Rindêxan tılsımı ve onurlu barış

17 Mayıs 2017 Çarşamba

GÜLİZAR TURAL


Kamran Simo Hedilî’nin Aram Yayınlarından çıkan Qêrînek Bêdeng-Rindêxan kitabını her Kürdün okumasını isterim. Kitap, Êliyê Ûnis’in oğlu Mihemmed Axa’nın önderliğinde gerçekleşen Xerzan direnişini anlatıyor. Kitabın her sayfasında tüylerim diken diken oldu. 1926, Mereto Dağı, Mala Êliyê Ûnis (Qewmê Çiyan)… Direnişin kaderini zafer ve mutluluktan yenilgiye ve trajediye çeviren ihanetçiler, Devşirme Tahirê Tûj şahsında kırımdan geçirilen bir çocukluğun halklara cellat oluşu… Rindêxan ve Sebrî’nin çocuk saflığındaki onurlu aşkı, son nefesine kadar direnen erkekler ve kadınlar, esir düşen Rindêxan, Malabadî Köprüsü...

Ülkesinin sınırlarını, ölümle-yaşam arasındaki sınır bilen Rindêxan. Yüzyıldır tılsım olup boynumuzda aşk, zafer, onurlu mücadele, onurlu barış, olmazsa onurlu ölüm diye sallanan Rindêxan türküsü… 

Rindêxan’ın nazenin ayaklarıyla arşınladığı Malabadî Köprüsü, onun sessiz çığlığıyla nasıl yıkılmadı? Batman Çayı, o gencecik bedenin direniş ve aşk ateşiyle nasıl kurumadı? Sevdiğini Batman Çayı’nda yitiren Bad’ın, insanlar sevdiklerine kavuşabilsinler diye inşa ettiği Malabadi Köprüsü, Rindêxan’ın Sebrî’ye ve Kürdistan’a olan aşkını birleştirdiği için, yıkılmadı. Batman Çayı, onurlu mücadelenin ve onuruyla ölmenin, aşkın tılsımını kanımıza zerk etmek için, kurumadı. 

Biz bu tılsımla, yüzyıla meydan okuduk, yüreklerimizi sağalttık, ihaneti ve işgali yenme azmi kazandık, isyan türkülerini taşıyan dağların ve suların çocukları olmaktan vazgeçmedik. Bu dağların ve suların aşkına, onların sevdası için ateş olup tutuşan nice gencin anısına biz, devşirme Tahirê Tûj zulmüne hep asi olduk!  

Aynı devşirme okulunda çocuklukları, insanlıkları katledilenler hala başımıza zulüm yağdırıyorlar. Hala bizi esir almak için yakıyorlar, kesiyorlar, asıyorlar.  Biz, onurdan, insanlıktan, aşktan ve barıştan kopmamak için onlarca yıldır mücadele eden Qewmê Çiyan! Ne zaman emeğimizle, kanımızla barış için bir umut yaratsak, göğümüze en kara savaş bulutlarını çağıran 21. yüzyılın karanlık ruhlarına; dişimizle-tırnağımızla direniyoruz. Yeminliyiz, mücadele etmeye, özgür yaşam inşasına emek harcamaya, bunca ağır savaşın, onurlu barışını yaratmaya. Onurlu barış şansına kapıları ardına kadar kapatan faşizme, diz çökmemeye, Xarput Buğday Meydanında asılan yetmişlik pirimizden beri yeminliyiz.  

Barış, en son 2013 Newroz’unda mavi bir umut olup Rindêxan tılsımı ile bize gülümsediğinde, yüreğimiz, ruhumuz Rêber Apo’nun “geleceğin adil, onurlu barışı ve olmazsa özgürlük savaşı” felsefesinde sağlamlaşmıştı. 1993 yılından beri, bu umut bize el sallayıp gülümserken; biz onun uğruna verdiğimiz tek bir damla kanı bile aklımızdan çıkarmadık. Bir uçurumda yeşeren Darê Qaç’a son türküsünü söyleyenleri, son nefeslerini sabah kuşlarına emanet etmek için ölümü saatlerce erteleyenleri, çiçeklere, çocukların gülüşlerine sevdalı ruhların Kürdistan göğüne emanet ettikleri kara, ela, kahverengi, mavi, yeşil bakışları asla unutmadık. Yarım anladık, eksik öğrendik, bedel verdik, trajedi yaşadık yaşattık, acıya kesildik saç telimizden tırnağımıza. Yandık kavrulduk, kesilip biçildik, gözlerimiz oyuldu. Anaların yüreklerine taş olup oturduk, ahı, andı, intikam yemini olduk gençlerin, çocukların… Onurlu barışın anlamında, felsefesinde ve tarzında dağların ve suların halkı, çocukları olarak derinleştik, piştik nihayetinde. 

Kaderimizi zafer ve mutluluktan yenilgi ve trajedilere çevirmek isteyen, toprağın, yıldızların, suların, ormanların tekmil öfkesini üzerine çekip lanetlenen ihanet; onurlu yaşam, onurlu savaş ve onurlu barışa yeminlenen Qewmê Çiyan’ı bu topraklarda asla bir daha yenemeyecek. Rindêxan, “Ülkemin sınırları Malabadi Köprüsü’nden geçer” dedi. Yaşamla ölümün, sevgiyle nefretin sınırlarının; direniş ya da ihanetle çizildiğini gösterdi bize. Sevdiklerinin ve halkının direnişinden sonra, Malabadi Köprüsünden ihanete yürümeyecekti. O, köprünün mimarı Bad’a ihanet etmeyecekti. Yurtseverlik, özgürlük ve onurlu barış savaşımının; aşkın da savaşı olduğunu söyleyen Rêber Apo ruhunu ve ruhlarımızı; onurlu yaşama köprü kuran bu yiğit isyan damarlarıyla besledi. Halklarımızın özgür yaşama kavuşması için inşa ettiği onurlu barış köprüsünün mimarı O! Biz bu köprüyü barış için savaşanlara açmakla, halkların barış umuduna ihanet edenlere kapatmakla yükümlüyüz.  

Kadınlar; Rêber Apo’nun “Herkes dağdan inse bile, onlar kendilerinin onurlu barışı sağlanıncaya kadar mücadele edecekler, inmeyecekler. Beritan direnişini biliyorsunuz… Teslim olmamak için kendini uçurumdan bırakıyor… Onurlu barış gelene kadar bu çizgiyi sürdürecekler” sözleri ile aydınlattığı yoldan ilerliyoruz barışa. Onurlu barışa olan aşkımızla! Onurumuz, Rindêxan’ın köprüsü, Beritan’ın çizgisi, Asya’nın Cizresidir. Bunlarla barışa yürüyoruz biz. Ama alelade, savaşmayanların eğlencelik barışına değil. Kanlarının son damlasına kadar savaşanların, hücrelerine kadar parçalanıp toprağa düşenlerin ruhlarını güldürecek kadar ciddi, anaların yüreğine su serpecek kadar derman olan bir barışa yürüyoruz. “Onurlu barış hamle”mizi, özgür yaşamı inşa kararlılığımızı; Mehmet Tunç’un “Biz diz çökmeyeceğiz!” sözlerindeki ruhla zafere götüreceğimizi biliyoruz. Onuruyla direnenler, onurlu barışı gerçekleştirecek olanlardır. Bu uğurda mücadele eden herkese ve İmralı’ya selamımla… 



581
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: