kolay değildir. Kaldı ki “nokta” koymaya giderken evdeki durumu da gözardı etmemek gerekir. Trump-Erdoğan görüşmesi, ABD-Türkiye ilişkilerinde ne bir kırılmayı ne de yeni bir sıçramayı sağlamamıştır. Bu görüşmeye abartılı anlamlar yüklemek elbette bir yarar sağlamaz.

Trump, Türkiye’nin NATO üyeliğine vurgu yaparak ‘Soğuk savaş dönemi’ ve Kore Savaşı ile pekişen müttefiklik ilişkilerinin tarihsel arka planını hatırlatarak esas olarak ABD-Türkiye ilişkilerinin sınırlarını ve boyutlarını çizmiştir. Kaldı ki siyasi ve diplomatik ilişkiler açısından bakıldığında da ABD-Türkiye ilişkilerine herhangi bir noktanın konulması olası görülmüyor.

Ekonomik, ticari, güvenlik ve askeri ilişkiler; bu uzun erimli ilişkiye tek taraflı nokta konulmasına izin vermez. 

O halde yapılan neydi?

Nokta koyma isteği bir boş meydan okumadan başka neyi ifade ediyordu?

Olanın özeti: Trump Erdoğan’ın en çok ihtiyaç duyduğu şeyi bu görüşme ile vermiş oldu. 

Oval ofiste 20 dakikalık baş başa bir görüşme ve samimi birkaç fotoğraf. 

Elbette bu görüşme sadece bu fotoğraftan ibaret değil. Kamuoyuna yansıyan gündem dışında başka gündemlerin de konuşulduğunu tahmin etmek; iki ülke arasındaki çok katmanlı ilişkileride düşünürsek, zor olmasa gerek.

Aradaki gerilime rağmen Erdoğan’ın karşılanışı ABD’nin Türkiye’yi kolay kolay gözden çıkaramayacağının bir işareti. Bu nedenle Trump, Erdoğan’ın duymak istediklerini kısmende olsa söyledi. Türkiye’nin beklentileri ve umut ettikleri ise her halde masada uzun uzun müzakere edilecek ve sıkı pazarlıklar yapılacak. Esas olarak Erdoğan’ın iki beklentisi karşılık görmemiştir.

1- YPG’ye olan ABD desteğinin kesilmesi;

ABD SDG’ye başka bir deyişle YPG’ye ağır silah verme konusunda kararını değiştirmemiştir. Rakka düştü düşecek! Hal böyleyken ABD ve Koalisyon güçlerinin bu planını boşa çıkaracak olan Türkiye’nin Rakka önerisi gerçekçi görülmemekte ve zaman kaybından başka, başkaca niyetler barındırmaktadır. Bu nedenle Türkiye’nin bu tezi kabul görmemiştir.

ABD’nin Suriye Kürtlerine ağır silah desteğinden geri adım atmaması ve Rakka operasyonunu Suriye Demokratik Güçleri ile sürdürme kararlılığı, Kürtleri kaçınılmaz olarak bölgedeki en önemli aktörlerden biri olduğunun teyididir. Türkiye’yi endişelendiren işte Kürtlerin bu önlenemez yükselişidir.

2- Fethullah Gülenin Türkiyeye iadesi;

Bu da mümkün görünmemektedir. Çünkü katı bir güçler ayrılığı ilkesi ile yönetilen ABD’de Trump’ın yargıya istesede müdahelesi söz konusu olamaz. 

Geriye ABD-Türkiye ilişkilerinin bu iki fay hattı üzerinden sürdürülmesi meselesi kalıyor. Washington’dan gelen haberlere bakılırsa ilişkiler bu sıkıntılı başlıklara rağmen devam edecek. Aksini düşünülemezdi elbet. Dolayısı ile Trump’ın “Erdoğan ile çalışmak için sabırsızlanıyorum” söyleminin altında yatan gerçeklik “benimle çalışacaksan benim kurallarıma uyacaksın” anlamına geliyor. Yani “ben Kürtlerle çalışıyorsam sen de çalışmalısın. İpleri koparmak o kadar kolay değil. Askeri ve ekonomik alanda benimle çalışmak istiyorsan siyasal ve diplomatik alandaki gerilimlere son vermelisiniz” mesajını içeriyor.

Reza Zarrab davası Erdoğan için yukarıdaki ana gündem maddeleri kadar önemli ancak dikkat ederseniz bu geziyi izleyenler hiç gündeme getirmedi. Ama bu konu mutlaka konuşulmuştur. ABD’lilerin Gülen için verdikleri yanıtın Zarrab için de verdiklerini düşünüyorum. Bir farkla; bu davanın sonucu Türkiye’de 15 yıllık AKP iktidarını derinden sarsacaktır.

ABD, Rusya başta olmak üzere Dünya Suriye’deki Kürt yükselişini hayranlıkla izliyor. Destekliyor. Tanıyor. Ve demokratik bir Suriye’nin en önemli meşru aktörleri olarak kabul ediyor. Türkiye’nin Dünyayı karşısına alarak Kürtleri topyekün tehdit olarak görmesi gerçekçi bir tutum değildir. Türkiyenin bu yanlış politikadan dönmesi kendi çıkarınadır. Kürtleri hasım olarak görmek işleri dahada içinden çıkılmaz bir duruma düşürebilir. Kürtlerle dostluk ise Ortadoğu’da barışın ve istikrarın tesisi için elzemdir.

Bütün dünyanın bildiği bir gerçeği hatırlatmakta fayda var.

Kürtler olmadan Ortadoğu’da barış ve istikrarı sürdürmek çok zordur. 

Kürtlerle barış, bölge için demokrasi ve özgürlük anlamına geliyor.



1520
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: