Erdoğan-Trump görüşmesi ya da bizim zavallılığımız

17 Mayıs 2017 Çarşamba

AYKAN SEVER


Bu yazıyı hazırladığım sırada henüz Erdoğan-Trump görüşmesi gerçekleşememişti. Pazarlık masasına kim ne getirecek haftalardır tartışılıyor. Bunların en azından bir kısmını (artık ne kadarını paylaşırlarsa) bu yazıyı okumadan önce öğrenmiş olacaksınız. Belki de Erdoğan’ın istirhamlarını dile getirmesi için zamanı bile olmayacak. Çünkü son çıkan haberlere göre Trump kainat sultanına 20 dakikacık ayırmış.

İktidarlarını fazlasıyla kişiselleştirmiş, aile ve kendi mülklerinden başka bir şeyi dert etmeyen dere beylerini andıran iki kişinin buluşmasının “insanlık” diye bir hal varsa onun adına iyi bir şey üretmesini beklemek nafile. En azından bizim coğrafyamızda yaşayan insanların bir kısmının bu pazarlık sonucu geleceğinin belirlenecek olması ise hepimizin zavallılığı.

Bu görüşmenin sonucu ne olacak? İlki ve en önemlisi iktidarı her tür terör, hile ve çirkeflikle gasp etmiş olan Erdoğan’ın pozisyonu dünyanın bir numaralı gücü tarafından kutsanmış olacak. Erdoğan’ı kişisel olarak ilgilendiren bir diğer mesele Zarrab davası ile ilgili muhtemelen bazı adımlar atılacak. Erdoğan-Zarrab’ı kurtarmaya dönük yapılacak hamlelerin sonuç alması ise Amerikalıların pek bir övündüğü “bağımsız yargı”nın ne kadar dirençli olacağı ile de yakından ilintili. Suriye konusunda ise Erdoğan’ın Trump’a dayatabileceği fazla bir şey yok. Erdoğan’ın iç kamuoyuna bağırıp çağırmalarına rağmen bu konuda ciddi bir anlaşmazlık olup olmadığı da şüpheli. Belki de bütün vaveylası iktidar ortağı olan geleneksel kontracı kesimleri teskin etmek için. Yine de hiç bir şey yapmadım dememek için Erdoğan rejimi “Rakka operasyonuna gözlemci göndermek” gibi kırıntıların arayışına girişebilir. Kaldı ki bu konuda Trump karar verici değil, Pentagon’un planlarına tabii. Erdoğan daha fazla ne alabilir? Bu kapsamda basında şimdiden bazı sinyaller verildi. Bunun yoğunlaştığı alan ABD’nin Erdoğan rejimine PKK karşıtı faaliyetlerinde destek vererek mali-istihbari-askeri baskı politikalarının artırılması diye özetlenebilir.

Peki ABD ne istiyor? Bunun yanıtını daha önceki yazılarda İran’a karşı sürmekte olan alan çevirme harekatına daha fazla katkı diye özetlemiştik. Erdoğan hevesli olduğunu, bu mevzudaki çabalarını, Hamas’ın yeni siyasi belgesiyle gösterdi. Hamas’ın yeni pozisyonu, İhvan’ı görüntü de olsa dışlayan ve İsrail-Suudi eksenine oturan bir yönelim. Bu yaklaşım aynı zamanda Hamas’ı İran’dan da koparmayı önüne koyuyor. Erdoğan rejiminin katkılarıyla hazırlandığı aşikar olan Hamas’ın yeni hali, Erdoğan’ın Trump’a İsrail-Suudi Arabistan gezisi öncesi parende atarak adeta neler yapabileceğini gösterme uğraşı diye özetlenebilir. 


İran’a karşı hamleler artıyor

Trump’ın Suudi yönetimiyle yapacağı yeni yüz milyar dolarlık silah anlaşması ise İran’a dönük çevirme harekatının hız kazandığını gösteriyor. İran’da bu hafta yapılacak olan seçimlerin sonucunun bu gelişmelere ket vurması ise beklenemez. Geçtiğimiz hafta içinde İran’ın Suudi yönetimiyle yaşadığı restleşme bölgede savaşı zorlayacak türden gelişmelerin gündemde olduğuna işaret ediyor. Rusya ile bazı alanlarda iş birliğini sürdürmesi nedeniyle, bütünüyle ortaklarına güven vermese de şimdilik Sünni cepheye dahil olan Mısır’ın yanı sıra mali-siyasi baskılarla Lübnan yönetiminin de bu yönde zorlandığı görülüyor.

Trump’la ABD müesses nizamı arasındaki (FBI Başkanı Coney’in kovulmasında olduğu gibi) çekişmeler henüz bitmedi. Fakat büyük oranda dış politika Pentagon merkezli belirleniyor. Bunun örneklerinden biri, Trump Lavrov’la gülücüklü pozlar vermesine rağmen, ABD Senatosu’nda sergilendi. 1 trilyon yüz milyar dolarlık bütçenin 100 milyon dolarlık kısmı “Rus tehdidi”ne karşı ayrıldı. Geçtiğimiz hafta ABD Savunma Bakanı Mattis ise Baltık ülkelerini ziyaretinde “Rus tehdidi” üzerinde durdu. Sonuç: bu ülkeler yeni silahlar alacak. Rusya’nın bu gelişmelerden rahatsız olduğunu düşünmek yanıltıcı olur. Sovyetler Birliği döneminden farklı olarak silahlanma yarışı, Rusya için engelleyici değil aksine mevcut halde iktisadi çarklar içinde önemli bir dinamik.

Kuzey Kore mi dediniz? ABD, Çin’in bazı tavizlerini içeren (Çin, ABD’li kredi kartı şirketleri ve kredi derecelendirme kuruluşlarının kendi sınırları içinde faaliyet göstermesine izin verecek.) yeni bir ticari anlaşma yaptı, “K. Kore tehlikesi” de bir anda rafa kalktı. Bunda Güney Kore’de yapılan seçimlerin “sol” bir iktidar doğurmasının da biraz etkisi olabilir. Yalnız bu arızi durumu ABD’nin Çin’i zayıflatma stratejisinden vazgeçtiği yönünde yorumlamak doğru olmaz. Ama Pentagon merkezli yaklaşımın en azından şimdiye kadar Çin’le sıcak savaşa hevesli bir tutum çizmediği ise bir diğer gerçek.



1102
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: